'Baskılar ne bir dili ne de bir halkı yok edebildi'

08:40

 


Mizgin Tabu/JINHA


WAN - Kürtler üzerinde uygulanan baskı ve şiddet politikaları, çözüm sürecinin yaşandığı bu günlerde dahi hala birçok yurttaşın üzerinde farklı etkiler bırakmaya devam ediyor. Türkiye gibi kozmopolit  bir ülkede kültürel ifadelerin yasaklı olarak değerlendirilmesinin demokrasi bakımından çelişki uyandırdığına dikkat çeken Vanlılar, "Bilmediğimiz bir dilde ilim öğrenmeye zorlandık. Yabancısı olduğumuz bu dilli anlamadığımız her an dayak yedik, susturulduk ve bastırıldık. Ama tüm bu çabalara rağmen ne bir dil, ne de bir halk yok edilebildi. Kürtler her zaman var olmaya devam etti" dedi.


Türkiye'nin en karanlık yılları olarak bilinen 1990'lı yıllarda bölgede yaşayan Kürtlere yönelik birçok hak ihlalleri yaşandı. Yıllar önce Kürtler kendi dilini konuştuğu için işkencelerde öldürüldü, katledildi. 1980 askeri darbe döneminde yapılanlar insanlığa karşı suç niteliğini almış, cezaevlerinde ve özellikle Diyarbakır Cezaevi'nde akıl almaz işkenceler yaşanmıştır. Kürt kimliğini yok etmek için faşizan politikalar devreye sokularak, Kürtler asimilasyona tabi kılındı. Devlet politikası olarak şiddet; zorla boşaltılan, yakılan köyler, zorunlu göçe tabii tutulan yüz binlerce insan, faili meçhuller, gözaltında işkence, tecavüz edilenler, kaybedilenler ve dezenformasyon yüzünden ortaya çıkmayan/çıkamayan korkunç şiddet eylemleri…  Aradan yıllar geçmesine rağmen günümüz Türkiye'sinde durum pek farklı değil. Yasaklı kelimeler ve düşünce özgürlüğünün kısıtlanması hakkında konuşan Vanlı yurttaşlar, çözüm sürecinin yaşandığı şu günlerde bile Kürt halkının düşünce özgürlüğünün olmadığını söyledi.


'Heval kelimesi için cezaevine girdiler’


Van Eğitim Destek Evi hocalarından Gülseren Kaya, Kürtlerin tarihten bu yana yaşadığı asimilasyon politikalarına günümüzde hala devam ettiğini dile getirdi. Gülseren, geçtiğimiz Ağustos ayında Diyarbakır'da kurulan "Kürdistan Gençlik Hareketi Derneği"nin İçişleri Bakanlığı tarafından reddedilmesini örnek göstererek,  "Kürdistan isminin günümüzde hala tartışılıyor olması, egemen zihniyetin hala aşılamadığını ve inkâr politikasının hala devam ettiğinin bir göstergesidir. Bunun dışında Kürtlerin en fazla değer biçtikleri ve kendi varlık gerekçeleri olan tüm kavramların yasaklanması aynı zamanda egemenlerin sürdürmüş olduğu asimilasyon politikaların bir devamıdır" ifadelerini kullandı. Türkiye gibi kozmopolit bir ülkede kültürel ifadelerin yasaklı olarak değerlendirilmesinin demokrasi bakımından çelişki uyandırdığını belirten Gülseren,  birçok yurttaşın "heval" kelimesini kullandıkları için hapis yattığını hatırlattı.


'Bilmediğimiz bir dilde ilim öğrenmeye zorlandık'


Kürtlerin yıllar boyunca faşizan bir sistemin hegemonyası altında yaşam mücadelesi verdiğini belirten öğrencilerden Deniz Bayram, "Anadilimizi bir suçmuş gibi hep sakladık. Bilmediğimiz bir dilde ilim öğrenmeye zorlandık. Yabancısı olduğumuz bu dilli anlamadığımız her an dayak yedik, susturulduk ve bastırıldık. Çok küçük yaşta varlığımız Türk varlığına armağan etmemiz gerektiği öğretildi, antlar içildi ve zorla "Ne mutlu Türküm diyene" söylettirildi. Ama tüm bu çabalara rağmen ne bir dil, ne de ırk yok edilebildi. Kürtler her zaman var olmaya devam etti" dedi.


'Tek bir kelime için 22 yıl yattı'


Düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasının kabul edilebilir bir olgu olmadığını belirten Yüzüncü Yıl Üniversitesi Coğrafya bölümü öğrencisi Dilan Benek,  ailesinden örnek vererek, "Ben küçükken amcam, Newroz alanında Sayın Abdullah Öcalan'a 'Sayın' dediği için 22 yıla mahkum edildi. Amcam hala tutsak. Bu ne kadar doğru? Bunu ancak bu yaşlarda idrak edebiliyorum. Çocukken amcamın hapiste olmasına anlam veremezdim ve acaba amcam bir katil miydi diye sorular sorardım. Hayır amcam katil değildi. Sadece bir kelime için yıllarca hapis yattı. Türkiye, şu an çok büyük  yolsuzluk olayları ile gündemde.  İktidarların yaptığı bir yolsuzluk olduğu için bu olay es geçildi.  Kimseye bir ceza verilmedi, tutuklananlar ise hemen yok edildi.  Ama amcam gibi birçok Kürt sırf bir kelimeyi dile getirdi diye 22 yıl mahkum edildi. Adalet bunun neresinde?" ifadelerini kullandı.


'Adaletsizliğin temeli yasal  yetersizliklerdir'


Diyarbakır'da kurulan Kürdistan Sanayici ve İş Adamları Derneği'nin (KÜRDSİAD) adından dolayı reddedilmesini hatırlatan Dilan, "Toplumsal barış yollarının araştırılması ve çözüm sürecinin değerlendirmesi amacıyla Meclis Araştırması Komisyonu kurularak bir rapor hazırladı. Bu rapora karşı BDP tarafından da alternatif bir rapor hazırlandı. Komisyon ve Meclis Başkanlığı rapor içerisinde geçen 'Kürdistan' kelimesinden dolayı raporu reddetti. Bu gibi örnekler Türkiye'nin özgür olmadığını kanıtlamaya yeterlidir" şeklinde konuştu. Yaşanan adaletsizliklerinin temelinin yasalarda yaşanan yetersizlikler olduğunu söyleyen Dilan,  "Eğer bir kelime için bir insana 30 yıl ceza verilebiliyorsa, ortada çok büyük bir sorun var demektir. Bu sorun sadece yasaklı kelimeler sorunu değil yasa sorunudur" dedi. 


'Anadilimiz üzerindeki baskılar devam ediyor'


Merve Solmaz adlı bir diğer öğrenci ise PKK Lideri Abdullah Öcalan tarafından başlatılan çözüm sürecine ilişkin hükümetin samimiyetsice yaklaştığını söyledi. Merve,  "Bilindiği gibi bir barış sürecindeyiz. Sözde bir barışın olduğunu düşünüyorum. Özde bir barışın olduğuna inanmıyorum. Çünkü okullarda hala anadilde eğitime karşı yoğun bir baskı var. Üniversite öğrencilerinin anadilde eğitim talep ettikleri demokratik eylemlere ise polis yoğun baskı uyguluyor ve adaletsizlikler yaşanmaya devam ediyor" sözlerine yer verdi.


(mt-ss/zd/mg)