Jineoloji Konferansı tartışmalarla devam ediyor
17:08
JINHA
KÖLN - Almanya'nın Köln kentinde dün başlayan Jineoloji Konferansı’nda konuşan Kürt Kadın Hakları Savunucusu Songül Ömürcan, “Kadın yitimi aynı zamanda ekolojik temelli doğal toplum yapısının da bozulmasına yol açtı. Kadına karşı gelişen şiddet, köleci toplumdaki büyük insan katliamının da habercisi oldu. Toplumsal değerler ve fiziksel varlık anlamında büyük bir kadın katliamı yaşanmıştır” dedi.
Almanya'nın Köln kentinde dün başlayan Jineoloji Konferansı bugün birinci oturumu ile devam etti. Moderatörlüğünü Ellen Jaedicke'in yaptığı Çarpıtalan Tarih-Çarpıtılmış Kimlikler' başlığıyla gerçekleştirilen oturumda Dr. Camilla Power, Gunnel Christine Hinrichsen ve Songül Ömürcan konuştu. Oturumda "Bizi İnsan Haline Getiren Devrim ya da Devrimci Cins" başlığıyla ilk konuşmayı yapan Dr. Camilla Power, öncelikle böylesi bir buluşmada kendisine konuşma fırsatı tanındığı için onur duyduğunu söyledi. İnsanın insan olma macerası ve bu macerada kadının özel rolü konusunda bilgilendirme yapan Camilla, uygarlık öncesi kadınların elde ettikleri değerlere vurgu yaptı. "Kadınların, bu konularda bilimsel araştırmalara ihtiyaçları yoktur, çünkü kadınların kendisi bilimdir" diyen Camilla, günümüze kadar ulaşan kadın değerlerine ilişkin kanıtları da görsel olarak sundu. Doğal toplum kutsallıkları ve ritüellerini hala yaşatan gruplar ve topluluklar olduğunu söyleyen Camilla, kolektif olma, dayanışma kültürlerini bunlara örnek olarak gösterdi. Tarihe bakıldığında dilin, kültürün, toplumsallığın, bilginin ve benzeri birçok şeyin ilk yaratıcısının kadın olduğunu söyleyen Camilla, "Bu yaratımlar tarihin en büyük devrimidir" dedi.
‘Biz kendi tarihimizi yazacağız’
Dr. Camilla Power’in ardından söz alan ve "Neolitikten, Sümer Şehir Devletine" başlığıyla konuşmasını yapan araştırmacı Gunnel Christine Hinrichsen, "Neolitik zamana, yani 5 bin yıl öncesine değineceğim. Kültürler eş zamanlı olarak gelişmediler. Taş devrinden bahsettiğimiz zaman bu onların ilkel olduğu anlamına gelmez. Bunların ilkel olduğu yönündeki algı, kesinlikle erkek zihniyetinin bize aşıladığı algılamadır. Neolitik dönemde kadının gücü ve etkisi çok büyüktü. Kadınlar yerleşik yaşama geçerken, kendi köylerini kurdular ve toplumsallığı yarattılar" diye konuştu. Doğal toplum insanlarının doğa ile güçlü bir bağ içerisinde olduğunu kaydeden Gunnel, Kürtleri ve Newroz Bayramı’nı buna örnek olarak gösterdi. "Bunları bilmeli ve tanımalıyız, desteklemeliyiz" diye belirten Gunnel, doğal toplum insanlarının doğayı kutsadıklarını ve kendilerini onun bir parçası olarak bildiklerini ifade etti. Gunnel, doğayla uyumlu yaşayan toplulukların yaşamından örnekler sundu. Son olarak kadınların dünya çapında güçlü bir örgütlülük yaratabileceğini, bugün yapılan konferansın buna örnek olduğunu söyleyen Gunnel, "Biz kendi tarihimizi yazacağız" dedi.
‘Yazılan tarih erkeklerin tarihidir’
Kürt Kadın Hakları Savunucusu Songül Ömürcan ise "Egemen Tarih Yazımında Karartılan Kadın Gerçekliği" gündemiyle konuşmasını gerçekleştirdi. "Tarih kimin içindir, tarihi kimler yazdı? Biz kadınlar tarih denen 'kendini bilme süreci'nin neresindeyiz?" sorularının oldukça önemli olduğunu ifade eden Songül, "Yazılan tarih, erkeklerin tarihidir" dedi. Erkek egemenlikli uygarlığın ilk çelişkisinin sınıf çelişkisi değil, cins çelişkisi olduğunu kaydeden Songül, “Kadın köleleştikçe toplum da köleleşmiştir. Yani bütün kölelikler kadın köleliğine bağlı olarak gelişmiştir. Hiyerarşik toplumun ilk kurbanı kadının komünal düzenidir. Kadın cinsi kırılmıştır. Bu tarihi değiştirmiştir. Kadınlar şahsında insanlık kırılır. Açıktır ki bu erkeğin ‘tarihsel kurnazlığıdır” ifadelerini kullandı.
'Kadın tarihi ters yüz edilmiştir'
Toplumsallaşmanın ilk süreçlerinde yani doğal toplumda cinsiyetçiliğin olmadığını bugüne kadar ulaşan bir çok veride görülebildiğini, ancak sonrasında kadının tarihinin ters yüz edildiğini belirten Songül, “Kadın yitimi aynı zamanda ekolojik temelli doğal toplum yapısının da bozulmasına yol açtı. Kadına karşı gelişen şiddet, köleci toplumdaki büyük insan katliamının da habercisi oldu. Toplumsal değerler ve fiziksel varlık anlamında büyük bir kadın katliamı yaşanmıştır. Dört duvar arasına sıkışması yetmezmiş gibi bir de peçelenmesi ve hareket alanının tamamen erkeğin izni dahilinde olması, hatta tanrıya olan bağlılığının bile erkeğine olan sadakat kuralına bağlanması kadına kalan tek yaşam seçeneği olmuştur. Kadın çoktan özne olmaktan çıkmış, nesne haline gelmiştir" sözlerine yer verdi.
Songül Ömürcan'ın konuşması ardından, katılımcıların sorularıyla konferansa devam edildi.
(mg)

