Roza Pınar: 8 Mart’ı zafer ve özgürlük ruhuyla karşılıyoruz

09:09

JINHA


BEHDİNAN - 8 Mart vesilesiyle geçen bir yılı kadın cephesinden değerlendiren KJB Koordinasyon Üyesi Roza Pınar, bu yılki 8 Mart'ın 'Özgür Kadınla Demokratik Ulusa' kampanyası çerçevesinde özgür yaşamı ve sistemini inşa temelinde karşılayacaklarını belirterek, "Ezilen, sömürülen, demokrasiye, barışa ve özgürlüğe özlem duyan tüm kadınların ve halkların özgürlüğü Kürdistan'da Rêber Apo'nun özgürlüğünden geçtiğinin bilinciyle 8 Mart'la birlikte baharı büyük bir kararlılık, iddia ve umutla karşılayalım. 8 Mart günü tüm kadınları meydanlara akarak, tek yürekle özgürlüğü haykırmaya çağırıyoruz" dedi.


8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle geçen bir yılı değerlendiren KJB Koordinasyon Üyesi Roza Pınar, 8 Mart'ın tarihçesini, 8 Mart'ın anlam ve önemini, Kürt özgürlük hareketinin Kürt kadınına kazandırdıklarını ve bu yılki 8 Mart'ın nasıl karşılanacağı ile ilgili JINHA’nın sorularını yanıtladı.


8 Mart 1857'de New Yorklu binlerce dokuma işçisi kadın, 10 saatlik iş günü, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, eşit işe eşit ücret gibi talepler için greve gitti. Sonra kuşkulu bir şekilde çıkan yangında 129 kadın işçi yanarak öldü. Bu olay kadınlarda bir direniş geleneği yarattı. Bugüne baktığımızda bedel ödenerek yaratılan bu geleneğe ne kadar sahip çıkılıyor?


Sorunuza cevap vermeden önce, 8 Mart dünya emekçi kadınlar günü vesilesiyle kadın olmanın anlamını ve onurunu özgürlük mücadelesiyle yaşayan, yaşatan tüm kadınları saygıyla selamlıyorum. Anlamlı, özgür ve büyük bir yaşamı gerçekleştirme amacı ve hedefi ile canlarını feda eden değerli şehitlerimiz önünde eğiliyor, anılarını yaşatma sözünü bir kez daha yenilediğimiz belirtmek istiyorum. Yıllardır meydanlarda her türlü baskı ve işkenceye rağmen büyük bir inatla, iddia ve kararlılıkla özgürlük mücadelesini haykıran, direnen fedakar ve kahraman Kürdistan kadınlarının 8 Mart gününü kutluyor, geliştirdikleri anlamlı ve tarihi eylemlerini selamlıyorum. Özgür kadın gerçeğini yaratma temelinde amansız mücadele veren, bu konuda yüksek emek ve çaba ile tarihi anlamlı adımlar atarak bizleri, Kürt kadınını bugünkü devrimsel süreçlere taşıyan Önderliğimizin 8 Mart'ını kutluyor, Önderliğimiz ile özgür koşullarda ve mekanlarda yeniden buluşma temelinde özgürlük mücadelemizi zaferle taçlandıracağımızı belirtiyorum. Kadına karşı şiddeti, işkenceyi, taciz-tecavüzü, komplocu, her türlü saldırıyı reva gören anlayış sahibi ve güçleri de büyük bir nefret ve öfke ile bu gün vesilesiyle bir kez daha lanetliyorum.


'Verilen hiçbir mücadele boşa gitmemiştir'


Bilindiği gibi 8 Mart günü, 1857 yılında Chicago kentinde 8 saatlik işgünü için gerçekleştirilen grevde katledilen 129 dokuma işçisi kadının anısı amacıyla eylemselliklerle karşılanarak kadınların direniş ve özgürlük mücadeleleri selamlanmakta, ona sahip çıkılarak kutlanmaktadır. Ancak bu olayın öncesinde de binlerce yıldır hiç durmayan bir kadın direnişi var kuşkusuz. Tarihte kadınlar, toplumsallığın ve onun yarattığı demokratik-komünal değerlerin yok olmaması için sonsuz emek, çaba, fedakarlık sergileyerek büyük bedeller ödemiştir. Avrupa'da cadı avlarında yakıldılar. Ortadoğu'nun ve dünyanın birçok yerinde namus ve mülk haline getirilişlerine isyan ettiler. Bundan dolayı vuruldular, taşlandılar, acımasızca katledildiler. Özgürlük, demokrasi, toplumsallık adına verilen hiçbir mücadele boşa gitmemiştir. Direnişleri, yarattıkları değerler, kazanımlar günümüze kadar tüm kadınlar ve bizler için çok zengin bir miras, deneyim ve birikim yaratmıştır.


