Dilzar Dilok: Kadın kırımına karşı tek çözüm özgür eş yaşam

08:26

Ekin ADA/JINHA


BEHDİNAN - Özgür eş yaşamın nasıl gelişeceğini, bu konuda kadın ve erkeğin yapması gerekenleri ortaya koyan PKK Merkez Komite üyesi ve aynı zamanda PAJK üyesi Dilzar Dilok, "Özgür eş yaşam konusunun temelinde kadın vardır. Toplumsallığın oluşması, kültürün şekillenmesi ve yaşamın kadınla özdeşleşerek ilk yaşam formunu oluşturması gerçeği, kadını özgür eş yaşam kuramının da temel yapıcı gücü haline getiriyor. Kadının nasıl yaşayacağına karar vermesi, yaşamının ilke ve ölçülerini belirlemesi, doğaya, evrene, topluma, daha ayrıntılı söylersek, bitkilere, ihtiyaç maddelerine, havaya, suya, kısacası her şeye yaklaşımı yeniden tanımlamalıdır" dedi. 


Kadınlar, her an soykırım kıskacı altında yaşamayı hak etmeyecek kadar yaşamın merkezidir. Toplumun doğru ve anlamlı yaşaması da bu yaşam merkezi karşısında saygılı ve onurlu duruşu sağlayabilmekle mümkündür.  Nesnelleştirilen, toplumsal statüdeki konumu kölelikle özdeşleştirilen kadın, insan vicdanın ve aklının almayacağı şiddet, tecavüz ve ölüm biçimleriyle gündemdeki yerini almakta. Kadına dayatılan bu kırım gerçeği, çocuklara kadar gelip dayanmakta. Kadına reva görülen her türlü insanlık dışı uygulama, topluma da uygulanmakta. Erkek şiddetinin bu kadar tırmanmasının nedenleri, günümüz gerçeği açısından yakıcı bir biçimde çözümlenmeyi gerektirirken, kadının tarihsel toplumsal gerçeklik içerisindeki merkezi rolünü de açığa çıkartmaya, bu yönlü bir toplumsal bellek oluşturmaya da ihtiyaç var. Bu kırım gerçeği karşısında kadınlar olarak hepimizin "Artık ölümle değil, yaşamla özdeş kılınmamız gerekir" dediği bir andayız. Çözüm arayışlarımızı arttırmamız gereken böylesi bir zamanda, kadın özgürleşmesine dayalı projelere yönelmek ve bu yönlü gelişen perspektifleri yaşamsallaştırmak büyük bir öneme sahip. Kadının özgürleşmesine dair çözüm proje ve perspektiflerine sahip en önemli kadın hareketlerinden biri de Kürt Kadın Özgürlük Hareketi'dir.  PKK Merkez Komite üyesi ve aynı zamanda PAJK (Kürdistan Kadın Özgürlük Partisi) üyesi Dilzar Dilok ile bu çözüm projelerini ve perspektiflerini konuştuk. Dilzar Dîlok, özgür eş yaşama dikkat çekerek, özgür eş yaşamın nasıl gelişeceğini, bu konuda kadın ve erkeğin yapması gerekenleri ortaya koydu.


- Asıl konuya geçmeden önce kadının içinde bulunduğu toplumsal statü konusunda neler söyleyebilirsiniz? Kadına biçilmiş roller nelerdir?


