Yargılamalarda tek bir yaprak kıpırdamıyorsa…

08:37

 


Gülşen Koçuk / JINHA


AMED - Türkiye'de özelde Kürt halkı üzerinden sürdürülen hukuksuzluklara ilişkin konuşan Avukat Reyhan Yalçındağ, Paris, Roboski katliam davaları ile KCK davalarının Türkiye’deki hukuksuzluğun en iyi örnekleri olduğuna dikkat çekerek, “Adına Cemaat-AKP kavgası denilen bu süreçte KCK davaları ya da Kürtlerin muzdarip olduğu, total olarak düşman hukukuna tabi tutulduğu davaları incelediğimizde, tek bir yaprak kıpırdamıyorsa, bizim yurttaş olarak görülmediğimiz kabul edilmelidir” dedi.


Türkiye'de geçmişten bugüne gerçekleşen yargılamalar arasında çokta da bir fark olduğunu söylemek güç. İstiklal Mahkemeleri ile başlayan ikili yargı süreci günümüzde Özel Yetkili Mahkemeler (ÖYM) olarak şekil aldı. Şimdilerde ise ÖYM’lerin kaldırılması, yerine ise "terör" mahkemelerinin getirilmesi gündemde. Olağanüstü hal, darbe ve sıkıyönetim dönemlerinde gerçekleşen hak ihlalleri doğal hukuka, yani olması gereken hukuka, insanın doğuştan sahip olduğu haklara aykırıyken, çoğu hâlâ aydınlatılmış değil. Geçmişte yaşanan ve yaşatılan ihlalleri, devlet yapardı ama bunu resmi olarak yapmazdı. Günümüzde ise devlet yine ihlal yapar, ama ihlalin ardından kılıf olarak kanununu da çıkarma anlayışında. Bugün "Kuvvetler ayrılığı önümüzde büyük bir engel" diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, aslında yargı, yasama ve yürütmenin tek elde toplandığı gerçeğini dile getirmiyor. Bu durumun somut örneklerinden biri, Hükümet Sözcüsü Hüseyin Çelik'in 59'uncu duruşması görülen KCK ana davasının ara karar günü yaptığı "PKK silah bırakırsa, KCK davasında tahliyeler konuşulabilir" açıklaması oldu.


'Askerin 10 yılda bir yönetime el koyduğu bir ülkedeyiz'


Türkiye'nin çoklu partili sisteme geçişten sonraki yönetimin hemen 3 kişinin idamı ile sonuçlanan bir askeri darbe olduğunu hatırlatan Avukat Reyhan Yalçındağ, bu dönemin ardından Türkiye'nin, her 10 yılda bir askeri darbelerin yaşandığı bir ülke olduğuna dikkat çekti. Güçler ayrılığı meselesinin sadece son 12 yılda tartışılan bir konu olmadığını belirten Reyhan, "Askerin 10 yılda bir yönetime el koyduğu yerde, hangi güçlerin neredeki ayrılığından bahsediyoruz? İkincisi olarak, son 12 yıllık AKP pratiğini konuşmak gerekirse, her seferinde oyların daha artmasıyla alakalı bütün toplumun temsilcisi olması gerekirken; klasik, reddeden, inkar ve imha eden bir yaklaşım mevcut. Hatta daha tehlikeli olanı da 'Ben bu kadar oy sahibiyim, haddinizi bilin' diyor. Gezi olaylarında da 'Biz de gerideki yüzde 50'yi sokağa dökeriz' deniliyor. Bu kadar merkezinde insan, toplum olmayan, ilkel bir yaklaşımla karşı karşıyayız" vurgusunu yaptı.


'Yargı iktidarın oyuncağı haline geldi'


Türkiye'de hırpalanan, iktidarın, AKP şahsında otokrasinin elinde oyuncak haline gelen bir yargı gerçeği olduğuna işaret eden Reyhan, yargıya dönük yaklaşımları ve tespitlerini dile getirdi. Hükümetin yargıya müdahalesine dikkat çeken Reyhan, "Bu ülkenin Başbakanı, hükümet sözcüleri 'Suçsuz yere cezaevlerinde yatan insanlar var' derse, birileri de kalkar 'Şaka mısınız siz' der. Nasıl bir ciddiyetsizliktir bu. Nisan 2009'da KCK adı altında yürütülen operasyonlar başlar başlamaz kaç defa hükümet yetkilileri 'Biz yargıya talimat verdik, gereği yapıldı' cümleleri kullanıldı. Bundan 3 ay önce KCK ana dosyası olarak bilinen dosyada tam tahliye taleplerini sunduğumuz ara karar günü, öğlen arasında Hüseyin Çelik'in Hükümet adına bir basın açıklaması sitelere düştü. 'PKK silah bırakmadığı sürece KCK davasında tek bir kişi tahliye edilmeyecek' dedi. Mahkeme sensin, Başbakan sensin, yargı sensin, yürütme sensin, var mı böyle bir şey?" ifadelerine yer verdi.


