Erk maskesini reddederek İran’a kafa tutan devrimci kadın: Mina Qazi…

11:53

Sarya Gözüoğlu / JINHA


AMED – Tarihin eril raflarında yer almayan kadınların mücadele anlayışına bakıldığında erk zihniyetinin tüm baskılarına rağmen mücadele suyuyla yeşeren devrimci anlayışlarını her defasında yükselttiğini görebiliriz. Bunlardan biri de Kürt devrimcilerinden Mahabad Cumhuriyeti’nin kurucu kadrolarından Mina Qazi’dir. Mücadelenin perde arkasında durmayı kabul etmeyen Mina, erk maskesini reddederek yıllarca İran rejimine karşı kadın kimliğiyle savaşır ve tekrar başka bir Kürt kadının bedeninde mücadele çiçeği olarak açmak için yeminini verdiği doğduğu topraklarda yaşamını yitirir.


Kürt tarihine şöyle geriye dönüp baktığımızda dört parçaya bölünmüş aynı halkın tarihsel mücadele sürecini görebiliriz. Tarihte yer edinen erkek liderlerin isimlerini saymak mümkünken ne yazık ki aynı şeyi kadınlar için de söyleyemiyoruz. Peki gerçekten de yok muydu bu kadınlar? 21’inci yüzyılı kadın yüzyılı yapan mücadeleci Kürt kadınlarının tarihten gelen bir mücadele anlayışının mirasçısı olmaları gerekmiyor muydu? Evet beşbin yıllık egemen eril sistem,  Kürt kadınlarının da tarihini yerle bir eden politikalarını eksik etmedi. Fakat Kürtlerin kültürel anlayışına ters düşen kadının etkisiz ve pasif olması içten bile değildi. İşte bu yüzden Kürt tarihinde kadınlar her zaman perdenin arkasındaki gizemli güç olarak mücadelenin isimsiz kahramanı oldu.  Fakat egemen zihniyeti allak bullak eden mücadeleci Kürt kadınlardan biri olan Mina Qazi, başarının perde arkasında durmayı kabul etmedi ve Mahabad  Kürt Cumhuriyeti’nin kuruluşunda öncü bir rol aldı.


Kadın mücadelesinin örnek ismi olur


1908 yılında Mahabad’ta doğan Mina, genç yaşında tanıştığı mücadele anlayışıyla doğduğu toprakların baskıcı güçlerden arınması için çetin bir mücadele verir. Eşi Qazi Mıhemmed ile birlikte Mahabat halkı için yıllarca mücadele veren Mina,  mücadele anlayışının getirisi olarak Kürt direnişinin zaferini kazanır. 1946 yılında ilan edilen Mahabad Cumhuriyetinin kuruluşunda aktif rol alan Mina, eşi Qasi’yle beraber Kürtlerin cumhuriyeti için birçok ilklere imza atar. Cumhurbaşkanı Qasi Mihemmed’in eşi olarak kimlikleşmeyi reddeden Mina, bu anlamda Mahabadlı kadınların da kadın cins bilinci mücadelesi vermesi için birçok adımlarda bulunur.


‘Yekiti Afretani Jinen Kürdistan’


Mahalleden evlere kadar tüm kadınlara ulaşarak mücadele vermeleri için çalışmalarda bulunan Mina, kadınların erkeğin belirlemeleriyle giydirilen ölçütlerin karşısında durarak, cumhuriyet ilan edilmesinin hemen ardından 14 Mart 1946’da “Yekiti Afretani Jinen Kürdistan “(Kürt Kadın Birliği) kurarak başkanlığını eder.  Kadınların ideolojik olarak eğitim alamamalarının mücadele anlayışının en büyük eksikliği olarak gören Mina, ayrıca kadınların okuma yazma öğrenebilecekleri eğitim merkezlerini açar. Eğitimlerin yanı sıra Mina,  her bölgede düzenli kadın toplantıları yaparak, kadın sorunlarını konuşarak, çözüm arayışları başlatır ve kayıt altına aldığı kadın sorunlarını parti yetkilileriyle beraber partinin kadın sorunlarına karşı sorumluluk sahibi olmasını sağlar. 



Siyasal alanda ki mücadelesini kararlılıkla sürdürür


Mahabad’ı tıpkı çocuğu gibi sarıp sarmalayan yapısından dolayı Kürt halkının “dayê xanim”ı olan Mina, Mahabad’ın önemli kurcu kadrolarından olma görevini en güzel şeklinde yerine getirir ve halkıyla iç içe bir yaşam sürdürür. Şefkatli ve anacıl tavrıyla Mahabadlı halkına hiçbir zaman sözde lider tavrını takınmayan Mina, aynı yurtsever anlayışı çocuklarına da aşılar. İsmet, Elif, İffet, Münir, Fevziye, Süheyla, Pervin ve Meryem adında sekiz çocuğa sahip olan Mina, çetin mücadeleyle kazandıkları Mahabad’ın değerini çocuklarına her zaman anlatır ve onları yurtsever mücadele anlayışıyla emzirir. Eşi Qazi Mihemmed’in bir gün Fransa tarihini anlatırken, “Biliyor musun Mina, Fransız krallığının tarihinde kıtlık yaşanır. Ülke halkı neredeyse açlıktan ölecek dereceye gelir. Bunun üzerine dönemin kraliçesi halkının bir gün daha yaşaması için yüzüğünü satar” demesi üzerine Mina, kasasındaki tüm altın ve paraları Qazi Mihemmed’e verir ve Mahabad gelir kasasına bağışlar. Bunun üzerine mücadele anlayışıyla yeşeren Mahabad’ın güzel kadınları da Mina’dan etkilenerek altınlarını ülke bankasına bağışlar.