Sohbetimize buradan başlamak tabii ki üzücüdür. Jin-jiyan kelimelerinden bakarsak, yaşam kavramıyla aynı adlandırmaya konu olan kadının bu kadar yaşam dışına itilerek statüsüzleştirilmesi ve buradan yeniden anlam arayışında olmamız üzücüdür. Konuya en negatif yanından başlamak üzücü olsa da biz kadınlar, kadınların içinde bulunduğu durumu çözümlerken umutsuzluğa kapılmamayı, yılmamayı, geri adım atmamayı ve asla pes etmemeyi öğrendik. Bu yeni bir bilme biçimidir. Kadına biçilen statünün dışına çıkmak, içinde bulunulan durumu bilmek ve buna rağmen umutsuzluğa kapılmamakla mümkündür. En fazla dile getirdiğimiz, en fazla dillendirerek bir uyanış ve farkındalık yaratmaya çalıştığımız konudur bu. Kadının bir statüsü var mıdır, varsa nedir bu statü? Çoğunda mevcut duruma bakarak kadının statüsüzlüğünden söz ediyoruz. Ama kadına biçilen bir statü var tabii ki. Bu statü kadına kesinlikle ölümden beter yaşamı reva gören bir deli gömleğidir. Kolları arkadan bağlanmıştır. Bu, mitolojik bir bakış açısıyla değerlendirirsek, her kadın bir venüstür. Venüs heykelini görmüşsünüzdür. Kolları yoktur. İnsanların en büyük öz savunması düşünce gücü ve kollarıdır. Tanrıça heykeli diye bize gösterilen ve belleklerimize kaydedilen de Zeus'un alnından yaratılan Atena ve kolları olmayan bir Venüs heykelidir. Tabii bunlar Ortadoğu gerçeğini yansıtmıyor ama yine de tüm dünyada benzer versiyonlarına rastlamak zor değildir.


'Cinnet geçiren erkek kadını vuruyor'


Bugün toplumun en fazla kaybettiği ve düşürüldüğü nokta kadın konusuna yaklaşımdır. Kadınların içinde bulunduğu durum, toplumların içinde bulunduğu durumun acı bir resmi olmaktadır. Kadın kimliği yoktur. Kimliksizleştirilen kadın, deli gömleği giydirilerek her anını krizli yaşamaya mahkum edilmiştir. En kutsal sayılan kadın, ana kadın olurken analar da bir çocuk doğurma makinesine indirgenmiş durumdadır. Bir diğer yandan da ana olan kadınların ve o kadınların çocuklarının erkek babalar tarafından katledilmesi giderek yaygınlaşmaktadır. Çoğunda bu sistemin insana yaşattığı cinnet olarak adlandırılıyor. Bir anlamda doğrudur ama cinnet geçiren erkek, nedense önce kadını vuruyor. Anayı ve ananın yavrularını vuruyor. Kendisini ya da hemcinslerini vurmuyor. En yakınındakini vuruyor.


'Sömürgecilik hem kadına hem halklara vuruyor'


Kadın soykırımı diyebileceğimiz cinayetlerin giderek arttığını gösteren bu örnekler, kadının mahkûm edildiği statüyü de ortaya koyuyor. Kadın soyu, erkek egemenlikli sistemin kadını mahkûm ettiği statüyü yaşamak zorunda değildir. En köle erkeğin dahi en özgür kadın karşısında egemenlik duygularını yaşaması, bir toplumun yaşayabileceği en hazin durumdur. Ve aynı şekilde bir toplumsal kölelik durumunu ifade eder. Kadın kimliğinin eksiklikle, geri olmayla, kölelikle ve yarımlıklarla özdeşleştirilmesinin, ters uçtan ele aldığımızda, erkek kimliğinin de tamlıkla, ileri olmayla, özgür iradeyle özdeşleştirilmesinin bir sonucudur bu bakış açısı. Erkekliğin doğalında özgürlük ve tamlık olarak algılanması, erkek yararına cinsiyetçiliğin gelişmiş olmasıyla ve bunun da bir statüye dönüşmesiyle ortaya çıkan bir tarihsel kırılmanın göstergesidir. Kadının parçalanmışlığı, öz savunmasızlığı, cinayet nesnesi haline getirilmişliği, bedensel ve zihinsel sömürge konumuna baktığımızda Kürdistan'ın statüsüyle ortaklıklar taşıdığını da söyleyebiliriz. Statüsüzlüğün bir statü haline getirilmesi, kendini parçalanmışlıklar, ikilemler, sömürge olma konumu üzerinden yaşatan sistemlerin varlığını gösterir. 