'Tüm dünya kadınlarının direnişi ve mücadeleyi yükselttiği gün'


8 Mart'ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak ilan edildiği günden itibaren geçen yüzyılda halkların hiç de hak etmediği büyük savaşlar yaşandı. Halklara dayatılan faşizmle, soykırımla, dincilik, cinsiyetçilik ve endüstriyalizmle insanlığa, halklara çok büyük acılar çektirildi. Bunları en derinden yaşayan ise kadınlar ve çocuklar oldu. Kapitalist modernitenin en çok da liberalizm yoluyla derinleştirdiği ve yaygınlaştırdığı şiddet ve çok yönlü baskılara karşı kadın hareketleri cephesinden önemli ve bir o kadar da anlamlı bir mücadelenin yürütüldüğü ve direnişin geliştiğini söylemek mümkündür. Bu konuda kadınlar bedenlerini ortaya koyarak büyük bedeller ödemişlerdir. 8 Martlar tüm dünya kadınları tarafından direnişin ve mücadelenin yükseltildiği gün olarak karşılanmaktadır. Kadınların özgürlük taleplerini en güçlü bir biçimde haykırdığı, dile getirdiği gündür 8 Martlar. En önemlisi de 8 Mart, kadınların tarihte cinsiyetçiliğe, ayrımcılığa, adaletsizliğe ve eşitsizliğe karşı sergiledikleri direnişe sahip çıkmanın ve bunu devam ettirmenin adıdır.


8 Mart: Kaybolan değerlerin güncelleştirilmesidir


8 Mart, emeğine, insan olarak, kadın olarak kimliğine sahip çıkmak, savunmak için verilen mücadelenin günüdür. Aynı zamanda kadınla özdeş olan temizliğin, dürüstlüğün, güzelliğin, sevginin, barışın, kardeşliğin, eşitliğin ve özgürlüğün de günüdür. Çünkü kaybedilen değerlerin sonucunda kadın şahsında toplumsal dokuda değersizleşen dürüstlük, güzellik, sevgi, barış, kardeşlik, eşitlik ve özgürlük olmuştur adeta. İşte bundandır ki, ırkçılığın, şovenizmin, militarizmin, cinsiyetçiliğin ve bunların birer sonucu olarak yoğunca gerçekleşen kadın katliamları ve kadın cinayetlerine karşı çıkma günüdür. Bir başka açıdan 8 Martlar, insanlaşma ve toplumsallaşma tarihinin derinliklerinde kaybolan ve dişil özelliklerle yaşam sürmüş olan özgürlükçü, ekolojik toplumun yeniden güncelleştirilmesi anlamını taşımaktadır. Genel anlamda tüm 8 Martlar bu kapsamda kutlanarak karşılanmaktadır.


İçinde yaşadığımız çağda tarihsel kökleri üzerinden özgürleşme mücadelesi yürüten tüm dünya kadınları için 8 Mart günü nasıl bir anlam taşımaktadır?


8 Mart yalnızca bir günlük bir araya gelinen, kadının ruhunu ve duygusunu yansıtacağı bir gün değildir. 8 Mart günü aynı zamanda daha örgütlü, bilinçli mücadeleyi geliştirmenin günüdür. Tüm bunlardan hareketle kadınların direnişini daha büyük başarılara, hak ettiği anlamlandırmalara taşımak tüm kadınların önemli bir görevi olmaktadır. Ancak kadın haklarını ve özgürlüğünü, direnişi bir günde yükseltmek, bir gün ile sınırlı tutmak toplumsal bir sorun olan kadın sorununun köklü olarak çözüme kavuşturulmasına yetmemektedir. Kadının; kendi hakikatinden kopartan, ona yabancılaştıran, yaşamı özünden boşaltan ve anlamsız kılan kapitalist modernitenin cinsiyetçi, iktidarcı sistemi ve politikaları ile hesaplaşması, onunla yüzleşmesi gerekmektedir. Bunun için alternatifini mutlaka yaratmak önemli olmaktadır. Bu da ancak ideolojik ve stratejik esaslar temelinde kendisini programa ve örgütlülüğe kavuşturulmasıyla mümkündür.


Kadının susturulmuş beyni ve dili 19. yüzyıla kadar sınırlandırılırken 21 yüzyılda birçok boyutta kullanılmaya başlanmıştır. Kapitalist sistem bedeninden tutun da düşüncesine kadar her şeyi metalaştırmıştır. Metaların kraliçesi haline getirilen bir kadın gerçeği ortaya çıkarmıştır. Bunu neye bağlıyorsunuz?


Toplumsallaşmanın ilk gelişim sürecinde, doğal toplumda ana tanrıça kültürü etkilidir. Cinsiyetçi kültür söz konusu değildir. Ana tanrıça kültürünün öncülüğünde toplumsal bir kimlik kazanılmıştır. Ana kadın etrafında demokratik toplum anlayışı, özgürlük, paylaşım eşitlik gelişmektedir. Her birey yaşama ve üretime gönüllü katılım sağlamakta, toplumun bir tamamlayanı olmakla birlikte yaşamın ve toplumun bir öznesi durumuna gelmektedir. Dolayısıyla kendisini doğal toplum kimliğiyle tanımlamaktadır. İşbölümü temelinde herkesin kendi rengiyle katılımı toplumun komünalitesini de açığa çıkarmaktaydı. Kısacası Ana kadın öncülüğünde gelişen toplumu toplum yapan, kadının yaratımlarıdır. Komünal değerlerin açığa çıkmasında rol oynayan kadın ile erkek arasında da bir anlamda optimal bir dengenin olduğunu belirtmek mümkündür.


