Yazar kadınlar, edebiyata yeni bir boyut kazandırıyor

08:36

 


Sarya Gözüoğlu – Nurcan Yalçın / JINHA


AMED – Ortaya çıkardıkları eser ve edebiyat alanında emekleriyle hızla görünür hale gelen yazar kadınlar, edebiyat alanında yaptıkları çalışmaları değerlendirdi. Yazar kadınlardan, sokaktan uzak sokağı ustalık ve içtenlikle anlatan tutsak edebiyatçıların eserlerini inceleyen edebiyat eleştirisi yazarı Ayşegül Tozeren, son iki yıldır yoğun olarak Zindan Edebiyatı üzerinde çalıştığını dile getirerek, “Çünkü cezaevlerinde edebiyatta yeni bir damar yakalanabileceğine inanıyorum. Özellikle toplumsalı, sokağı konu alan bir damar yakalanacak” dedi.


En az insanlık tarihi kadar eskilere dayanan edebiyat, kadınların toplumsal tabular, yasaklar karşısında direnişlerini, mücadelelerini anlatmalarının da bir yolu olmuştur. Roman, öykü, şiir, deneme ve edebiyatın daha birçok alanında güçlü kalemler adını tarihe ve henüz yazılmayı bekleyen kadın tarihine not düşmüştür. Sözlü edebiyat döneminden bu yana kadar edebiyatta var olan fakat varlıklarının görülmediği yazar kadınlar, son dönem edebiyatında daha görünür kılınmıştır. Kürt edebiyatında da yaşanan bu değişim ile kalemlerini eline alarak mücadele eden kadınların isimleri hızla ön planda yerini almıştır. Yazar kadınlardan bulundukları dört duvar arasında sadece kasvetli sisli ortamları değil; yaşamı, sokakları, dağları, doğayı, kimi zaman tutsak olmayan yazarlardan daha derin, daha içten anlatabilen  yazarların yarattığı “Zindan Edebiyatı” üzerinde çalışan edebiyat eleştirisi yazarı Ayşegül Tozeren, UNESCO’nun kaybolan diller arasında gösterdiği Zazaca dilinde öyküler yazan Elida Zerri ve “Xwezî Carek Min Ew Bidîta” isimli ilk öykü kitabını yayımlayan Enise Şirin, edebiyat alanında gerçekleştirdikleri çalışmaları değerlendirdi.


‘İçerideki kadın yazarların edebiyattaki yenileşmeye katkısı olacak’


Son iki senedir yoğun olarak Zindan Edebiyatı üzerinde çalıştığını dile getiren Ayşegül Tozeren, “Çünkü cezaevlerinde edebiyatta yeni bir damar yakalanabileceğine inanıyorum. Özellikle toplumsalı, sokağı konu alan bir damar yakalanacağını düşünüyorum” ifadelerinde bulundu. Zindanlarla birlikte gelişecek olan edebiyatın 1990 kuşağı ve sonraki kuşaklara anlam katacağını sözlerine ekleyen Ayşegül,  bir yazı masasına dahi sahip olmadan eserler yaratan cezaevlerindeki kadın yazarların da edebiyattaki yenileşme hareketine katkısı olacağını belirtti. Tutsak yazarların hem tecritte, hem de kendilerinin yalnız kalamadıkları bir ortamda bulunduklarını dile getiren Ayşegül, “Ruhsal bir tecrit var fakat yalnız kalmak da zor. Çünkü aslında denetim altındalar. Tutsak yazarlar, böyle bir durumda yazıyor” dedi. Tutsak olmayan yazarların tutsak yazarlara karşın çok iyi olanaklara sahip olduğuna işaret eden Ayşegül, dışarıdaki yazarların bilgisayar ile yazmak gibi imkanları olmasına rağmen tutsakların bu imkanlara ulaşamadığını hatırlattı.