'Devlet 17 Aralık'tan sonra yargının bağımsız olmadığını söyledi'


"Yolsuzluk operasyonu" olarak bilinen 17 Aralık operasyonları ile yargının bağımsız olmadığının devlet yetkilileri tarafından dile getirildiğini söyleyen Reyhan, insan hakları savunucuları olarak yıllardır yargının bağımsızlığı için mücadele ettiklerine işaret etti. Üç çocuğu ile cezaevlerinde olan annelerin, 65 yaşında cezaevine konulan müvekkillerinin olduğunu aktaran Reyhan, Sadece Newroz'a katıldığı için 5 buçuk yıl ceza alan müvekkillerimiz var. Anayasa Mahkemesi'nin Mustafa Balbay kararından sonra yerel mahkemelerdeki direnci gördük. Adına Cemaat-AKP kavgası denilen bu süreçte KCK davaları ya da Kürtlerin muzdarip olduğu, total olarak düşman hukukuna tabi tutulduğu davaları incelediğimizde bir tek yaprak kıpırdamıyorsa, bizim yurttaş olarak görülmediğimiz kabul edilmelidir” dedi.


'Geçmişte ordu vardı şimdi ise polis devleti gücü'


Türkiye'de yaşanan hukuksuzlukların son örneklerinin ise Paris suikasti ve Roboskî katliamı olduğunu sözlerine ekleyen Reyhan, Türkiye'nin bir taraftan, Paris'te üç Kürt kadın siyasetçi Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez'in katledilişi ile ilgili MİT'ten birçok resmi kuruma kadar birçok alanı ilgilendiren soruşturmanın hala gizli tutulduğunu, Roboskî'de 34 tane insanı savaş uçağı bombalarıyla katledilmesi olayına ise "kovuşturmaya yer olmadığı" kararının verildiğini hatırlattı. Reyhan, hukuksuzlukların özelde Kürtlere yöneldiğine dikkat çekerken, bunun yanı sıra çocuk istismarlarının, çocukların fuhuş şebekelerine düşürüldüğünde bir sürü uzman çavuşun adının geçtiği çete davalarının, günde bir savaş bilançosundan daha ağır olabilecek boyutlarda kadın cinayetlerinin yaşanan hukuksuzluğu gösterdiğinin altını çizdi. "Mantalite yerinde durduktan sonra; geçmişte ordu diyorlardı bugün de korkunç bir polis devleti gücü deniliyor" diyen Reyhan, "Sokakta toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkını kullanan insanlar öldürülüyor da kim yargılanıyor? Katillerin polis olduğu belli ama yargılanan kim, tutuklanan kim, ceza alan kim?" sözleriyle, yaşananlar karşısında tepkisini dile getirdi.


'Türkiye'de binlerce Kürt hukukçu var, kimse bizim adımıza karar veremez'


Hala Türkiye'de devam eden mahkeme süreçlerinin anti hukuksal yargılamalar olduğunu bildiklerini kaydeden Reyhan, her şeyden önce özel yetkili mahkemelerin yargılamalarını tanımadıklarını dile getirdi. Reyhan, 1990'lı yıllardan bugüne kadar müebbet, ağırlaştırılmış müebbet alan kişilerin dosyalarında alınmış ifadelerin işkenceler yoluyla alındığını hatırlatarak, bu sürecin Kürtleri politik muhalefetten uzaklaştırmak ve yok etmenin başka bir biçimi olarak kullanıldığına değindi. Türkiye Barolar Birliği'nin de genel affa ilişkin tutumlarını eleştiren Reyhan, "Bizler yasa gereği Türkiye'deki barolar birliğine de üyeyiz ama, kimse bizim adımıza konuşamaz. Sonuçta binlerce Kürt hukukçu da var. Biz de bu anlamda kendi süreçlerimizi yaşıyoruz. Bu 30 yıllık korkunç anti hukuksal tüm kararların infazı gerçekleşiyor bile olsa, yeniden bu sayfaların açılması gerekiyor. İşte biraz da budur geçmişle yüzleşmek. İnsanların hayatları dört duvar arasında çürüdükten sonra hangi geçmişle yüzleşme?  Meselenin bir diğer yanı da şu anda artık geri dönülemez bir süreç var tutuklu uzun yargılamalarla alakalı. Türkiye şu pratiğini bırakacak: Uluslararası sözleşmeleri imzalayacağım ama ihlal etmeye devam edeceğim. Tazminatımı öderim, ihlalimi yaparım. Yok böyle bir şey" açıklamalarında bulundu.


(gk/mg)