'Kadınlar her yerde dayanışma içinde'

08:24

Pelin İKTÜEREN / JINHA


İZMİR - Kadın adayların başarısının damgasını vurduğu 30 Mart yerel seçimlerinde birçok yerde hem dayanışma örnekleri, hem de usulsüzlükler yaşandı. İzmir'de Basınsitesi Mahallesi muhtar adaylarından olan Azize Çelik Baş, seçim çalışmaları sürecindeki hem kadın dayanışmasını hem de adayların usulsüzlüklerini anlattı. Kadın dayanışmasına ilişkin Azize, "Gerçekten de biz birbirimizi her yerde buluruz dayanışırız. Açıkçası hep buna güvendim. Benim arkamda kim var diye düşündüğümde, ben hep kadınların olduğunu düşünüyordum" ifadelerine yer verdi.


30 Mart yerel seçimlerinde kadınlar her yerdeydi. Mahallede, ilçede, ilde, kadınlar erkeklerin adeta işgal ettiği yerel yönetim alanında da var oldular. Bu adaylar arasında elbette feminist kadınlar da vardı. Azize Çelik Baş, İzmir'de Basınsitesi Mahallesi muhtar adaylarından biri. Feminist politika üreten, feminist mücadelede var olan Azize, şakalaşma ile başlayan adaylığını 13 bin 800 nüfuslu mahalleden 3 bin 700 oy alıp, sandıktan ikinci çıkarak noktalıyor. Muhtarlığı kazanamıyor fakat feminist bir kadın olarak farklı deneyimler kazanıyor. Bu süreçte güzel dayanışmaların yanı sıra, sayısız usulsüzlükle, yıldırma politikalarıyla, haksız rekabetle karşılaşıyor. Politikanın erilliğini, egemenlik, iktidar ve koltuk hırslarını çok yakından hissettiği bir adaylık sürecinden geçen Azize ile bu süreci konuştuk.


-              Muhtar adaylığına nasıl karar verdiniz?


Benim annem mahallede kasiyer bir kadındı. Annemi kaybedeli 5 yıl oldu. Annem emekli olduğunda "Bu muhtara o kadar çok kızıyorum. Vallahi adaylığımı koyacağım, herkes zaten tanıyor beni" demişti, öyle şakalaşmıştık. Aradan zaman geçti, annem çok hastayken yerel seçimler oluyordu o dönem. Dedim ki, "Koyalım mı adaylığını, ister misin?", "Bu halde mi yapacağım" demişti o hep aklımda kalmıştı. Yerel yönetimlerde sesimiz, seçeneğimiz olsun adaylığımı koydum.


-              Adaylık süreci nasıl geçti?


Biz çok acemice başladık ve bu kadarını beklemiyorduk. Çok farklı şeylerle karşı karşıya kaldık, farklı dayanışma örnekleri gördük. Birkaç kadın ve erkek. Bunların sayısı 1-2 en fazla 3 kişi olmuştur. En başta bizim hayalimiz aslında sadece kadınlardan oluşan bir aza grubuydu fakat bunu başaramadık. Mahmut diye bir arkadaşım "Azan yoksa beni yaz madem" dedi, Nadire "Benim gibi bir garibanı yazacaksın, ben ev kadınıyım çoluğum çocuğum peşimden koşturuyor sana hiçbir katkım olmaz" dedi. Ama Nadire beni hiç yalnız bırakmadı. Evde erkekler çocuk baktı, yemek yaptı ve biz Nadire ile sürekli kapı çaldık. Nadire artık benim yorulduğum noktada beni ayaklandırıyordu.


 


-              Evleri gezdiğinizde nelerle karşılaştınız?


Bize en çok sorulan "Hangi parti?"sorusuydu. Muhtarlıklarda parti olmadığını, partili olmadığımızı, tüm partilere eşit mesafede durduğumuzu söylediğimizde "Biz şu partiye oy veriyoruz siz o partili değilseniz oy vermeyiz" diyenler oldu. "Siz çok yoruldunuz birer kahve içelim" deyip evine davet edenler de oldu. Sonra evine davet eden kadın bizim azamız olmaya karar verdi mesela. Böyle güzel şeylerle de karşılaştık. Siyasi  görüşüm özellikle merak ediliyordu. Ama benim gıyabımda öğrenilmeye çalışılıyordu. Diğer adayın bir başka azası CHP Karabağlar İlçede ve Atatürkçü Düşünce Derneği'nde etkin bir şekilde çalışan bizim mahallemizden birisi. Ben tanımıyorum kendisini. Muhtemelen o da beni tanımıyor. Sürekli bir karalama politikasına girildi.


-              Bu çalışmalarda usulsüzlüklerle, haksız rekabetle karşı karşıya geldiniz mi?


Gelinmez mi? Bir pazar günü CHP'nin giydirilmiş arabasıyla diğer muhtar adayı elinde megafonla bütün mahalleyi turladı. O sırada bizim de mahalle çalışmasında tanıştığımız CHP'li bir kadın vardı, kadını aradık böyle bir durum var ne yapmamız gerekiyor diye. Çok çirkin durumdu. Bu kişi ikinci turda indirildi. Ama tüm mahalleli gördü. CHP'nin muhtar adayıdır diye algılanmış oldu sonuçta.


