Diyarbakır'ın tarihi Ermeni konakları yeniden canlanıyor

08:45

 


Zehra DOĞAN/JINHA


AMED - Bir zamanlar, dar sokaklarında leylak ve dut ağaçların altında neşe dolu Süryani, Ermeni, Kürt ve Arapların kahkaha dolu sohbetlerine tanıklık eden Diyarbakır'ın bazalt taşlı konakları,  Ermeni kültürünün tekrar can bulmasıyla yeniden hayat buldu. Yeşil Çam'ın usta oyuncularından Diyarbakırlı Sami Hazinses'in doğup büyüdüğü konakta Diyarbakır kültürünü sanat atölyesi ve kafe ile canlandıran Ayten Ekici, "Şimdi yok olmaya yüz tutmuş kültürümüzü yaşatma zamanı. Komşuluk ilişkileriyle, zanaatlarıyla ve hoşgörülü insanlarıyla var olan Diyarbakır'ı tekrar yaşamsallaştırmalıyız" dedi.


Diyarbakır'da 1915'ten sonra kullanılmadığı için harabeye dönen Sur ilçesindeki tarihi  Ermeni evleri, zorla yerinden edilen Ermeni yurttaşların geri dönmesiyle tekrar can buldu. Bir zamanlar, dar sokaklarında leylak ve dut ağaçların altında neşeyle dolu Süryani, Ermeni, Kürt ve Arapların kahkaha dolu sohbetlerine tanıklık eden Diyarbakır'ın bazalt taşlı konakları, günümüzde ne yazık ki terk edenlerin feryat dolu akisleriyle yankılanıyor. Yeşil Çam Sineması'nın usta oyuncularından ve sanat müziğinin efsanevi sesi Zeki Müren'in birçok şarkılarının sözlerinin sahibi olan Sami Hazinses'in  (Samuel Garo Uluçyan) evi de bunlardan biri...


'Diyarbakır halkları tespih taneleri gibi dağıldı'


Sami Hazinses'in bir zamanlar doğup büyüdüğü Diyarbakır konağını Diyarbakır El Sanatları Atölyesi ve kafe olarak canlandıran Ayten Ekici, "Kelaynak kuşları gibi, artık Diyarbakır'ın da yerlileri pek kalmadı" diyerek, konuşmasına başladı. Ayten, zamanında Diyarbakır'ın sokaklarında koşturan farklı inançlara mensup insanların nar tanesi gibi dağıldığını söyledi. Ayten, "60 yıl önce Diyarbakır'da çok acı günler yaşandı ve son 30 yılda Diyarbakır'ın yaşamadığı bir acı kalmadı. Son barış süreciyle beraber Diyarbakır'da bir canlılık yaşandı. İnsanlar rahat nefes alabiliyor. Bu sevindiricidir. Umarım bundan sonra eski acılar yaşanmaz ve asker ile dağdakiler yaşamını yitirmez.  Her iki tarafta bizim insanımızdır" dedi. 


'Kardeşçe yaşamayı unuttuk'


Eski Diyarbakır geleneğinin yok olmaya yüz tuttuğunu dile getiren Ayten, "Bir Diyarbakırlı olarak yaşanan değişimden çok rahatsızım. Atık burası eski Diyarbakır değil.  Dilimizi unuttuk. Ermenice, Kürtçe, Süryanice, Arapça ve Türkçeyi unuttuk artık. Dilimizi ve kardeşçe yaşamayı unuttuk. Eskiden babaannem birçok dil bilirdi. Çünkü komşularının çoğu farklı etnik kökene mensuptu ve sıkı komşuluk ilişkileri bunu gerektiriyordu. Her inancın geleneklerini ve hassasiyetini bilmek zorundaydı. Komşular birbirini incitmemek için kültür özelliklerini çok iyi biliyor ve ona göre hareket ederlerdi.  Ne yazık ki şimdi bunu göremiyoruz" şeklinde konuştu.