'Kadın eksenli komünal değerler yok sayıldı'


Büyük bir toplumsal devrim yaratan anasal değerler, iktidar ve hiyerarşinin ortaya çıkmasıyla erkek egemen zihniyetin çıkarlarına hizmet temelinde çarpıtılarak gasp edilmiştir. Kadın kimliği öncülüğünde yaratılan toplumsallık ve kazanılan değerlerin giderek yitirildiği ve onunla birlikte doğal toplum yapısında da bozulmanın başlandığı bir sürece girilir. Bu süreç, birinci cinsel kırılma sürecidir. Kadınlar erkeklerin mülkü olmaya başladıkça, egemenler ile ezilenler arasında uçurumlar oluştu. Kadına karşı gelişen şiddet, onun yarattığı toplumsal değerlere açılan savaşla toplumsal düzende kategoriler oluşturuldu. Böylece kadın en altta olmak üzere dikey bir iktidar sistemi oluşturuldu. Kadın eksenli komünal değerler yok sayıldı. Dönemin ataerkil ideolojik organları olan ziggurat rahipleri tarafından başlatılan bu yönelim giderek tüm topluma empoze edilerek, daha sonraki yıllarda ve dönemlerde bu derinleştirilerek sürdürülmüştür.


'Erkek egemen akıl, mülkleştirmeye ve sömürüye dayanır'


Egemenlik ve her türlü kölelik sonradan kadınların, halkların, toplumların, erkeklerin yani tüm insanlığın belleğine kazındı. Bu zihniyet beş bin yıldır insanlığın katledilmesiyle beslendi. Kadın eksenli ahlaki değerler tasfiye edildi. Toplumlar hiyerarşiyle, sermayeyle, sömürüyle tanıştı. Toplum adeta bilinç dumuruna uğratılarak, köksüzleştirilmek istendi. Egemenlik ve sömürü, devlet ve iktidarı doğurdu. İktidar ise yönetebileceği, denetleyebileceği yığınlar yaratmaya çalışarak kendini devam ettirmek için ordular kurdu. Böylece mülkleştirme ve sömürüye dayanan, bunun üreticisi olan erkek egemen akıl ilk kırımını ve tecavüzünü de gerçekleştirmiş oldu. Kadına karşı geliştirilen gasp ve tecavüz kültürünün stratejik temelleri atılır. Yani bu kültür; teslim almayı, ele geçirmeyi ifade eder. Duyguda, düşüncede, ruhta hatta insan bedeninde, yaşamda ve eylemde arzu edileni becermeyi amaçlar.


Demokrasi adına kırımdan geçirme!


Kadının bedeni üzerinden ideolojik, askeri, siyasi müdahaleler gerçekleştirilerek, toplumsallık ve onun soylu değerlerinin tecavüze açılması esas alınır. Artık kadına ve onun taşıyıcısı olduğu kültüre hiçbir yaşam şansı tanınmamaktadır. Yaşamın kendisi toplumsal kimliğinden kopartılarak, tecavüz kültürü adım adım örülmeye başlanır. Devletli uygarlık hakikatten hızla uzaklaşır ve başka bir hakikat yaratılır. Düşman kavramı ile karı kavramı aynılaşır. Sıra toplumların, halkların mülkleştirilmesine gelir. Fethetmek iktidarın devamını sağlar. Bu nedenle, fethetmek için girilen her yer kadın bedeniyle tanımlanır. Örneğin işte Afrika için 'fahişedir' denilir, Latin Amerika 'aşığını bekleyen ateşli bir bakiredir' denilir. Yani erkek aklı; almak için gitmiştir, el koymuştur ve tecavüz etmiştir. Egemenlerin çıkarları temelinde kendisi dışındakiler, ona ait olmayanlar, ona karşı direnenleri ötekileştirerek mutlak anlamda ele geçirmeyi esas görevi sayar. Çünkü 'ötekiler' vahşi, ilkel, geri olanıdır. Bunlar medeniyetten uzaktırlar, bunun için 'vahşi ve ilkel olanlara medeniyeti götürüyorum' diyerek tecavüz kültürünü tüm dünyaya yaymaktadır. Tıpkı günümüzde başta Ortadoğu olmak üzere emperyalistlerin, hegemonik işgalci güçlerin birçok yere 'özgürlük, demokrasi götürüyorum' adı altında halkları, kültürleri, kadınları kırımdan geçirdiği gibi.