- Kadının yaşamın merkezi olduğu ve merkezi bir rol oynadığı tarihsel gerçekliğe bakılarak da ifade edilebilir. 7 bin yıllık erkek egemen iktidar boyunca kadın bu merkezi rolün dışına yavaş yavaş itildi ve günümüz gerçekliğinde tamamen bir nesne konumuna indirgendi. Böyle bir statüye çekilmesi kadına ve kadın etrafında gelişen toplumsallığa nasıl bir olumsuz etkide bulundu?


Şimdi çokça söylediğimiz 'kadınları özgür olmayan toplumlar özgür olamazlar' sözünü bir daha söylemek gerekir. Toplum, bütünlüğü korundukça özgürlüğünden söz edilebilecek bir yaşam formudur. İnsan için kaçınılmazdır. Bu forma girmeyen insanın yaşamı mümkün değildir. Toplum formu, kadın ve erkeğin birlikte ve bütünlüklü olarak form kazanmasıyla mümkündür. Böyle bir varoluşsal zorunluluk varken, kadının köleleştirilmesiyle toplumun özgür olabileceğini söylemek imkânsızdır. Kısaca şunu söyleyebiliriz: Kadınların katledilmesi, kapitalist sistemde olduğu gibi derinleştirilmiş kölelik statüsünde tutulması tüm toplumu katletmekte ve tüm toplumu derinleştirilmiş bir köleliğe çekmektedir. Giderek toplumun her anına ve her alanına yayılmakta olduğu belirgin bir kölelik, onursuzlaşma ve ahlaktan uzaklaşma durumuyla karşı karşıyayız.


'Kadının nesnelleştirilmesi toplumsal olumsuzlukların kaynağı'


Sokak ortasında annesinin, kızkardeşinin ya da ablasının onu kendi mülkü sayan bir adam tarafından dövülmesini gören ya da bilen bir insanın onurunun ve iradesinin ne kadar zedelendiğini bilmek zor değildir. İnsan iradesini en fazla kıran şey şiddete maruz kalmak ve şiddete maruz kalan insanlar karşısında hiçbir şey yapamamış olmaktır. Bu durum giderek toplumun tüm kesimlerine yayılmaktadır. Yine toplumsallığı yaratan kadının bugünkü derinleştirilmiş köleliği kültürel olarak toplum bireylerinin içinde bulunduğu metalaştırılma, nesne olma konumunun da temelidir. Kadınları mülkiyet nesnesi haline getirilmiş bir toplumda yaşayan bir ananın çocuğu olanların, kendilerini bu zihniyetten kurtarmak için büyük devrimsel çıkışlar yapmaları gerekir. Önderliğimiz kendi toplumsallığını yaratma eylemine yönelişini biraz da bu eksende ele almaktadır. Özcesi, bugün toplumsal olarak yaşanan tüm olumsuzlukların kökeninde kadının nesneleştirilmesinin ve köle statüsünün varolduğunu belirtebiliriz.


 - Sayın Abdullah Öcalan "Kadınla erkek arasındaki ilişkiler kavranmadan, hiçbir toplumsal sorun ne yeterince kavranabilir ne de çözümlenebilir" diyor. Dolayısıyla toplumsal sorunların kaynağını kadın ile erkek arasındaki sorunsal ilişkiye dayandırıyor diyebilir miyiz? Her iki cins arasındaki bu sorunun kaynağına biraz değinebilir misiniz?  Her iki cins arasındaki temel sorunları nasıl tanımlayabilirsiniz?


