Kürt Kadın Hareketinden Alevi Kadın Konferansına mektup…

17:53

 


JINHA


KÖLN – “Hakikat Arayışındaki Alevi Kadınlar Konferansı” için gönderilen birçok mektup, konferansın ikinci oturumunda katılımcılarla paylaşıldı. Kürt Kadın Hareketi’nin konferans için gönderdiği mektupta Kürt kadınlar, Alevi kadınlara Alevilik kültürüne sahip çıkma çağrısında bulunurken, Alevilik kültürü üzerinden yürütülen politikaların da iyi çözümlenmesi gerektiğinin vurgusunu yaptı.


“Hakikat Arayışındaki Alevi Kadınlar Konferansı”, “Alevi toplumunun ve kadınların yaşadığı sosyal ve toplumsal sorunlar”, “Alevilik ve kadın nerede duruyor, nereye doğru gidiyor?” konulu ikinci oturumla devam ediyor. Avrupa’nın birçok kentinden katılımın gerçekleştiği konferansta, Kürt Kadın Hareketi’den ve cezaevindeki kadın tutsaklardan gelen mesajların yanı sıra birçok mesaj da konferans delegesiyle paylaşıldı. Kürt Kadın Hareketi'nin mesajı şöyle:


"Öncelikle tarihsel bir süreçte gerçekleştirdiğiniz konferansınızı kutluyor tüm delegeleri sevgi ve saygıyla selamlıyoruz.


Sevgili kadınlar,


Her toplumu yaratan, o toplumun kadınlarıdır. Bir toplumun kadınları iyi, güzel ve doğru yaşıyorsa, o toplumun tamamı da iyi güzel ve doğru yaşar. Çünkü kadınlar toplumun doğurucu, yaratıcı ve yapıcı gücüdür. Kadınların doğurganlığıyla başlayan, analık görevleriyle süren ve bir ömrün tamamına yayılan özellikleri tarih içinde şekillenerek yayılmış ve toplumsallaşmıştır. Toplum, var olmak ve varlığını sürdürmek için kadının doğurucu, yaratı ve yapıcı özelliklerini kendi temel özellikleri haline getirmiştir. Toplumların kendi anlamlarıyla, kimlikleriyle yaşaması özgür bireyler kadar özgür birlikteliklerle mümkündür. Özgür toplum, özgür yaşam demektir. Bir toplum özgür değilse o toplumdaki bireylerin özgür yaşamalarından söz edilemez.


Alevi kültürünün yarattığı toplumsallık da özgür, eşitlikçi ve demokratik özellikleriyle bugüne kadar kendisini yaşatmayı ve korumayı başarmıştır. Buna rağmen Alevi toplumsallığı bugün ciddi tehditler altındadır. Katledilmenin her türlüsünü yaşamak, yok edilmek, yok sayılmak, yasaklanmak ve gizlenmek bir toplumun kendisi olmaktan çıkmasının tüm yöntemlerini ortaya koymuştur. Bu yöntemler yok etmenin farklı yöntemleridir ve yok olma tehlikesi alevi inancı açısından hala ortadan kalkmamıştır. Kendisi olmaktan çıkmak demek, kendisi olma kimliğinin gerekliliklerini yaşamaktan mahrum olmak demektir. Aleviler bunu sonuna kadar yaşadılar. Toplumun parçalanması kadar kendisi olmaktan çıkarılması bir soykırım yöntemidir. Aleviler soykırım çemberinde yaşayan kesimlerdir ve tedbirleri alınmazsa ve alevi kültürü, inancı yaşayışı yeni toplumsallık olarak kendini yaşamsal kılmazsa yok olacaktır.


Alevi Kürtler Kuzey Kürdistan’da Dersim, Maraş, Adıyaman, Malatya, Antep, Bingöl, Varto, Sivas, Kayseri bölgelerde yoğunlaşmaktadır. Bu bölgelerin hepsi de etnik ve inanç odaklı katliamlara tanıklık etmiş olan bölgelerdir. Kürt kültürel soykırımının fermanı olan Şark Islahat planının büyük bölümü Alevi Kürtlere ayrılmıştır. Planda Fırat’ın batısı denilen bölgede özellikle Kürt kızlarının okutulması için okullar açılması, yollar yapılması ve kadınların asimile edilmesi yöntemiyle bir halkın asimilasyona uğratılması yer almaktadır. Bu durum alevi Kürtler üzerinde uygulanan soykırım yöntemlerini ortaya koyarken ayrıca inancından dolayı katmerli bir soykırıma uğrayan Alevi Kürtlerin durumuna dikkat çekmeyi gerektirmektedir. Alevilerdeki ülke dışına gidişlerin, memleketten, topraktan kopuşların yoğun olması da şark ıslahat planının hala sürdüğünü gösterir. Toprağından koparılan toplumlar, özden bir dönüşü gerçekleştiremezlerse iflah olmazlar. Osmanlı imparatorluğunda başlayan ve cumhuriyet tarihiyle birlikte gelişen katliamların tüm yıkıcılığına rağmen Aleviler dinsel ve kültürel özelliklerini kaybetmemişler, korumuşlardır. Ancak kapitalist modernitenin tüm inançlar, kutsallar, maneviyat ya da kültürler üzerinde olduğu gibi Alevilik üzerinde de ezici etkiler yarattığını söyleyebiliriz.