Cennette işlediği suçun cezasını çekmek…


İkinci cinsel kırılma olarak ifade ettiğimiz tek tanrılı dinlerde kadın 'şeytan'dır. Erkeğin ihtiyacını her yönüyle karşılayandır, bunun ötesine geçmesi ölümdür, katletmeyi hak edendir. Hıristiyanlıkta da, Yahudilik ve İslamiyet'te de kadınlar zayıftır, kandırılabilinir, tehlikelidir, baştan çıkarıcıdır. Erkeğin denetiminde olması gerekir. Artık kadın tüm yaşamı boyunca cennette işlediği suçun cezasını çekmek durumunda bırakılacaktır.


'Bedenler üzerine tabular inşa ediliyor'


"Ruhu var mı yok mu" tartışmaları eşliğinde cadı avları düzenlenir. Milyonlarca bilge kadın ve erkeğin yarattığı düzeni kabul etmeyen son isyancı kadınlar da acımasızca diri diri yakılmaya mahkum edilir. Sonuç; kutsal olan ve görülen kadın artık lanetli bir gerçeğe dönüştürülür. Kadın doğurganlığı, bedeni, cinselliği kapıların arkasına kapatılır. Bedenler üzerine tabular inşa edilir. İffetli olan ile olmayan, bakire olan ve olmayan, kirlenmiş ve temiz, iyi-kötü, güzel-çirkin kadın diye erkek aklı tarafından kadın kimliği parçalanmaya başlar. Artık kadınların geleceği, yaşamları erkeğin kabul ve red ölçülerine göre belirlenir. Artık kadın yoktur! Kapalı kapılar ardında, karanlık bir dünyaya mahkum edilmiştir. Kadına kalan tek yaşam seçeneği ise tanrıya olan bağlılığın gereği olarak erkeğine olan sadakat kuralına bağlı olmasıdır. Direnen kadın kapitalist modernitede düşürülerek, alınıp satılan meta haline dönüştürülür. Fuhuş, tecavüzün inceltilmiş biçimi olarak dünyada yaygınlaştırılır. Modernist düşünce ve zihniyeti 'özgürlük' adına çıkıp "bu kadınları fazla kapatmışsınız, biraz açalım' diyerek kadını sınırsız bir pazara sunmuşlardır.


'Tecavüze uğrayan kadınlık pazarlanmaya başlanır'


Günümüz dünyasını yaşanmaz kılan tecavüz ve kırım politikası, kendini yeni maskelerle donatarak topluma yedirir. Kadının özgürleştiğini, birey haline geldiğini, dolayısıyla yaşam hakkının olduğunu söyler. "Bireysel özgürlükler"adeta fetişleştirilerek toplumsal değerler talan edilir. İktidar toplumun tüm dokularına yayılmak için yeni yöntemler kullanmaya başlar. Para, çıkar, rekabet, mülkiyet, kar değeri yükselen temel sözcüklerdir. Tecavüze uğrayan kadınlık kapatılma, yakılma süreçlerinden sonra yaygın olarak pazarlanmaya başlar.


'Kadın kullanılarak toplum kontrol altında tutuluyor'


Modernite kadını metalaştırarak kullanıyor ve böylece tüm toplumu, kadını ve erkeğiyle kontrolüne alıyor. Bunu yaparken kadının düşüncesi ve duygusunu sömürerek yapıyor. Kadının bedenini ve cinselliğini çıkarları doğrultusunda işleterek yapıyor. Bir yiyecek, bir içecek, bir eşya satar gibi kadının bedeninden her bir parçaya tek tek fiyat biçiyor. Kadını eşyalaştırarak toplumsal cinsiyetçiliği derinleştiriyor. İnsan olan kadını tüm insani değerlerin dışına atıyor; aşağılıyor, bir sunum malzemesine dönüştürüyor.


'Kadına, metalaştığı kadar 'yaşam hakkı' tanıyor'


Kapital finans, pazara sunduğu kadını ideal kadın tipi olarak lanse ediyor ve her kadını o ölçülere ulaşmaya teşvik ediyor. Kadının özünden, doğasından uzak, yabancı bir sanal dünya yaratarak kadını içine çekiyor; varlığına olan yabancılaşmayı daha çok derinleştiriyor. Parayı fetişleştirdiği gibi, bedenini sunan-kullanan kadını da fetişleştiriyor; zenginliğe giden yolu tek seçenek biçiminde buna indirgeyerek kadına kendini pazarlamanın dışında alternatif tanımıyor. Kadına, metalaştığı kadar 'yaşam hakkı' tanıyor. 'Ya böyle olacaksın ya aç kalacaksın ya da öleceksin' diyor.


'Sanal dünyanın dehlizlerine dalarak savruluyor'


Parası olan kadın reklamlarda, sinemalarda, dizilerde gördüğü, imrendiği kadın gibi giyiniyor; süsleniyor-püsleniyor. Parası olmayan kadın ise tüm hayallerini ve ütopyalarını bir gün onlar gibi olmaya adıyor; kaderine lanetler yağdırarak yaşamı kendisine zehir ediyor. Sanal dünyanın dehlizlerine dalarak savrulup gidiyor. Eline bir fırsat geçti mi ekranda gördüğü kadın gibi giyiniyor, süsleniyor. Saç modellerini ona benzetiyor. Hal-hareketlerini, mimiklerini, konuşma dilini ona uydurmaya çalışıyor. Bakışlarına ekrandaki kadın gibi şehvet yükleme çabasına giriyor.