Tekçi zihniyetin kirli oyunları


Tarihin tüm sayfalarında görüldüğü gibi demokratik anlayışa sahip olan ülkeler gibi Mahabad da Cumhuriyetin ilanının ardından tekçi zihniyetin birçok baskıcı saldırılarına maruz kalır. Cumhuriyetin ilanının ardından da dış güçlere kaşı savaşan Mahabad halkı ne yazık ki yenik düşer ve 1946’nın 17 Aralık tarihinde yıkılır.  Dönemin Irak rejimiyle mücadele eden Barzani aşiretinin Mahabad’ta sığınması da bu yıkılışla kısa sürer. O dönem, tarih sayfalarında şöyle geçer: “Yenilgi sonrası Barzaniler Mahabad’tan çekilmek zorunda kalır. Qazi’nin idam edileceği her an biraz daha netleşirken Mina buna rağmen eşinin durumuna değil Barzani’lere ağlar. Mele Mustafa ve Barzani’lerin gittiği sırada havanın soğuk olduğu için günlerce ağlayan Mina,  gidiş sırasında kadın ve çocukların ağladıklarını ve  cehennem gününde, soğukta çoluk çocuğun yola çıkmasına gönlü razı olamamasına rağmen çaresiz sadece gidişlerini izlediği için yeterince mücadele etmediğini düşünerek kendini suçlar.


 Metanet ve kahramanlık


Bu sırada Qazi Mihemmed için İran rejimi  idam fermanı çıkarır. İdam fermanıyla beraber Mahabad Cumhuriyeti de böylelikle yıkılır. Mina ile Qazi’nin  idam kararının ardından aralarında geçen diyalog ise şöyle kalem alınır: “ Mina Xanım, Qazi’nin asılacağı günlerde hüzünlenip ağlar. Qazi Mıhemmed onu teselli ederken şöyle der, ‘sen neden ağlıyorsun… Kürt kadının ağlamaması lazım. Beni asacaklar bunu iyi biliyorum. Seninin de  bilmen lazım. Ama ağlamak Kürt kadınına hiç yakışmaz, hele sana hiç uymaz’ Mina bu görüşme sonrası metaneti ve mücadeleyi öne çıkararak, ağlamaktan vazgeçer. Ailenin bütün bireyleri yakınları, akrabaları, İran rejiminin gizli açık hedefi olmasına rağmen Mina Mahabad’tan kaçmaz ve mücadelesine devam eder. Sürgündeki kızları İffet Qazi İsveç’te İran İslami Cumhuriyet’inin içinde olduğu bombalı bir saldırı sonucu 1988 de şehit edilir. Öyleki İran rejimi İffet’in cenazesinin alınmasına dahi izin vermez…”  


O, devrim yemini içmişti bir kere…


Giderek yaşlanan Mina, Cumhuriyetin ilanıyla kadın olmasından ötürü evde oturma anlayışını kırdığı gibi ilerleyen yaşa rağmen mücadele edilebilirlilik örneğiyle bir ilke daha imza atar. Qazi’nin idam edilişinin ardından mücadelesini daha da sıkı bir şekilde sürdüren Mina defalarca tutuklanır işkence görür ve serbest bırakıldıktan hemen sonra tekrar mücadelesine kaldığı yerden devam eder. Mina 85 yaşında dahi tutuklanır ve sayısız işkenceden geçer fakat her zaman yaptığı gibi mücadeleye devam yeminini veriri ve mücadelesine devam eder. Çünkü Mina, mücadeleyle geçen yıllarında devrim yeminin bir kere verildiğini ve yaşamın her zerresinde bu yemine bağlı kalmak zorunda olduğunu çok iyi biliyordu.


 ‘Annem Kürt halkıyla gurur duyuyordu’


 Kızı Süheyla Mina’nın Mahabad’da bağlılığını verdiği bir röportajda şöyle dile getirir: “ Bizi ülkelerine götürmek için ABD’li yetkililer annemden izin istemişler. Yine İngiltere’den aynı talep gelmiş. Her türlü yardımı yapacaklarını vaat etmişler. Bizi halkımızdan ayırmak istiyorlardı. Elbette başka amaçları da vardı. Annem çocuklarının Kürt çocukları arasında büyümesi için buna izin vermemiş. Çünkü annemde halka çok bağlıydı. Kürt halkıyla gurur duyuyordu. Bu benim için bir şanstı. Çünkü Kürt çocukları arasında büyüdüm.” 


‘Yaşamında Kürdistan’ın kurtuluşu ve birliği, en başta yer tutar’


Kürdistan’ın kurtuluşu ve birliğinin her şeyden önde tutan Mina, her şeyden çok sevdiği Mahabad’ta 1998 yılında yaşamını yitirir. Mina, ölümüyle aslında bir zafer kazanır. Dönemin İran Rejimine karşı Cumhuriyet iddiasıyla mücadele eden bu kadın, doğduğu toraklarda ölme yemini yerine getirir ve Mina,  tekrar başka bir Kürt kadının bedeninde mücadele çiçeği olarak açmak için doğduğu topraklara gömülür…


  (sg/zd)