Ege Üniversitesi’nde ‘Homofobi Karşıtı Buluşma’

12:03

JINHA


İZMİR - Ege Üniversitesi Felsefe Topluluğu tarafından düzenlenen ‘Homofobi Karşıtı Buluşma’ konulu panelde konuşan Prof. Dr. Selçuk Candansayar, iktidarın üreme dışı cinselliği kötü, anormal, yanlış olarak nitelediğini belirterek, din yoluyla ‘günah’, hukuk yoluyla ‘suç’, tıp yoluyla ‘hastalık’ gibi kavramlarla eşleştirildiğine dikkat çekti.


Ege Üniversitesi Felsefe Topluluğu tarafından “Homofobi Karşıtı Buluşma” gerçekleştirildi. Edebiyat Fakültesi Sergi Salonu’nda düzenlenen etkinliğe KAOS GL Danışma Kurulu üyelerinden Prof. Dr. Melek Göregenli ve Prof. Dr. Selçuk Candansayar ile KAOS GL aktivistlerinden Ali Erol katıldı. Etkinlikte homofobinin dayanakları, beden politikaları, cinselliğin denetimi ve homofobiyle mücadele konuşuldu. Prof. Dr. Selçuk Candansayar, iktidarın bütün mülkiyet biçimlerini, aileyi, üremeyi, tek eşliliği ve özel mülkiyeti kutsadığını, üreme üzerinden toplumu denetlemeye çalıştığını ifade etti.


Homofobi: Benim gibi değilse zarar verir


Homofobinin basitçe “benim gibi olmayanın” bana zarar verebileceğine dair bir korku olduğunu hatırlatan Selçuk, homonegativizm kavramından da bahsetti. “Homonegativzm ‘benim gibi olmayan benle aynı haklara sahip olmamalı’ düşüncesi. Bu iki kavramı tamamlayan ana çatı ise heteroseksizimdir. O da benim gibi olanlar doğal, normal, sağlıklı dolayısıyla da üstündür anlayışı” diye konuştu. Selçuk, iktidar mekanizmasının, ezen ezilen ilişkisinin kurulduğu ilk dönemden beri cinselliği kontrol altına almaya çalıştığına değinerek, iktidarın cinselliği yalnızca üreme amaçlı yapılması gereken bir eylem olarak kurguladığına işaret etti.


‘Suç, günah, hastalık’


İktidarın üreme dışı cinselliği kötü, anormal, yanlış olarak nitelediğini aktaran Selçuk, din yoluyla “günah”, hukuk yoluyla “suç”, tıp yoluyla “hastalık” gibi kavramlarla eşleştirildiğini belirtti. 19. Yüzyılda eşcinsellerin “hastalıklarını tedavi etmek” amacıyla tımarhaneye kapatıldığını ifade eden Selçuk, aynı dönemde üreme dışı cinselliğin de “hastalık” olarak görüldüğüne vurgu yaptı. “Bir kadın evlilik dışı gebe kalırsa onu da tımarhaneye yatırıyorlardı. Çünkü evlenmeden yapılan cinselliği ve gebeliği ancak akıl hastalarının yapabileceğini düşünüyorlardı” diyen Selçuk, aynı dönem tıbbın heteroseksüellik dışı her şeye “hastalık” olarak baktığını, mastürbasyonun dahi “hastalık” olarak nitelendirildiğini belirtti.


‘Nerede hijyen uygulaması varsa orada faşizm vardır’


Homofobiyle iktidar arasındaki ilişkiye dikkat çeken Selçuk, otoriter rejimlerin iktidarını perçinlemeye her zaman cinsellik üzerinden başladığını söyleyerek, 12 Eylül darbesinin ardından Kenan Evren’in ilk icraatlardan birinin Bülent Ersoy’a sahne yasağı koyması olduğuna vurgu yaptı. Selçuk, “Bu yasağı ‘toplumun ahlakını bozuyor’ gerekçesiyle koydu. Tamamen cinsellikle ilgili bir göndermedir ve tamamen gelecek rejimin nasıl bir faşizmle geleceğinin aslında çok önemli bir kanıtıdır” dedi. Aynı dönem İstanbul, Ankara ve İzmir’de cinsel yönelimi heteroseksüel olmayanların kamyon kasalarında şehir dışına atıldığını anlatan Selçuk, “bu bir hijyen ve arındırma meseledir” dedi. “Nerede hijyen uygulaması varsa oraya faşizm geliyor diye düşünün” diyen Selçuk, hijyen, sterilize etmek, arındırmak gibi kavramların tümünün doğrudan faşizmle bağlantılı olduğunu belirtti.


‘Beden politikaları ile muhafazakârlık meşrulaştırılıyor’


Etkinliğin kolaylaştırıcılığını üstlenen Prof. Dr. Melek, muhafazakârlığın meşrulaştırılmasında bedene yönelik politikaların uygulandığını kaydederken, faşizmin de en önemli araçlarından bir tanesinin beden politikaları olduğuna vurgu yaptı. “Muhafazakârlık her zaman cinsellikle ilgili, cinsiyetle ilgili bir alan üzerinden çok daha kolay meşrulaştırılıyor” diyen Melek, homofobiye karşı verilen mücadelenin bu alanla doğrudan ilişkide olmayan insanların da özgürleşmesi için önemli olduğunu ifade etti.


‘Cinsel yönelimimiz hafta sonu hobisi değil’


Homofobi mücadelesinin geçmişine ve günümüz mücadelesine değinen KAOS GL aktivistlerinden Ali Erol da, homofobi mücadelesinde, iğneyle kuyu kazarak, yoktan bir hareket yaratılarak bu günlere gelindiğini ifade etti. Birçok sorunla karşılaşıldığını ancak “bu bizim hayatımız” diyerek mücadeleyi sürdürdüklerini dile getiren Ali, “Birçok insanın sandığı gibi bizim cinsel yönelimimiz hafta sonu hobisi değil, kendi hayatımıza sahip çıkarak, bu mücadeleyi büyüttük” diye konuştu. “Gezi eşittir LGBTİ” demenin yanlış olacağını da sözlerine ekleyen Ali, “Gezi Türkiye’deki homofobi karşıtı hareketin bir nevi taçlanmasıdır” ifadelerine yer verdi.


(pi/mg)