'İç çamaşırımızı asıp üzerine fotoğraflarımızı yapıştırmışlardı'

11:52

JINHA

ŞIRNEX - Cizre’de uygulanan sokağa çıkma yasağı sırasında meydana gelen hak ihlallerine dair Yafes, Sur, Cudi ve Nuh Mahalleleri’nde yapılan görüşme ve gözlemleri kapsayan ortak raporda kadınların tanıklıkları tüyler ürpertiyor. Tanıklardan bir kadın iç çamaşırlarının dolaplara iğneyle yapıştırıldığını söyleyerek, "Ayrıca elbise dolabının iç kapısına iç çamaşırımızı asıp üzerine fotoğraflarımızı yapıştırmışlardı. Birçok evde bunu yapmışlar. Komşularımızın evinde de yapmışlar" dedi.

14 Aralık 2015 ile 2 Mart 2016 tarihleri arasında 79 gün boyunca aralıksız bir biçimde Şırnak'ın Cizre ilçesinde uygulanan sokağa çıkma yasağı sırasında meydana gelen hak ihlallerinin incelenmesi amacıyla, 6-8 Mart 2016 tarihlerinde Yafes, Sur, Cudi ve Nuh Mahalleleri’nde yapılan görüşme ve gözlemleri kapsayan ortak rapor hazırlandı. Diyarbakır Barosu, Gündem Çocuk Derneği, İnsan Hakları Derneği, Sağlık Emekçileri Sendikası ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı tarafından hazırlanan raporda vahşet bodrumlarına tanıklık etmiş, aynı mahallede evi olan kadınların tanıklıkları da yer alıyor.

Bacadan duman çıkan evlere ateş

18 yaşındaki S.K. isimli bir kadın, evlerindeki iç çamaşırlarının çoğunun etrafa atılıp iğnelendiğini ve elbise dolabına iç çamaşırlarının asılıp üzerine fotoğraflarının yapıştırıldığını anlatıyor. S.K., "Birçok evde bunu yapmışlar. Komşularımızın evinde de yapmışlar. Polisler, sanki olayları biz çıkarmışız, bu aşamaya biz getirmişiz gibi davranıyorlar" derken, Ş.M. isimli bir kadın da, "Zırhlı araçlardan ‘Evinizden çıkıp Cizre’yi terk etmezseniz kimyasal silah kullanacağız. Cizre’yi boşaltın’ şeklinde anonslar yapılıyordu. Bacadan duman çıkınca hayat belirtisi olan evlere ateş ediyorlardı" diyor. Kadınların rapora yansıyan tanıklıklarından bazıları şu şekilde:

'Evdeki tüm eşyaları kırmışlar'

Cudi Mahallesi, Nil Sokakta evi bulunan E. A.: “Kapımızın ve evimizin halini görüyorsunuz. Her yeri dağıtıp kırmışlar. TV, buzdolabı, beyaz eşya ve evdeki tüm eşyaları kırmışlar. Benim üç çocuğum var. Hiçbiri okula gidemiyor. Ben HDP çalışanıyım. Evimi aradılar kapıları kırıp içeri girmişler. Odada Selahattin Demirtaş’ın fotoğrafı vardı, Ahmet Kaya’nın fotoğrafı vardı. Hepsini yırtmışlar. Biz çok mağdur olduk. Neyse ki evimizden öldürülen olmadı. Buna şükrediyoruz” şeklinde beyanda bulunmuştur."

'Cizre’yi terk etmezseniz kimyasal silah kullanacağız'

Cudi Mahallesinden S. M.: “Ben Sur Mahallesinde Şahintepede oturuyorum. Sokağa çıkma yasağı başladıktan ve operasyonlar yoğunlaştıktan sonra can güvenliğimiz kalmadığı için ben, eşim, kaynanam ve çocuğumla Şırnak’a kayınbabamın evine gittik. Çünkü zırhlı araçlardan anonslar yapılıyordu. Zırhlı araçlardan ‘Evinizden çıkıp Cizre’yi terk etmezseniz kimyasal silah kullanacağız. Cizre’yi boşaltın’ şeklinde anonslar yapılıyordu. Şırnak’a gitmek için mahalle mahalle kendimizi koruyarak ana caddeye çıktık. Çünkü tepede konuşlanan keskin nişancılar hareket halinde olan herkesi vuruyordu. Çok dikkatli şekilde çıkmaya çalıştık ve caddeye vardık. Çocuğum 4 yaşında. Silah seslerinden çok korkuyor ve polislere bakınca ağlıyordu, hâlâ da ağlıyor. Sokağa çıkma yasağı bittikten sonra Şahintepe’deki evimize geri döndük. Evimizin kapısını, elbise dolabımı, eşyaları kırmışlardı. Sokağa çıkma yasağının devam ettiği süre içinde tüm binaların üzerinde keskin nişancılar vardı. Biz bu sürede ısınma ihtiyacımızı ancak odun sobası ile karşılıyorduk. Ancak bacadan duman çıkınca hayat belirtisi olan evlere ateş ediyorlardı. Biz önceden beslenme ihtiyacımıza ilişkin hazırlıkları yapmıştık. Erzak stoklamıştık. Çocuğum şu an çok kötü durumda."