Derin istismar!


Kadın, medyada gördüğü kadına ne derece benzerse o düzeyde de erkeği etkileyebileceği ve sahip olabileceği düşüncesine kapılıyor. Yani metalık, kadına kanıksatılıyor. Sistemin icadını kendisine ait, doğal bir olgu olarak ele alıyor, inanıyor. Dolayısıyla metalaşan kadın her gün tecavüz kültürünün saldırılarına maruz kalmakta, kadın aşağılanarak kişilik olarak parçalanmakta ve bu içsel bir irade kırılmasına yol açmaktadır. Pazar aracı ve seks endüstrisinin malı haline getirilen kadın, herkesin kölesi olarak adeta evrensel fahişeye dönüştürülmektedir. Kapitalist modernitenin kadına kurduğu en ciddi tuzaktır bu. Kadın çarpıklaştırılmış, saptırılmış özgürlük arayışına koşarken son derece derin bir istismar durumunu yaşamaktadır.


'Kadında kaybedilen her değer kaybeden erkek gerçeğidir'


Cinsiyetçiliğin yarattığı tecavüz kültürü erkeği de iradesizleştirerek köleleştirmektedir. Kadında kaybedilen her değer kaybeden erkek gerçeğidir de. Erkeğe sahte güç empoze edilerek erkeklik horlatılmaktadır. Çünkü sömürü ve egemenlik özünden, hakikatinden uzaklaşmayı, insanlığından vazgeçmeyi emretmektedir. Ancak ne yazık ki erkek bunun farkında olmadığı gibi içinde bulunduğu derin tecavüz kültürünün kendi üzerindeki etkilerini de çözememektedir. Kölelik gerçeğini salt kadının sorunu olarak tek taraflı ele almakta, dolayısıyla kendi sorunu olarak görmemektedir. Kendisini özgür, ilerici görürken kadını da geri, köle, erkek tarafından kurtarılması ve sahiplenilmesi gereken olarak görmektedir. Dolayısıyla kendisinin de bir özgürlük sorunu olduğuna inanmamaktadır. Tablo böyle olunca egemenliğe, zulme karşı direnen ve mücadele eden kadın iken, egemenine benzeşen ise zorba erkek olmaktadır. Erkeğin de cinsiyetçi zihniyetin ve toplumun kendisinde yarattığı olumsuz etkileri görmesi, tahlil etmesi ve buna karşı radikal bir duruş ve mücadele vererek zehir-zemberek ettiği yaşamla doğru temelde barışması gerekmektedir. Bunu başardığı oranda kadınla, toplumla doğru bir buluşmayı sağlayacaktır. Dolayısıyla insan olmanın, hakikate ulaşmanın yegane yoluna girmiş olacaktır.


Dünden bugüne bakıldığında Kürt özgürlük hareketinin toplumsal olarak Kürt kadınına kazandırdıkları nelerdir?


PKK öncülüğünde örgütlenen ve gelişen kadın özgürlük hareketimiz yürüttüğü mücadele ile kadının öz iradesini ve öz gücünü açığa çıkartmış, dolayısıyla güçlenen kadın giderek örgütlenmede, savaşta ve siyasette çok etkili bir biçimde kendisini hissettirmiştir. Hatta salt Kürdistan ile sınırlı kalmayıp tüm bölgede büyük bir etki yaratmıştır. Erkek egemenlikli anlayışlar karşısında da güç olmada son derece önemli bir rol oynamıştır. Güçlenen ve iradeleşen kadın gerçeği; var olan geleneksel, feodal değer yargıları parçalamış, kadın aleyhine şekillenen toplumsal dokuyu sarsmıştır. Kürt kadını dört duvar arasından çıkarak özgürlük dağlarına, sokaklara, meydanlara akmıştır. Mücadele ettikçe ve direndikçe öz güven ve irade kazanmıştır. Kadınlık onuruna ve kimliğine yeniden kavuşmuştur. Erkeğin, onun iktidarcı cinsiyetçi zihniyetinin lehinde olan aile kurumunda, onun yapısında değişim sağlamıştır. Tabu olan kadın-erkek özgürlüğü, eşitliği, aile içinde ve toplumda ciddi sorgulama ve tartışma konusu olmuş, tabular yıkılma sürecine girmiştir.