Tabii ki tüm toplumsal sorunların kaynağı kadınlık ve erkeklik statülerinin toplumun özüne uygun olmayışıdır. İnsanlığın Mahrem Tarihi adında bir kitap okumuştum. Orada şöyle diyor: Ulaşılan tüm teknik gelişmelere vesaireye rağmen kadınlar ve erkekler hala konuşmaya başlamamıştır. Düşünelim bir, biz kadınlar gerçekten de konuşamıyoruz. Konuşuyoruz anlaşılmıyoruz. Konuşmayı bilmiyor çoğumuz. Susuyor, hep susuyoruz. Çünkü erkeklerin algıları iktidar formuna yatkınlığından dolayı bizim algılarımızdan çok farklı. Donmaya ve kalıplaşmaya elverişli. Konuşmayı öğrenenlerimiz ise konuştukça anlaşılmadığı gerçeğiyle yüzleştikçe ya susmayı seçiyor ya da daha fazla konuşmayı. Daha fazla konuşmak demek kavgaya karar vermek demektir. Konuşmaya karar vermek, konuşmayı dinleyecek bir muhatabın olmasını istemek demektir. Konuşmaya kararlı olan kadınlara hep şüpheyle bakılır. Konuşmayan kadın onaylanırken konuşan kadın erkek aklın sınırlarına giremez. Çünkü kadın aklını reddedişle inşa edilir erkek aklı. Kadın aklı akışkanlık kazanıp konuşmaya başladığında erkekler şüpheyle bakar. Hep söylenenden başka şeyler anlarlar. Kadınlar, tekrar tekrar konuşmak, izah etmek zorunda kalır. Çünkü erkekler, kadınların konuşmasına alışkın değildir. Kadınlar duygularıyla konuşur. Erkekler ise düşünce dedikleri kalıplarla. Oysa düşüncelerin özgürlük derecesi duygularla paralellik arzetmesiyle ölçülür. Bugünkü bilimin ölçüsü ise nesnelliktir. Nesnellik erkek aklın egemenlikli bakış açısının bilim adı altında tanrısallaştırılmasıdır ve kadınlar genelde nesnel olamazlar. Bu kanımca bir özgürlüğe yatkınlık düzeyidir. Bilimciliğin köleleştirdiği sınırlara girememiş olmaktır. Her iki cins arasında yaşanan bu durum temel bir sorundur. Bir keresinde bir ana ile konuştum. Eşi devrimci olan bir anaydı. Devrimci üç evlat yetiştirmiş ve kendisi de devrimin önemli alanlarında yer almıştı. Ona evliliğin kadınlar için ne anlama geldiğini sordum. Verdiği cevap ise ürperti yarattı; 'Ben hiçbir zaman kendim olamadım' dedi bana. Devrimci dahi olsa evliliğin kadınlar için kendin olmaktan uzaklaştıran bir zincir olduğunu, zincirlerin de hangi renkle ve büyüklükte olursa olsun kölelik getirdiğini bu tek cümleyle anlattı. Aynı ortamı, yaşamı hatta havayı paylaşan insanların yaşadığı bu kendin olamama durumu, kadınlar ve erkeklerin birbirleriyle özgür ilişkilenemediklerini gösteriyor ki, toplumsal sorunların büyük çoğunluğu da buradan kaynağını alıyor.


Tek çözüm: Özgürlük


- Erkek egemenlikli iktidar ve hegemonyadan kaynaklı olarak doğan tüm sorunlar (ekolojik, ekonomik, sosyolojik vs.) kaynağını kadının yaşadığı özgürlük sorunundan alıyorsa, bu sorunun çözüm şifrelerini nasıl kodlarsınız?


Toplumsal sorunlar, bir sistemin yıkılıp yerine başkasının inşa edilmesiyle giderilmiyor. Hele hele yeni inşa edilen de aynı zihniyetteyse daha da geri bir durumu yaşamak kaçınılmaz oluyor. Saddam rejiminin yıkılmasından sonra rejim karşıtı bir ana 'Saddam gitti de ne oldu, bir Saddam gitti, binlercesi geldi' diyordu. Bu ananın sözü erkek egemenlikli zihniyet değişmedikten sonra, sistemlerin değişmemesinin kadın açısından hiçbir anlamı olmadığını, hatta daha kötü sonuçlar doğurduğunu ortaya koyuyor. Bugünün dünyasında hangi tarafa yüzünü dönse sorunlar yığınıyla karşılaşan insanın yaşam tutkusu da azalmakta, giderek körelmektedir. Bu bakış açısı anlamlı yaşama iddiasını ve istemini, özünde yaşam arzusunu öldürmektedir. Toplum alabildiğine tahrip edilmiştir. Ortada ne yaşanacak bir doğa, ne bir ülke, ne bir toplum, ne de birlikte anlamlı yaşanabilecek erkek ve kadınlar bırakılmıştır. Böyle bir durumda, yaşamın her anı bir sorunsallık olarak sistemin süreğenliğinin bir garantisi olma konumunu aşmamışken öncelikle sorunları tanımlamak, birbirleriyle bağını görmek ve tüm sorunların kaynağında özgürlükten yoksunluğu görmek şarttır. Özgürlük yoksa, özgür zihniyetler yoksa anlamlı yaşamdan ve sorunların çözümünden de bahsedilemez. Önderliğimizin 'karınca' örneği can alıcıdır. Karıncalar dahi ekonomik sorun yaşamazken, işsizlik çekmezken, insan gibi yaratılmışların en donanımlısı olan bir canlının yaşadığı bunca sorunun temelinde, özgürlük konusunda karıncalardan daha geride olduğumuz gerçeğini görmek zorundayız. Kısaca şunu söyleyebiliriz: Birey olarak kendisinin ve toplumunun sorunlarını çözebilmenin şartı özgür olmaktır. Özgür olmayan ve yaşamı özgür bir zihniyetle yaşamanın iddiasını gösteremeyen bireyler, kendi sorunlarını da kendi toplumunun sorunlarını da çözemezler.