'Buzdolabımızın üzerine TC ve JÖH yazmışlardı'

Cudi Mahallesi, Bostancı Sokağın sonlarına doğru evi olan S.K.: “4 çocuğum var, çocuklarımdan biri özürlü. 19 gün boyunca 20 kişi aynı yerde mahsur kaldık. Sokağa çıkma yasağının 20. gününde saldırıların çok yoğunlaşması üzerine ablamın evine Kumçatı’ya gittik. 10 gün önce tekrar Cudi Mahallesindeki evime geri geldim. Eve geri geldiğimizde buzdolabı, TV ve klimaların hepsinin kırık olduğunu gördük. Tüm eşyalarımızı kırmışlardı. Kız torunlarımın tüm iç çamaşırlarını, sutyenlerini kapılara aşmışlardı. Fotoğraflarımızın hepsini yırtmışlardı. Buzdolabımızın üzerine TC ve JÖH yazmışlardı. Özel Harekatçılar ‘Sen gençlere mi yardım ediyorsun? Teröristlere yardım ediyorsun sen, seni götüreceğiz’ diyerek beni zorla gözaltına alıp karakola götürmeye çalıştılar, tartakladılar. Çocuklarım beni ellerinden zor kurtardı. Beni alıp götürmekten vazgeçtiler."

'İç çamaşırımızı asıp üzerine fotoğraflarımızı yapıştırmışlardı'

18 yaşındaki S.K.: “12. sınıfa gidiyorum. Bu yıl okula gidemedim. Ninemle beraber yaşıyorum. Sokağa çıkma yasağının 20. gününde babaannemin ablasının evine Kumçatıya gittik. YGS’ye gireceğim. Sınava giriş yeri olarak Şırnak ve Diyarbakır yazdım. Eve döndüğümüzde evimizin tahrip edildiğini tüm eşyalarımızın kırıldığını gördük. İç çamaşırlarımızın çoğunu etrafa atıp dolaplara iğnelerle yapıştırmışlardı. Ayrıca elbise dolabının iç kapısına iç çamaşırımızı asıp üzerine fotoğraflarımızı yapıştırmışlardı, Büyüklerimiz de bunları gördü çok utandık. Birçok evde bunu yapmışlar. Komşularımızın evinde de yapmışlar. Polisler, sanki olayları biz çıkarmışız, bu aşamaya biz getirmişiz gibi davranıyorlar. ‘Niye sessiz kaldınız önceden” deyip suçluyorlar. Sokağa çıkma yasağının devam ettiği dönemde beslenme ihtiyacımızı karşılamak için marketlere ulaşmaya çalışıyorduk. Önceden erzak stoklamıştık ama çoğu küflendi.”

'Hükümet öldürdü, mermiler kafasına gelmiş'

Cudi Mahallesi Nil Sokak E. K.: “Sürekli top sesleri geliyordu. Yasağın 20. gününe kadar evimizde kaldık. Eşim hasta olunca ambulans çağırdık, ben ve oğlum onu ambulansa taşıdık. Hiç bir şey almadan evden çıktık. Şimdi evimizi yerle bir olmuş, tüm ev eşyalarımız taranmış. İki hafta önce 20 kişilik bir grup bodrumda öldürüldü, bunlardan biri 17 yaşındaki M.Ş. idi. M.Ş. teyzemin torunuydu. Hükümet onu öldürdü, mermiler kafasına ve göğsüne gelmiş. Onu Nusaybin’e defnettik.”

Heyet: Cinsel saldırıların gerçekleşmiş olması şüphesi

Raporu hazırlayan heyetin evlerdeki aşağılayıcı davranışlara dair gözlem notu ise şöyle: "İçinde yaşamadıkları ama arama adı altında dağıttıkları evlerde kadın iç çamaşırları, aile fotoğrafları özellikle ortada bırakılmış yahut özellikle yırtılmıştır. Kondomların yaygın olarak ev içlerinde bırakıldığı, etrafında başka evlerden getirdikleri yahut o evde yaşayan kadınların iç çamaşırlarının olduğu her şeyden önce olası cinsel saldırıların gerçekleşmiş olması şüphesini yaratmış olmakla birlikte, mahremiyetin bu denli şiddetli ihlali cinsel şiddetin açık bir biçimi olarak değerlendirilmiştir. (..) Dairelerin bir kısmında duvarlarda yazıların yazıldığı, giysilerin alındığı, bazı giysilerin, özel eşyaların, hatta taşınamayacak büyüklükteki elektronik eşyaların kırılarak zarar verildiği, bazı evlerde yatak üstüne insan dışkısı bırakıldığı görülmüştür. Balkonlarda çöp yığınları oluşmuştur. Kadınların iç çamaşırlarının ortalığa döküldüğü, kadın fotoğrafları üzerinde cinsel içerikli çizimlerin yapıldığı gözlenmiştir. Bazı evlerin içinde operasyonla ilgili tutanaklar da tespit edilmiş ve fotoğraflanmıştır."

(sy)