‘Kadınlar gerçeklerden değil, hakikatlerden bahseder’
11:01
JINHA
KÖLN- Jineoloji Konferansı'nda konuşan Nazan Üstündağ, "Kadınca bilmek, genelleştirmelere karşı koymak anlamına da gelir. Kadınca bilmek bir çeşit delilik olmalı. Dünyanın en baş döndürücü tanıklıklarını kadınlar yazmıştır. Kadınca bilmek, olmayanla olan, görülmeyen ile görülen arasında dururken, delirmektir. Kadınlar gerçeklerden değil, her zaman hakikatlerden bahseder " dedi.
Almanya'nın Köln kentinde gerçekleştirilen Jineoloji Konferansı Kadın Bilimi konulu ikinci oturumu ile devam etti. Üniversite salonunda süren konferansın ikinci oturumunda İstanbul Boğaziçi Üniversitesi’nde doçent Nazan Üstündağ, Basklı SORTU üyesi Iraide Lajarre, Kadın hakları aktivisti Maria Hagberg, Güney Afrika Komünist Parti Merkez Komite üyesi Grace Pampiri Bothman, KCD-E Eşbaşkanı Songül Karabulut birer konuşma yaptı. Oturumda ilk konuşmayı yapan İstanbul Boğaziçi Üniversitesi Doçenti Nazan Üstündağ, mitolojik, dini ve felsefik söylemlerde kadınların nasıl yaşamdan kopartıldığını ve parçalandığını, bu zihniyet temelinde kadına kader-kaderizlik, iyi-kötü, akılcı-aptalca, günah-sevap gibi yol haritası çıkarıldığını belirtti.
‘Kadınlar her zaman hakikatlerden bahseder’
Kadınlara genel olarak edilgen, pasif bir bir rol biçildiğini, ancak bu rolün dışına çıkan ve aktifleşen kadınların ise cadı olmakla, kötü olmakla suçlandığını kaydeden Nazan, "Kadınlar için detaylar her şeydir. Kadınca bilmek, genelleştirmelere karşı koymak anlamına da gelir. Kadınca bilmek bir çeşit delilik olmalı. Dünyanın en baş döndürücü tanıklıklarını kadınlar yazmıştır. Kadınca bilmek, olmayanla olan, görülmeyen ile görülen arasında dururken, delirmektir. Kadınlar gerçeklerden değil, her zaman hakikatlerden bahseder" diye konuştu.
Iraide: Tüm yaşam erkeğe göre dizayn edilmiştir
Bask SORTU Partisi’nden Iraide Lejaretta ise "Komünal Ekonomi ve Sosyal Ekoloji" başlığıyla yaptığı konuşmasında ataerkil düzenin cinsler arasından erkeğin üstünlüğü olduğunu belirtti. Tüm yaşamın ataerkil düzenin devamı için dizayn edildiğini vurgulayan Iraide, “Kapitalist sistem kadının çalışma şartlarını erkeklerin lehine düzenlemiştir. Sosyal alana baktığımızda kadınlar çocuklarla ilgilenmek zorundadır. Dolayısıyla kadınlar çalışmada hem az kazanmış, hem de toplum içindeki sosyal görevlerini yerine getirdiğinde zenginleşme yerine yoksullaşma yaşamışlardır. Kadının siyasi haklarını da dikkate alınmıyor. Çünkü kadınlar toplumda ikinci sınıf vatandaşlar olarak görülüyor” sözlerini ifade etti.
Maria:Mezopotamya kadınların yurdudur
"Rönesansta Kadın Hakları ve Pozitivizmin Rolü" konulu gündemde konuşan feminist araştırmacı Maria Hagberg, konferansa katılma fırsatını yakaladığı için gurur duyduğunu belirtti. "Mezopotamya kadınların ana yurdudur. Kadınlara ‘jin’ yani hayat deniyor" diye konuşan Maria, Kürt kadınlarının bugün ulaştığı düzeye ve elde ettikleri kazanımlara dikkat çekti.
Grace: Kapitalizm en dehşet durumdur
Güney Afrika Komünist Parti Merkez Komite üyesi Grace Pampiri Bothman konferansı organize eden kurumlara teşekkür ederek başladığı konuşmasında "Sosyalizm gelecektir ve şimdi kurmamız gerekiyor. Ben şimdi bu imkanı korumak istiyorum. Kapitalizm bu dünyada en dehşet verici durumdur. Kimliğimizi elimizden aldılar, dilimizi, kültürümüzü alıyorlar. Sadece kar bazında hareket ediyorlar. Kârı da kendilerine alıyorlar. Fakirden alıp zenginleri daha da zenginleştiriyor. Ve Kapitalizm kadını toplumun ayakları olarak görüyor" dedi.
Songül: Kapitalizm sürekli savaş halidir
"Kürt Kadın Hareketi'nin Ataerkillik ve Ataerkil Kapitalizme Karşı Teorik Vizyonu" gündeminde konuşan KCD-E Eşbaşkanı Songül Karabulut, "Kapitalizm nihai zaferini ve ebediyenliğini, ‘Tarihin sonu’ olarak kendini tanımlamaya ve lanse etmeye çalışsa da, bunun böyle olmadığı, her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. İddia edildiğinin tersine, aslında Modernite tarihinin sonuna doğru bir ilerleyiştir kapitalizm. Mevcut tüm sorunların ne bu zihniyet yapısı ile ne kapitalizmin ve Uygarlığın araçları olan Ulus-Devlet ve endüstriyalizmle, ne de onun ideolojik yapılanması olan milliyetçilik, dincilik, bilimcilik, cinsiyetçilikle aşılamayacağı, aşmak burada kalsın bunların derinleştirdiği sorunlar olduğunun bilinci ile yaklaşarak, bunlardan kurtulmanın, çözüm için olmazsa olmazı olduğu açıktır. Çıkışı, iktidar ve sömürünün kaynağı olan kadın köleliğinin sonlandırmasında aramak ve başlangıcı burada yapmak, çözümün merkezine cinsiyetçiliğin özgürleşmesini koymak, var olan toplumsal sorunların çözümüne, en doğru ve değerli katkıyı sağlayacaktır" sözlerini ifade etti.