'Özgür eş yaşam bir evlilik ya da eş olma durumu değil'


- Sayın Abdullah Öcalan "Özgür Eş Yaşam"a dikkat çekiyor. Son savunmasında en çok da üzerinde durduğu husus özgür eş yaşam hususu? Nedir özgür eş yaşam? Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?


Öncelikle temel bir yanlış algılamayı düzeltmek gerekiyor. Özgür eş yaşam, bir kadın ve bir erkeğin özgür temelde evlilik ilişkisini ve eş olma durumunu anlatmıyor. Bu da toplum yaşamının bir boyutu olabilir ama özgür eş yaşam, Önderliğimizin yaşamın özgür algılanması için ortaya koyduğu temel kuramlardan biridir. Özgür eş yaşam kuramını anlamak için her bir sözü doğru anlamak kadar söz dizininin oluşturduğu ortak anlamı da doğru kavramak gerekir. Yaşamı yeniden ve doğru tanımlamak ve eşit düzeyde bu tanımlama doğrultusunda yaşamaya çalışmak demektir. İnsan ilişkilerinin bir bütün olarak tüm karmaşıklığıyla sosyal bilim konusu olduğu bilinmektedir. Özünde Önderliğimizin 'Özgürlük Sosyolojisi' belirlemesi de bu gerçeği anlatmaktadır. İnsan, ilişkileriyle tüm diğer canlılardan farkını ortaya koymaktadır. İlişkinin küçük ya da büyük olması önemli değildir. İlişki, ortaya çıktığı anda yaşamı yaratmaktadır. Tabii ki özgür eş yaşam konusunun temelinde kadın vardır. Toplumsallığın oluşması, kültürün şekillenmesi ve yaşamın kadınla özdeşleşerek ilk yaşam formunu oluşturması gerçeği, kadını özgür eş yaşam kuramının da temel yapıcı gücü haline getiriyor. Kadının nasıl yaşayacağına karar vermesi, yaşamının ilke ve ölçülerini belirlemesi, doğaya, evrene, topluma, daha ayrıntılı söylersek, bitkilere, ihtiyaç maddelerine, havaya, suya, kısacası her şeye yaklaşımı yeniden tanımlamalıdır.


- Özgür eş yaşam konusunda hem kadının hem de erkeğin yapması gerekenler konusunda neler söyleyebilirsiniz?