'PAJK, özgür yaşamın vazgeçilmez olgusu haline gelmiştir'


Kadın özgürlük mücadelesi Kürt erkeğine, kadına karşı saygılı, ölçülü ve demokratik yaklaşmayı öğretmiştir. Erkeğin kadın karşısında kendisini disipline etmesini, zihniyet ve kişiliğini değiştirme arayış ve çabasına girmesini sağlamıştır. Kürt erkeğine gerçek 'namusun' kadın bedeninde ve cinselliğinde olmadığını öğretmiştir. Erkeği, ailede kadın ve çocuklar üzerinde despotluğunu uygularken devlete karşı da köle olan gerçeğiyle yüzleştirmiştir. Bilinçlenen, iradeleşen Kürt kadını Kürt erkeğini de bilinçlendirmiş, yetersiz de olsa demokratik çizgiye çekmiştir. Kadın özgürlük ideolojisi ve partisi PAJK, özgür yaşamın vazgeçilmez olguları haline gelmiştir.


'Önce kadınları kurtarın'


Kürdistan'da bugün toplumla tanışan, erkekle hesaplaşan, yaşamla buluşan Kürt kadını özgür yaşamın inşasında temel bir güç haline gelmiştir. İşte bu devrimsel kazanımlarla iktidarın, egemenliğin dayandığı ve beslendiği toplumsal zeminden, sistemden köklü bir kopuşu sağlamaktadır. Dolayısıyla bu kopuş, egemenlerin çıkarlarını zedelemekte ve onun yaşam imkanlarını ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenledir ki güçlenen, iradeleşen ve özgürleşen Kürt kadınını ve onun özgürlük mücadelesini tehdit olarak görmekte ve hedef haline getirmektedir. En son Paris'te kadın özgürlük hareketimizin önderlerinden Sakine Cansız-Sara yoldaşımız olmak üzere Rojbin ve Ronahi yoldaşlarımızın hedeflenerek alçakça katledilmesi özgür kadın gerçeğine olan düşmanlığın çok açık ve net ifadesi olmuştur. Sömürgeci, egemen güçlerin 'önce kadınları vurun' yaklaşımına karşı 'önce kadınları kurtarın' diyen Önderliğimiz Kürdistan'da kadın hareketini ve özgürlük mücadelesini yükselterek, özgürleşen, iradeleşen, Kürt kadın gerçeğini yaratmıştır. İşte Paris katliamıyla komplocu güçler, AKP ve cemaati yaratılan özgür Kürt iradesini kırmayı hedefleyerek, ondan intikam alma peşinde olmuştur.


Kürt kadınları 8 Martlara nasıl bir anlam biçiyor?


8 Mart, Kürdistan'da direnişi yükseltmenin ve dünya kadınları ile dayanışmanın yanı sıra aynı zamanda tarihsel ve felsefik anlamlar yüklenerek kadın özgürlük mücadelesinde yeni doğuşların günü ve adımı olmuştur. Kadını ilk sömürge, sınıf ve ulus olarak tanımlayan Önderliğimiz derinlikli ve kapsamlı kadın çözümlemesini bu gün de geliştirerek, adı olup da kendisi olmayan kadında bir uyanışı yaratmıştır. Daha sonraki yıllarda kadın ordulaşması ile kadının kendi gerçeği ile yüzleşmesini sağlamıştır. Dünyada bir ilk olarak Kadın kurtuluş ideolojisi ilan edilerek Kürdistan kadının partileşmesine yol açmıştır. Bu anlamda denilebilinir ki, Önder Apo'nun kadın özgürlük çabaları ile yeniden yaratılan kadın ve mücadele gerçeği, Kürdistan'da her günün 8 Martlara dönüşmesini sağlamıştır.


'Kadınların her günü direniş ve mücadele günü olmalı'


Son yıllarda kadın özgürlük hareketimiz öncülüğünde toplumsal aydınlanma ve bilinçlenme çalışmaları temelinde küçümsenmeyecek düzeyde önemli girişimlerle hamle ve kampanyalar geliştirilmiştir. Hareket olarak özellikle geliştirdiğimiz hamle ve kampanyaları 8 Martlarda startını vermeye çalışıyoruz. 8 Martın seçilmesinde ki amaç; Kürt kadınları olarak tarihe biçtiğimiz anlam ile birlikte onu güncelleme yaklaşımlarımızdır. Kürt kadınları öncülüğünde geliştirilen 'Jin Jiyane, Jiyane Ne Kuje" ile başlayan süreç 8 Mart 2009'da başlattığımız 'Kimsenin Namusu Değiliz - Namusumuz Özgürlüğümüzdür' kampanyası ile devam etmiştir. Ardından 8 Mart 2010'da geliştirdiğimiz 'Özgürlük Mücadelesini Yükseltelim - Tecavüz Kültürünü Aşalım' kampanyası önemli toplumsal ve siyasal tartışmalara yol açmıştır. Gerek 'namus' gerekse de 'tecavüz' kavramları ile kadın-erkek gerçeğinin ve bir bütün olarak toplumsal cinsiyetçiliğin tarihsel nedenlerini görünür kılmada, karanlıkta kalan gerçeği deşifre etmede etkili olmuştur. Daha sonra 'Reber Apo'yu özgürleştirelim, soykırıma son verdirelim' şiarı ile başlattığımız hamle, özgürlük ve direniş mücadelemizi zirveye taşırmıştır. Kürdistan'ın her günü kadınlar öncülüğünde gelişen mücadele ile direniş günü oldu. Özgürlük iddiasını, bunun çabasını ve inancını güçlendiren, büyüten günlere dönüştü. Egemenlikli, iktidarcı, cinsiyetçi modernist sisteme karşı adeta kusarak, ondan intikam alma günlerine dönüştü.