Bugünden itibaren Alevi Kürtlerin toplumsal parçalanmışlığı aşma, inancın özünü yaşamsallaştırma, Aleviliği var eden devlet dışı toplum olmayı yeniden yorumlayarak somutlaştırma gerekliliği vardır. Nasıl toplum olunur, alevi Kürtlerin toplumsallığı nedir, aleviler nasıl bir toplumsallık yaşadılar ki tüm katliamlara, baskılara ve işkencelere rağmen bugüne kadar gelebildiler, bu toplumsallık nasıl güncellenmelidir?  Sorular çoktur ve alevi kadınlardan yanıtlar beklemektedir. Bu sorulara verilecek yanıtlar Alevilerin yeni toplumsallığını yaratmanın yöntemlerini de yaratacaktır. Bu konuda en fazla rol alevi kadınlarına düşmektedir.


Avrupa’da yaşayan Alevi kadınları öncelikle kapitalist sistemin ortasında ne kadar sistemden etkilendiklerini, Alevilerin bu sistem etkisiyle nasıl kendi kültürlerinden koparıldıklarını bilince çıkarmaları gerekir. Alevilikteki kadın anlayışının yüceliğine rağmen erkek egemen sistemin zirvesi olan kapitalist sistemin kadına yönelik saldırıları karşısında alevi erkeğin nasıl iktidar ve devletçi sistem tarafından yutulduğunu, kendisi olmaktan çıkarıldığını bilince çıkarmak şarttır. Sadece yüzyıllık devlet politikaları dahi Alevilerdeki erkeğin nasıl kendi kültüründen uzaklaştığını, hâkim kültürün gölgesinde egemenine benzeyerek kadın karşısında egemen karaktere büründüğünü ortaya koymaktadır. Bununla birlikte alevi kadınların bu baskılar altında nasıl da özgürlükten uzaklaştıklarını, hâkim din ve mezheplere göre kendini kıyaslayarak biçimsel bazı farklılıkları özgürlük olarak algılamanın alevi kadınlarını ne kadar özsel özgürlükten uzak tuttuğunu görmek de şarttır. Alevi kadınlar öncelikle alevi inancının güçlü köklerini bilmek kadar sistemin kadın ve erkekteki etkilerini çözümlemek durumundadır. Yaşanan özgürlükten uzaklığı bilince çıkararak köle kadın ve egemen erkek karakterlerine karşı verilecek mücadele, tam da alevi inancının yaşam rengini yansıtacak bir gerçekliktir. Bunu yapamamak ise aslını inkâr etmek ve doğalında haramzade olmak anlamına gelir.


Kültüre sahip çıkmak alevi kadınlar açısından nasıl olmalıdır? Deyiş dinlemek, zülfikar biçimli kolyeler taşımak, saz çalmak belli oranda kültürü yansıtsa da kendi başına alevi kültür ve inancıyla, zihniyetiyle yaşamayı sağlayamaz. Alevi inancındaki dayanışma, toplumsallık, başka insanlarla birlikte kendi yaşamını inşa etme, anlamlı yaşama, kadına saygı, masumpak dediğimiz çocuklara tanrı derecesinde sevgi, toprakla, hayvanlarla, bir bütün doğayla derin bir sevgi ilişkisi kurma konuları Aleviliğin günlük yaşamın ruhuna yerleşmiş zihniyet yansımalarıdır. Bunlar olmadıktan sonra saz çalmak kendi başına alevi olmaya ve alevi kültürünü yaşatmaya yetmemektedir. Eğer “dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan” diyorsak, kültürümüze sahip çıkmak, yaşamsallaştırmak, bu kültürü yaratan zihniyeti tüm topluma taşırmak göreviyle yükümlüyüz demektir.