Öncelikle her iki cins de yaşam sorusuna özgür bir zihniyetle cevap verebilmeli, bunun için yaşam ve insan döngüsünü iyi bilmelidir. Zihniyet sorunlarının çözümlenmesi için öncelikle yöntemde devrim yapmak gereklidir. Demokratik modernitede özgür yaşamak isteyen insanın yöntem bakımından düz ilerlemeci, evrenselci, kesinlikçi, sonsuz tekilci, sonsuz kendine göreci, mutlakıyetçi, homojenleştiren, aynılaştıran, sürüleştiren ve benzeştiren tarzları aşması şarttır. Evreni ve insanı incelerken evrenin çeşitlenmesi olarak kadın ve erkek cinsini iyi tanımak gerekir. Cinsleri tanımak doğal toplum yaşamı üzerine yoğunlaşmak kadar ilk insanlaşmanın kanunlarını bilmek de önemlidir. Ahlaki politik toplumu esas almak da yapılması gerekenlerdendir. İnsanlaşmanın temeline ahlak anlayışı yerleştirilmelidir. Ahlakı, namus kavramının güncel sığlığından ve kadını ruhu olmayan bir ceset gibi gören anlayıştan kurtulmak olarak somutlaştırmak da bu çerçevede ele alınmalıdır.  


'Nasıl özgür yaşanacağı bilinmeli'


Aynı zamanda insan doğasını bilmek, anlamak ve özgürleştirmek gerekir. Bu konuda, birinci doğayı bilmek, anlamak ve özgürleştirmek bağlantısını bilince çıkaracak ve bunu kendi yaşamının temel amacı edinecek kadar bir ekolojik bilince sahip olmak şarttır. Demokratik modernitede özgür eş yaşamak isteyen kadın ve erkekler, demokratik konfederalizmi esas almalı, insan farklılıklarına, çeşitliliğine ve renkliliğine en uygun model arayışlarını da her şeye rağmen sürdürmelidir. Kendini özgür yaratmak kadar özgürlüğünü korumanın yaşamsallığı da unutulmamalıdır. Özünü ve özgürlüğünü savunmanın gerekleri, ideolojik, siyasi ve fiziki boyutlarda gelişmekte ve çeşitlenmektedir. Özgür eş yaşamak isteyen insan hangi boyutun gerekli olduğunu bilen ve gerektiği zaman gerekeni yapma gücünü gösterendir. Tüm yaşamın politikanın an an yaşamı yarattığı bir düzlem olduğu bilinciyle hareket etmeli, yaşamın her alanında ve anında demokratik siyaseti esas almalıdır. Bu sıraladıklarımız kadın ve erkekler için özgür eş yaşam kuramını anlamanın ve kendini özgür eş yaşamaya aday haline getirmenin de şartlarıdır diyebiliriz. Yaşamın anlamını bilemeyen özgür yaşayamaz. Bu her iki cins için de geçerlidir. Ve her iki cins de bu anlamı yakalayamıyorsa özgür eş yaşamın yaratılmasından söz edemeyiz. Bu şartlardan sonra da özgür eş yaşamak isteyen kadının ve erkeğin neler yapması konusuna değinilebilir. Bu da Önderliğimizin maddeler halinde sıraladığı ve zihniyet düzeltmesinden günlük yaşamın belirlenmesine kadar ayrıntıları kapsamaktadır.


'Demokratik sosyalizm için tek şart özgür eş yaşam'


- Özgür eş yaşam sosyalist ve demokratik bir topluma ulaşmanın kilididir diyebilir miyiz? Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Siz, Kadın Özgürlük Hareketi olarak bu yönlü nasıl bir projeye sahipsiniz?