Bu yılki 8 Mart'ı nasıl karşılamayı düşünüyorsunuz?


Bu yılki 8 Mart'ı 'Özgür Kadınla Demokratik Ulusa' kampanyası çerçevesinde özgür yaşamı ve sistemini inşa temelinde karşılıyoruz. Hamlesel bir yaklaşımla kadın iradesini, gücünü örgütleyerek, toplumsal iradeyi geliştirmenin ve bunu sisteme dönüştürmenin çabası bu yılda ağırlık kazanacaktır. Bunun için başlatılan "Özgür Kadınla Demokratik Ulusa" kampanyası bütün alanlarda sürece ivme kazandıracak ve demokratik ulus inşasında kadını daha aktif öncülük görevlerine sahip çıkma doğrultusunda daha örgütlü kılacaktır.


Kadın gündemi açısından baktığımızda geçen bir yıla damgasını vuran ve öne çıkan konular nelerdir?


2013 yılı gerek kadın özgürlük mücadelemiz ve genel olarak hareketimiz açısından önemli gelişmelerin yaşandığı bir yıl olmuştur. Aynı zamanda zorlu bir mücadele yılı da olmuştur. 2013 yılının daha ilk günlerinde Paris'te üç kadın yoldaşımız alçakça katledilmiştir. Paris katliamı, Önderliğimizin demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa temelinde başlatmak istediği süreci engellemeyi, boğmayı hedeflemiştir.


'Kadın hareketi demokratik uluslaşma anlamında Ortadoğulaştı'


2013 yılında Önderliğimizin başlatmış olduğu hamleyi kadın hareketimiz de demokratik kurtuluşu sağlama ve özgür yaşamı tüm toplumsal alanlarda inşayı gerçekleştirme temelinde planlamalarla karşılamıştır. Bu konuda Kürt kadınlarının ulusal birliği, yine dört parçada birlikte yaşanılan değişik ulus, kültür ve etnik kökenli kadınlarla özgürlük paydasında buluşma ve tüm dünya kadınlarıyla özgürlük ruhunu paylaşma kadın hareketimizin temel mücadele yaklaşımı olmuştur. Özellikle Paris şehitleri ve ortaya çıkardığı muazzam sonuçları vardır; Kadın Özgürlük Hareketi'nin hem ulaştığı kapsamlı toplumsal büyümeyi açığa çıkardı hem de demokratik uluslaşma anlamında Kürdistanileştirdi, aslında Türkiyelileştirdi, özellikle Rojava'daki gelişmelerle birleşince Ortadoğululaştırdı.


'Tarihi bir kadın ortaklaşması ve öncülüğü yaratılmıştır'


Paris katliamı Kadın Özgürlük Hareketi'ni uluslar arası zemine taşırdı. Bunun sonucunda gerçekleştirilen 1. Ortadoğu Kadın Konferansı ile büyük bir açılım gerçekleştirdi. 35 yıllık kadın özgürlük duruşu ve mücadelesinin bütün kazanım ve gelişimi ile ulaştığı düzeyin çok somut ve açık bir şekilde ortaya çıktığı belirtilebilir. Paris katliamı dünyanın neredeyse her yerinde büyük etki bırakmış, merak ve sempati uyandırmıştır. Özellikle Ortadoğu çapında muazzam bir kadın gücünü harekete geçirmiş, bir araya getirmiş, hatta ortak örgütsel zeminlerin yaratılmasına imkan sunmuştur. 1. Ortadoğu Kadın Konferansı tarihi bir kadın ortaklaşmasını ve öncülüğünü yaratmıştır. Dünya Kadın Hareketi'nin Roza Lüksemburg gibi öncü kişilikleriyle ve geldiği düzey ile Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi'nin Sara arkadaş şahsında kimlik kazanan öncü militan kişiliği ve geldiği düzeyi buluşturmuştur.


'Kadınlar savaş ganimeti yapılıyor'


Geçen yıl Ortadoğu'da mezhep çatışmaları adına yaşanan halk katliamları neredeyse aralıksız sürdürüldü. Bununla Ortadoğu'da kaos ve krizi derinleştirmek istiyorlar. Özellikle Ortadoğu coğrafyasında devam eden kriz ve savaşların en ağır faturası kadınlar ve çocuklara ödettirilmektedir. İslamiyetin demokratik-kültürel değerleri özünden çarpıtılarak, iktidar adına savaş veren çeteler kadını da en ucuz bir savaş ganimeti gibi kullanmaktan geri durmamışlardır. İktidarcı zihniyet gittikçe coğrafyamızı kan deryasına çevirmektedir. Oysa Ortadoğu coğrafyası toplumsallığı ve insanlık kültürünü yaratan ana tanrıçanın memleketidir. Kapitalizmin coğrafyamıza dayattığı savaş ve kaosu, Ortadoğu kadının ortak direniş ve isyanıyla aşabiliriz.