Feminizm nereye gidiyor?
Moderatörlüğünü, Susanne Rössling yaptığı üçüncü oturumda Dr. Muriel Gonzalez Athenas “Radikal ve Eleştirel Feminizm: Feminist Epistemoloji”, Ayşe Düzkan, “Feminizm Nereye Doğru Gidiyor: Eleştirisi ve Yeni arayışlar” Ann-Kristin Kowarsch “Mirasımız ve Geleceğimizi İnşa Etme” konularına ilişkin sunumlarını gerçekleştirdiler. Oturumda ilk konuşmayı yapan tarihçi Dr. Muriel Gonzalez Athenas, kadınların artık siyasette de yer aldıkları için 19. yüzyılda fonksiyonlarının büyük bir bölümünü yerine getirdiklerini ifade ederek, bu dönemlerde paradigmalar ve epistomolojilerin bilimler doğrultusunda vücut bulduğunu vurguladı. Ataerkil sistemin yaklaşık 600 yıllık bir tarihi olduğunu savunan Muriel, "Bu sistemin ortadan kalkmasını başarabiliriz” dedi.
Ayşe Düzkan: Mücadele hak talepleri üzerinden gelişti
Ayşe Düzkan ise, “Feminizm Nereye Doğru Gidiyor: Eleştirisi ve Yeni arayışlar” konusunu çerçevesinde yaptığı değerlendirmede, Türkiye’de feminist hareket ve Kürt kadın hareketi arasındaki bağın ilmek ilmek örüldüğünü belirtti. Feminizmin gelişim seyrini değerlendiren Düzkan “Kadın mücadelesinin unutulmuş tarihine baktığımızda dünyadaki ilk hak mücadelesi olduğunu görüyoruz. Seçme-seçilme, ücretli çalışma hakkı bunlardan bazılarıdır. Kadınların çoğu, ücretli çalışma hakkına da sahip değildir. Daha sonra birinci dalga olarak adlandırılan feminizm bu taleplerle ortaya çıktı. İletişimin sınırlı olduğu bu dalga dünyada birçok ülkesine yayıldı. İkinci dalga feminizmin ünlü sloganı, ‘özel olan politiktir’ kadına büyük imkanlar yarattı. İkinci dalganın bize armağan ettiği birkaç nokta var. Özel ve mahremin sorgulanabilmesine olanak yarattı. Bu iki farklı sonuca yol açtı. İkincisi o güne kadar başvurulan politik mücadele araçlarının özel alana müdahalede yetersiz olması üzerine yeni araçlar geliştirildi” sözlerine yer verdi.
'Afiş asmakla olmaz'
Birinci dalga feminizmin oy hakkını elde ettiğini, ikinci dalga feminizmin ise kadınların siyasal temsiliyetini tartıştırdığını ifade eden Ayşe, birinci ve ikinci dalga feminizmin gecikmeli olarak Türkiye’ye geldiğine işaret etti. Ayşe, üçüncü dalganın ise anında etkisini gösterdiğini belirterek, “Böylece kadınlar ortaya çıkacak, farklı kimlikler olarak ortaya çıktı” dedi. Sığınak kurmadan, sadece afiş asılarak, kadına yönelik şiddet ile mücadele edilemeyeceğini sözlerine ekleyen Ayşe, ataerkil sisteme karşı mücadelenin, proletaryanın mücadelesi gibi mücadele yürüterek olabileceğini vurguladı. Bugün Türkiye’de kadın hareketinin gündeminde kadın cinayetlerinin en önemli yeri tuttuğunu söyleyen Ayşe, "Size bu yaz Türkiye’de çokça atılan bir sloganla veda ediyorum: Bu daha başlangıç, mücadeleye devam" şeklinde konuştu.
'Sağlığımıza zararlı'
Ann-Kristin Kowarsch ise “Mirasımız ve Geleceğimizi İnşa Etme” konusunu ele alarak yaptığı konuşmasında, kadın mücadelesinin oldukça geçmişe dayandığını söyledi. Ataerkil sistemin çok köklü bir sömürü sistemi olduğunu dile getiren Ann Kristin,“Bu sistemi kaldıramadık, bu sağlığımıza zararlıdır. Onun için şimdi önemli olan, şimdiye kadar yürütülen mücadelede biz kadınların yaptıklarıdır” diye konuştu. Kürdistanlı kadınların özgürlük mücadelesinden kesitler aktaran Ann- Kristin, "Kadın özgürlük hareketinin ideolojisi ve buna paralel olarak jineoloji vardır" dedi. Ann Kristin, ayrıca öz savunmanın önemine değinerek, bu noktada Kürt kadın hareketinin öz savunma gücünü örnek verdi.
Sunumların ardından oturum soru ve cevap bölümü devam etti.
(mg)