Elbette, özgür eş yaşamın bir tanımı da budur. Demokratik sosyalizmin yaşanmasının tek şartı özgür eş yaşam kuramının pratikleştirilmesidir. Bir anlamda anahtardır. Zaten biz kadın özgürlük militanları olarak demokratik moderniteyi, özgür eş yaşamın yaratılacağı kadın modernitesi olarak görüyoruz. Salt güncel ve bireysel ele almak, konunun liberalizm sınırlarında yutulması tehlikesini barındırmaktadır. Özgür eş yaşam konusunu kadın ve erkek sorununu çözmek kadar, kadın etrafında gelişen toplumsallığı yeniden ilk anlamına ve bütünselliğine ulaştırmak için temel bir gereklilik olarak görmek gerekir. Bireysel ele almak, evrensel bir konunun tekil şahıslar somutunda kaybolmasını getirir. Güncel ele alış da tarihsel bir sorunun çözümlenmesinin önünü alır. Bundan dolayı hem evrensel ve yerel, hem de tarihsel ve güncel ele almak gerekir. Tarihe bakarken günün anlamını yaratmaktan uzak da düşülmemelidir. Yine ormana bakarken ağaca karşı kör olmamak gerekir. Bunlar birey toplum dengesinin sağlanmasıyla da ilgilidir. Geleneğin ve tarihin bugünü ve anı yarattığını unutmamak gerekir. Önderliğimiz yaşam yaşanırken anlaşılmaz diyor. Öyleyse, şu anda anladığımız ve duyumsadığımız yaşam, aslında şu anda yaşadığımız değil de önceki yaşadıklarımızdır diyebiliriz. Bizler anlamı kendimizden koparamadığımıza göre doğalında anın dışında bir yaşamla kendimiz arasında kurduğumuz bağın farkında olmak durumundayız. Bu bağı inkâr etmek kendini inkâr etmektir. Liberalizmin istediği, beklediği ve sınırsız yatırım yaptığı da zaten budur.


'Demokratik özgür kadın örgütlülükleriyle projelerimiz hayat bulacak'


Özgür eş yaşam, özgürlük mücadelemiz açısından tarihsel ve toplumsal öneme sahiptir. Bu önemi oluşturan da demokratik modernite toplumsallığıdır. Demokratik modernite toplumsallığının kadın özgürlüğü ekseninde yeniden oluşturulması ve özgür eş yaşamın yaratılması, öncelikli olarak PKK ve PAJK öncülüğündeki kadın özgürlük mücadelesini yükseltmeyi gerektirir. Demokratik özgür kadın örgütlülüklerini geliştirerek mücadelemizi çok yönlü, çok kapsamlı ve somut projeli bir temelde yürütme amacındayız. Tabii başta genç kadınlar olmak üzere toplumdaki tüm kadınların örgütlenmesi, genç kadınların eğitilmesi ve özgür yaşam perspektifine ulaşmaları da hedeflerimiz arasındadır. Bunun için başta genç kadınların bilinçlenmesi, sistem karşısında alternatif yaratacak bir duruşa ulaşmaları, sistem tuzaklarını görerek bu tuzaklardan kendilerini korumaları gerekmektedir. Ayrıca kadın soykırımı karşısında kadınları bilinçlendirmek ve duyarlılık sağlamak kadar bu saldırılar karşısında doğru ve yerinde bir meşru müdafaa anlayışının oluşturulması da mücadele kapsamındadır. Kadınlar, her an soykırım kıskacı altında yaşamayı hak etmeyecek kadar yaşamın merkezidir. Toplumun doğru ve anlamlı yaşaması da bu yaşam merkezi karşısında saygılı ve onurlu duruşu sağlayabilmekle mümkündür.


'Kadınların tarihsel bilinci Jineolojiyle sağlanacak'


Yine Jineoloji kapsamında güçlü bilimsel, toplumsal ve tarihsel araştırmalarla tüm kadınların eğitilmesi de, mücadele kapsamında yapılması gerekenler arasındadır. Bu temelde tüm kadınların doğru bir ahlak, Jineoloji temelli iyi bir bilgi ve yeni estetik anlayışı temelinde yeniden kendi yaşamlarını inşa etme kararlılığını oluşturmaları şarttır. Ancak bu şekilde kadın kimliğinin ve statüsünün doğru, iyi ve güzel bir temelde yeniden anlamlandırılması mümkündür. Demokratik sosyalizmin yaşamsallaştırılması, demokratik ulus anlayışının yaşamın her alanında temel yaşam perspektifi haline getirilmesiyle olabilir. Bundan dolayı da, kadın özgürlük çalışmaları başta Kürdistan'daki tüm kadınlar olmak üzere, Türkiye'deki tüm inanç ve etnisite gruplarını kapsayacak çalışmalar yapmak şarttır. Ancak bu yolla tüm kadınların gücünü ve güzelliğini birleştirerek demokrasinin çok renkliliği kadar sosyalizmin özgürlükçü ve farklılıkların eşitliğini sağlayabiliriz.


(zd/mg)