'Kürt kadınının direnişi egemenlerin yüreğine korku salıyor'


Ortadoğu'da kriz ve savaş derinleşirken, Kürt halkı özgür iradesiyle kendi sistemini kurmayı esas almıştır. Özellikle meşru savunma gücü olarak örgütlenen, ordulaşmasını yaratan YPJ'li kadınlar büyük bir görkemle direnmişlerdir. Kürt kadınının Rojava'daki direnişi, egemen güçlerin yüreğine korku saldığı gibi tüm Suriyeli kadınlara da güç ve moral vermiştir. Rojava devriminde kadınlar hem direniş sembolü, hem özgür toplumsal sistemin inşasının öncüsü oldukları gibi, tüm Suriye halkıyla buluşma anlamında Suriye demokratik ulusunun da öncülüğünü yapmaktadırlar.


'Gezi direnişi biriken öfkenin dile gelişidir'


Türkiye açısından geçen yıla damgasını vuran olaylardan biride gezi direnişi olmuştur. Türkiye'de gerçekleşen Gezi direnişi Türkiye halkları açısından sisteme karşı biriken öfkenin dile gelişi olmuştur. Bu direnişin ilhamında Kürt halkının yıllardır yürüttüğü mücadele ve direnişten alınan güç ve moral etkili olmuştur. Bu direnişe en fazla kadınların katılması da oldukça anlamlıydı. Türkiye ve Kürdistan kadınları olarak mücadeleyi ortaklaştırmak ve örgütlülükle gücümüze güç katmak önümüzdeki sürecin temel görevi olmaktadır.


'Eşbaşkanlık yeni bir kültür ve yaşam modelidir'


Geçen dönemde kadın özgürlük mücadele tarihimizde hem bir ilk hem de önemli bir düzeyi ifade eden eş başkanlık sistemi pratikleştirilmiştir. Eş başkanlık sistemi demokratik toplum yapılanmasında yeni bir kültür ve yaşam modelidir. Özellikle toplumsal alanda güç ve iktidar yığılmalarının ve odaklanmalarının önünü alacak, erkek egemenlikli iktidarcı sisteme karşı ilkesel bir duruş olarak ortaya çıkmaktadır. Kadının emeğinden faydalanan, pragmatist yaklaşan, fakat onu toplumsal-siyasal alanda ve karar mekanizmalarında nesneleştiren erkek egemenlikli iktidarcı yaklaşımların önünü alacak ve geriletecek önemli bir mekanizmadır.


8 Mart bütün kadın değerlerinin birleştiği, öfkelerin, arayışların, özgürlüğün, mücadelenin sembolleştiği bir gün sizce kadınlar bu günde ne yapmalı ve bu yılki 8 Mart'ı nasıl karşılamalılar?


Kapitalist modernitenin hegemonik güçleri günümüzde de derin ahlaki çöküş ve krizler yaratarak, her gün yeni alanları, ülkeleri işgal ederek sistemini sürdürebilmenin koşullarını ve yaşam olanaklarını sağlamaya çalışmaktadırlar. Özellikle de Ortadoğu halkları üzerinden karılaştırma odaklı hegemonik bir saldırı söz konusudur. Buna karşı direnen, isyan eden bir toplumsal gerçeklik söz konusudur. Nasıl yaşamalı sorusuna cevaplar aranmakta ve özgürlük arayışları buna göre gelişmektedir.


'Kadınların kendi yaşam alanı, dünyası olacaktır'


Mevcut içinde yaşadığımız dünya, kadınlara ait bir dünya değildir. Adeta dünyanın hiçbir yerinde kadınca bir yaşama yer bırakılmamıştır. Kadının inkarı üzerinden inşa edilen erkek egemenlikli uygarlık, kadınları yaşamın tüm alanlarından dıştalamıştır. Her yönlü itaat etmek, hizmet etmek dışında kadının kabul görülme şansı ve koşulu ortadan kaldırılmıştır. Bu nedenle tüm kadınlar kendisine ait olanı, kendi emeğiyle yaratmak durumundadır. Kadın eksenli ve öncülüğünde yaratılacak toplumsallık kadınların kendi yaşam alanı, dünyası olacaktır.


'Sakineler kadınlarda birlik ruhunu oluşturdu'


Bugün evrensel boyut kazanan özgür kadın hareketimiz bize ait olmayan bu dünyada kendi toplumsallığımızı, kendi yaşam sistemimizi, dünyamızı yaratmanın adı, onun ifadesi olmaktadır. Bu anlamda tüm dünyada kadınlar arası sevgi, güven, ortaklaşma, dayanışma, birlik ve bunlar temelinde bir zihniyet devrimi yaratmalıyız. 


(pk/mg)