'Müşterilerimi Diyarbakır misafiri gibi ağırlamak istiyorum'


"Kafe değildi amacım, amacım Diyarbakır kültürünü yaşatmaktı" diyen Ayten,  aileden miraslarının erkek anlayışının baskın olduğu toplumlarda erkek malı gibi görüldüğünü ve bu nedenle ailesinden kalan tarihi konağı kaybettiğini söyledi. Ayten, "Benim doğduğum ev yedi odalı, avlusunda leylak ve dut ağacının bulunduğu, top rıhanların ve zahterinlerin yetiştiği tarihi bir konaktı. Ama ne yazık ki miras erkeklere kaldı ve ben sahip çıkamadım. Yıllar sonra emekliliğimi aldıktan sonra aşık olduğum bazalt taşlı bir evde böyle bir kültürü yeniden yaşatmak istedim. Yıllar sonra nenemden Ermeni olduğumu öğrendim. Bu kafeyi açarak, eski Diyarbakır kültürünü tekrar canlandırmak adına, meftune, kibe bumbar ve likörüyle müşterilerimi kültürümüzün kaybolmaması için birer Diyarbakır misafiri olarak ağırlamayı istedim" diye belirtti.


'Tespih tanesi gibi dağıldık'


"Bu tarihi konakta yeniden çocukluğuma gidiyorum" diyen Ayten, harabeye dönen Surp Giragos Ermeni Kilisesi'nin tekrar restore edilmesiyle beraber,  eski Diyarbakır Ermeni kültürünün yeniden yaşamasının temellerinin atıldığını ifade etti. Ayten, "Bir taraftan ezan sesi gelirken bir diğer taraftan da çanlar çalıyor. İki din bir arada kardeşte yaşanmaya devam ediyor. Sevindiğim ve haz duyduğum tek nokta, iki sesi bir anda duymamdır. Gönül isterdi ki bu küçede yaşayan insanlar tespih taneleri gibi dağılmasaydı.  Çünkü onlar Diyarbakır'da el işlemeleriyle, yaşantılarıyla, bakır işçiliğiyle zanaatlarıyla bir aradaydılar. Şimdi bu küçelerde sadece ayak izleri kaldı" dedi.


'Evlerine dönen Ermeniler eski komşularını göremedi'


Eski Diyarbakır komşuluk kültürünün nerdeyse kalmadığını ifade eden Ayten, yıllar önce yaşadığı evlerden bir anda göçe zorlanan Ermeni yurttaşların döndüklerinde eski sıcaklığı yakalayamadığını söyledi. Ayten, "Şimdi Ermeniler evlerine döndüğünde yaşadıkları evlerde kalan insanlar, kapıyı açanlar onları evine dahi almadı. Benim bir arkadaşım, yıllar önce burada belirli nedenlerden dolayı 'fille oğlu fille' denilerek hakaret yedikleri için Amerika'ya göç etmek zorunda kaldı. Üç yıl önce arkadaşım yaşadığı evin kapısını çaldı ve onların yerinde yaşayan insanlar,  evlerinin kapısını dahi açmadı.  Bu onun içinde bir ukde olarak kaldı. Doğduğu avlusunda oynadığı evi tekrar göremeden Amerika'ya gözyaşları içinde dönmek zorunda kaldı. Oysa o arkadaşımın tek isteği evine bir defa şöylece bakmaktı, ama olmadı" şeklinde konuştu.


'Eski Diyarbakır'ı tekrar yaşamsallaştırmalıyız'


Diyarbakır'ın eski yaşam kültürüne dönebilmesi için Ermeni, Arap, Süryani ve Kürtlerin tarihine sahip çıkarak Diyarbakır kültürünün ayakta durması için çaba göstermesi gerektiğini vurgulayan Ayten, "Şimdi yok olmaya yüz tutmuş kültürümüzü yaşatma zamanı. Komşuluk ilişkileriyle, zanaatlarıyla ve hoşgörülü insanlarıyla var olan Diyarbakır'ı tekrar yaşamsallaştırmalıyız" dedi.


(zd/mg)