Diğer bir olay da CHP'nin mahalle komisyonunda parti kitapçıklarının arasına diğer muhtar adayının oy pusulalarının ve broşürlerinin koyulmasıydı. CHP'li bir kadın arkadaş buna karşı geliyor "O zaman tüm muhtarlarının oy pusulalarını koyalım" diye. Bu olaydan sonra da biz kendimizi bozmadık, çalışmalarımıza devam ettik. Bu arada muhtarlık binasında da bir çalışma hakim. YSK'ya gidip başvurabilirdik aslında ve onlar direkt seçim dışında kalırdı. Ama etik olmaz diye yapmadık. YSK'nın sayfasında "Hiçbir şekilde parti desteği alınmaz" yazıyor muhtar adaylığı için. Fakat bu parti desteğini de geçti artık, partililik çıkıyor ortaya.


-              Seçim günü neler yaşandı?


Bize seçim günü muhtarlık pusulalarını 100'lük paketler halinde getirmemiz söylenmişti eski muhtar tarafından. Ben de seçimden önceki gece oturup onları 100'lük paketler yaptım. Ertesi gün gördük ki diğer aday azar azar 10 tane oy pusulası koymuş ama biz yüz yüz koyduk. Bu da bir seçim taktiğiymiş sonradan öğrendik. En az pusulası olan en çok oy verilen kişidir diye düşünülüp, en çok oy alan kişiye oy verme hali söz konusu. Biz bunları gördüğümüzde nerede hata yaptığımızı nasıl bir tecrübesizlik hali içinde olduğumuzu anladık. Ama artık çok geçti. Sonrasında kazanan adayı tebrik ettim. Tebrik etmemdeki amaç şuydu: Acaba yaptıklarının farkında mıydılar? CHP'liyiz diyorlar ya, iktidarda gözü olanın çok temiz olduğunu düşünmüyorum. Ama ben şundan çok memnunum biz temiz kaldık, hatta temizin yanı sıra saf bile kaldık onların yanında. Biz kimsenin broşürünü yırtmadık, aksine düşen broşürleri yapıştırdık. Kapı kapı gezdik emek harcadık.


-              Kadın olmanızdan kaynaklı bir olumsuzluk yaşadınız mı peki?


Senin ne iş yapacağın önemli değil, sen kadınsın, bir bakıma meta gibi görülüyorsun. "Bunun da canı sıkılmış evde işi gücü yok, bir de muhtarlık yapacağım diyor" şeklinde bir zihniyet var. Çocuğumu sorgulayanlar oldu, kocan nerde diyenler oldu, çocuğa kim bakacak diyenler oldu. Olmadı değil. Mahalle çalışmaları sırasında kahvehaneye girmeye çalıştığımda çok sinirlenmiştim. Adamın tavrı aynen şöyleydi bizi görünce: "Gidin gidin şimdi işim var." Niye çünkü oraya bir kadın geliyor ve kahvehaneye girmesini istemiyor. Orası benim için çok acıtıcıydı. Kahve konuşmalarında şunu da duyuyorsun "Ooo bu güzel de kimmiş buna verelim" direkt kur yapıyorlar. Bunun gibi şeylerle karşılaştım.


-              Bu adaylık sürecinde kadın dayanışması nerede duruyor?


İzmir Amargi'den benim arkadaşlarım geldi. Davul zurnayla mahalleyi gezdik arkadaşlarla. İstanbul'daki arkadaşlarımızdan bile bu tarafta tanıdıkları olan varsa böyle bir telefon zinciriyle, görüşme ağıyla oy istedi. İlk deneyim aktarımı aldığım arkadaş da geçen seçimlerde İstanbul'dan aday olan bir trans kadın arkadaşımız. Bana o söylemişti ev gezmenin çok etkili olduğunu, nereden başlamak gerektiğini vs. Gerçekten de biz birbirimizi her yerde buluruz dayanışırız. Açıkçası hep buna güvendim. Benim arkamda kim var diye düşündüğümde, ben hep kadınların olduğunu düşünüyordum zaten. Başka bir güce de ihtiyacım olduğunu hiç düşünmedim.


-              Sandıktan birinci çıksaydın?


Kazansaydık çok şey yapabilirdik. Kadınlarla birilikte yapılabilecek bir sürü şey vardı. Mahallede biz kadınlar yaşıyoruz. Hastaya, çocuğa bakan, okula, markete koşan biziz. Her yerde biz varız. Bir masamız olurdu. Muhtarlığın diğer alanlarını yaşam alanımız olacak şekilde kullanırdık. Gönüllülük üzerinden komisyonlar kurabilirdik, mahalledeki yaşlıları ziyaret edebilirdik, birlikte toplantı yapabilirdik. Aslında feminist ilkeleri hayata geçirmek mümkün olurdu kazansaydık. Feminizme "çirkin kadın, erkek bulamamış kadın, evde kalmış ondan feminist olmuş kadın" bakışından öteye geçirip, aslında bu kadınların bir politikası olduğunu gösterirdik. Hani o üstün siyasetleri var ya, eril siyasetleri, o siyasetten farklı bir siyaset yapıyor bu kadınlar. Feministlerin nasıl politika yaptığını hayata dağıtabileceğimiz bir alan olacaktı. Güzel olacaktı…


(pi/gk)