‘Olanaksızlıklar içinde nitelikli romanlar yazılıyor’


Cezaevlerinde yazan yazarlara ilişkin Ayşegül, “Bir yazarın şöyle bir ifadesi vardı: ‘Dizlerimi kendime doğru çekerek yazıyorum.’ Bu anlamda 300 sayfalık bir yazıyı böyle yazdığınızı bir düşünün” şeklinde konuştu. Cezaevi koşularında iyi bir eser yazabilmek için yoğunlaşmanın da zor olduğunu belirten Ayşegül, “Bu kadar yoğun bir çabanın ardından bir de yazılanlar dışarıya gönderiliyor. Dışarıda tapa ediliyor, ardından tekrar içeriye gönderiliyor” sözleriyle cezaevlerinde yazılan eserlerin geçtiği süreçten kısa bir kesiti ifade etti. Herşeye rağmen cezaevlerinden nitelikli romanlar çıktığını kaydeden Ayşegül, “Örneğin Mahmut Yamalak’ın ‘Mermer Kanatlı Kuşlar’ı, Rojbin Perişan’ın romanlarını bu kapsamda sayabiliriz. Gün itibariyle tecritteki tüm yazarların özgür kalmasını ve edebiyatta gelişecek yenileşmenin kadın dilinde gerçekleşmesini diliyorum” dedi.


‘Özgürlüğü ve mücadelemizi anlatan öyküler yazıyorum’


Bir diğer yazar kadın, Elida Zerri, UNESCO’nun araştırmalarıyla Dimilkî lehçesinin 20 yıl içerisinde yok olma riskiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekerek, kendisinin de bu bağlamda Dimilkî dilinde öyküler yazdığına değindi. Elida, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okuduğunu dile getirerek, “Kendi dilime sahip çıkmak için öyküler yazıyorum. Weroj gazetesinde ve Vate dergisinde köşe yazarlığı yaptım. Şimdi de Azadiye Welat’a yazıyorum” dedi. Öykülerinin kaynaklarına değinen Elida, “Bazen köy köy dolaşıp yaşlı anne ve dedelerimizden bitmeye tükenmeye yüz tutmuş öykülerimizi dinliyorum ve bunları yazıya geçiriyorum” sözlerine yer verdi. “Bir milletin varlığı o dile bağlıdır” diyen Elida, bölgeye ve Kürtlere ait öyküleri, masalları ve yok olmaya yüz tutmuş Kürt edebiyatını canlandırma mücadelesine devam edeceğini ifade etti. Yazılarının içeriğine ilişkin konuşan Elida, “Bir edebiyatçı ve Zazaki aşığı olarak, kültürümüze dair yaşlılarımızdan dinlediğimiz, özgürlüğümüzü ve mücadelemizi anlatan öyküleri yazıyorum. Öykülerim kitaplaştırılmadı fakat ileriye dönük olarak kitap çıkarma planım var” dedi. Elida Kürt gençlerine seslenerek, Kürt gençlerinin dillerine ve asıllarına sahip çıkmaları gerektiğini vurguladı.


‘Kürtçe öyküler, Kürt yaşamından geldiği için değerlidir’


Kürt Yazarlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve başarılı yazar kadınlardan Enise Şirin, ilk kitabı olan ve bir anneyi anlatan “Xwezî Carek Min Ew Bidîta” isimli öykü kitabına değindi. “27 yıl gerilla olan çocuğunu görmediği için, gözleri yolda kalan ve sonunda çocuğuna kavuşamayarak yaşamını yitiren bir anneyi anlatıyorum” diyen Enise, “Anne kendini ifade edemiyor fakat bu konumda aslında o anne de bir gerilladır” dedi. Öyküsündeki anneyi emekçi ve yüreği yanık bir anne olarak tanımlayan Enise, “Ben sadece bunun hakkını vermek istedim.  Bu nedenle onun adına ilk kitabımı çıkardım” ifadelerine yer verdi. Kitabında hikayesini anlattığı anneyi tasvir eden bir resim kullanan Enise, kitabıyla, Adana’da TÜYAP günlerine katılırken, “Şimdiye kadar kitabıma iyi bir yorum gelmese de, değerli bir hocamız bana dede ki sen hep yaz. Bu sözünden çok güç aldım. Benim yazılarım ve kitaplarım yorumlanıyor ve okunuyor. Dilerim ki her zamanda yorumlanır ve okunur, bundan mutluluk alırım” şeklinde konuştu. Kürtçe öykülerin Kürt yaşamından geldiği için çok değerli olduğuna dikkat çeken Enise, “Değerli bir arkadaşım ‘Öykü bir fotoğraf karesidir, ama roman bunun biraz daha ilerisindedir. Bunun içinde fotoğraf kareleri çok fazladır hayatımızın içinde. Önemli olan o karelerin kaybolmamasıdır ve öykü gibi yazılmasıdır’ derdi” ifadelerinde bulundu.


(ny-sg/gk)