Tüm alevi Kürt kadınları, alevi kültürünü tanımak, sahiplenmek kadar yaşatmak ve süreklileştirmek sorumluluğunun bilincinde olmalılar, Alevi inancının musayip kardeşliğinde olduğu gibi özgürlükle sözleşmeli, inancın kız kardeşliklerini oluşturmalıdır. Alevi kadınlardaki demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü, tarım ve köy toplumundan kopamayan, doğayla bütünleşen özellikler özgür kadın olmaya en yakın özelliklerdir. Egemen sistemin tüm baskılarına rağmen alevi kadınlardaki cesaret, fedakârlık, açık sözlülük, toplumsal adalet, hak bilirlik ve hakikat bilirlik özellikleri belli oranda korunmaktadır. Bu özellikler alevi inancının toplumsal özellikleridir. Topluma ait olan, kadında zirveleşen ve tüm baskılara rağmen direnen özelliklerdir. Bunları korumak, büyütmek, yaşamsallaştırmak ve tüm topluma mal etmek, alevi kadınların görevidir. Egemen erkek sistemi karşısında mücadele etmek, kendi toplumundan başlayarak özgürlük dışılıklar karşısında direnmeyi, onlarla mücadele etmeyi ve bu gerilikler karşısında özgür toplumu inşa etmeyi temel insanlık ve kadınlık görevi bilmekle mümkündür.


Bugün yeni bir dönemin, yeni bir çağın başladığı bir eşikteyiz. Demokratik ulus anlayışının pratikleşmesi demek alevi inancının da özgürce yaşanması demektir ki bu, Aleviler için bir müjdedir. Yeniyi yaşamanın, demokratik moderniteyi yaşamanın gerekliliklerini yerine getirmekle can çekişen bir beden olmaktan kurtuluş mümkündür. Alevi Kürtler kendi etnik ve inanç biçimleri doğrultusunda yaşamanın mücadelesini yükseltmek, kendi hakikatlerine göre yaşamanın adımlarını atmak zorundadırlar. Kuzey Kürdistan’daki baskı yöntemleriyle gerçekleştirilen politikaların Avrupa ülkelerinde daha inceltilmiş ve üzeri örtülmüş egemen yöntemleriyle gerçekleştirildiğini, bu politikaların soykırıma götürdüğünü bilmek gerekir. Hiçbir toplum zorla ya da ılıman politikalarla kendisinin olmayana kendininmiş gibi katlanmak zorunda değildir. Alevi Kürtler de bu anlamda kendi inanç ve etnik yaşamları için aktif mücadeleye atılmalı, demokratik modernite güçlerinin yanında yerlerini almalı, kendi kültürlerini yaşatarak bu mücadeleyi yükseltmelidirler. Aynı şekilde alevi kadınlar da Kürdistan özgürlük mücadelesinin tüm Kürt kadınlarına ve dünya kadınlarına kazandırdığı özgürlük bilincini daha fazla sahiplenmelidirler. Çünkü özgürlük mücadelemiz Gülnaz Karataşların, Zeynep Kınacıların, Cennet Dirliklerin direnişiyle anlam kazandı, onların kanıyla en kutsal halini aldı. Sakine Cansızların, Fidan Doğanların direnişiyle tüm dünyaya kadının özgürlük çığlığını duyurdu. Tüm dünya ülkeleri bu yoldaşlarımızla özgürlük mücadelemizi tanıdı, onların şahsında Kürdistanlı kadın öncülüğünü gördü, özgürlük adımları attı bizim ülkemize doğru. Özgürlük şehitlerimiz kendisi olmanın özgürlük mücadelesiyle mümkün olduğunu gördü ve gösterdi. Parçalanarak dünyanın her yanına dağılmış da olsa kendi toplumsallığını Önder Apo’nun öğretisi etrafında yeniden bulan ve bu defa anlamlı yaşama kararlılığını her şeye rağmen gösteren, bunun bedellerini veren kadın özgürlük mücadelesi öncülerimiz, kahraman şehitlerimiz bizlerin onur kaynağıdır. Bize bu onuru bahşeden şehitlerimizin anılarına layık olmak, onların özgürlük mücadelesini sahiplenmek ve bu amaç doğrultusunda kendi inancını ve kültürünü özgür yaşayan bir toplum yaratmaktır.


 Bizler yeni demokratik ve özgür toplumu yaratma anlamında önemli bir rol üstlenen konferansınızın alevi kadınların öncü rol oynama kararlılığını yaratacağına inanıyor, konferansa katılan tüm kadınları, anaları, genç kızları özgür toplum yaratma mücadelesinin sevinci ve sıcaklığıyla kucaklıyoruz. Sizlerin huzurunda bir kez daha mücadelesine, direnişine, kültürüne sahip çıkan direngen yanlarıyla yakından tanıdığınız Sakine Cansız ve Fidan Doğan yoldaşların anılarına ve Önderliğimizin kadın yoldaşlığına layık olarak mücadelemizi her yerde ve her zaman başarıya taşıyacağımızın sözünü yineliyoruz. Tüm alevi kadınlarını özgür bir ülke ve özgür bir toplum yaratmaya çağırıyoruz."


(dg-üz/gk)