Tutsak anneden özgürlüğün çocuklarına mektup var

08:34

Zehra DOĞAN/JINHA


AMED - Kökü tanrıça tarihine kadar uzanan Anneler Günü'nde, mücadelesiyle taçlanan bir anne olan Batman M Tipi Kapalı Cezaevi'nde bulunan siyasi tutsak Elif Uludağ'dan (Zelal) özgürlüğün çocuklarına mektup var.  Zelal, çocuklarını ve PKK saflarında çatışırken yaşamını yitiren oğlu Haki'yi anlattığı mektupta, "Yaşımız ne olursa olsun zindanlara atılan bir halkın kadınları ve anneleriyiz. Şimdi bir anneler gününü daha çocuklarımdan ayrı, dört duvar arasında karşılıyorum.  Üstelik bu defa bir evlâdımın şahadetinin gölgesinde geçen bir anneler gününü karşılıyorum. Yüreğim parça parça olmuş ve her bir parçası ayrı bir coğrafyaya savrulmuş durumdayken, anneliğimin hangi tarafına sevinebilirim ki?" dedi.


PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın çağrısı üzerine 2009 yılı Ekim ayında Habur Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye giriş yapan ve kısa süre sonra çeşitli gerekçeler gösterilerek tutuklanıp haklarında onlarca yıl hapis cezası verilen "Demokratik Çözüm ve Barış Grubu" üyelerinden 55 yaşındaki Elif Uludağ (Zelal), Batman M Tipi Kapalı Cezaevi'nden özgürlüğün çocuklarına mektup yazdı.  Zelal, 2003 yılında oluşturulan "canlı kalkan" ile birlikte "çocuklarımın peşinden gittiği hakikat arayışına bende katılarak mücadeleyi yükselteceğim" diyerek PKK saflarına katıldı. Zelal, oğlu Haki ve Doğan ile birlikte aynı saflarda çatıştı. Oluşturulan "Demokratik Çözüm ve Barış Grubu" üyesi olarak Türkiye'ye dönmeden önce "yoldaşım" dediği Haki ile dağların mis kokulu çiçekleri arasında son bir kerecik gülümseyerek fotoğraf çektiren güler yüzlü bu kadın, mücadelenin ak sütüyle emzirdiği oğullarına böylece veda etti...  Bölge halkının büyük bir coşkuyla karşıladığı Barış Grubu'nda yer alan Zelal, gittiği her yerde  "Barış olursa oğullarım da gelecek" diyordu. Zelal'in sevgi dolu yüreğinden dökülen bu sözler, sessizliğe bürünen Barış Grubu karşılama alanlarında hala yankılanıyor.


'Barış gelsin oğullarım da gelecek…'


Hükümetin çözümsüzlükle bitirdiği 2009 sürecinin hemen ardından tüm dünyanın pür dikkat odaklandığı sahnenin perdeleri kapandı ve seyirciler dağıldı. Geriye ne bir barış geldi ne de Zelal'in çocukları...  Çatışma süreci yeniden başlatıldı. Zelal, apar topar tutsak edilirken oğullarından Doğan, yaralandı, Haki ise yaşamını yitirdi. Zaten bir diğer oğlu Öner ise Fransa'da siyasi tutsaklığını yaşıyordu. Oysa Zelal savaşı değil barışı istiyordu. Barışı istemesine rağmen parmaklıkların ardına kapatılan Zelal oldu. Zelal'in umut dolu "barış gelsin, oğullarım da gelecek" sözleri güvercin olup bu toprakları terk ederken, oğlu Haki'yi de kanadına alıp sonsuzluğa doğru uçurdu... Tüm dünyada sevinç ve anneye duyulan saygı manzaralarıyla anneler günü kutlanırken tutsak kadınlar da sonsuzluğa uğurladığı evlatlarına mektup yazarak içindeki acıyı dindirmeye çalışır. Kökü tanrıça tarihine kadar uzanan anneler gününde, mücadelesiyle taçlanan bir anne olan Zelal, Batman M Tipi Kapalı Cezaevi'nden adresini bilmediği diyarlarda yaşayan özgürlüğün çocuklarına dert yakınma mektubu yazdı.


'Anneler Günü'nün benim için bir anlamı yok'


"İşte bir anneler ünü'nü daha karşılamak üzereyiz" diyen Zelal,  anneler gününün bir anlam ifade edebilmesi için tüm annelerin bir annenin canından bir parça olan çocuklarıyla birlikte yaşaması gerektiğini söyledi.  Bir kadının çocuğunu kucaklarken kokusunu duyumsamasıyla anne olduğunu anladığını ifade eden Zelal, Kürt annelerinin çocuklarıyla gönül rahatlığıyla bir yaşam sürdüremediğini ve her gün evladı için gözyaşı döktüğünü belirtiyor. Zelal, "Bu da yetmez hep gözümüzden sakındığımız, uğruna canımızı hiç düşünmeden feda edeceğimiz çocuklarımızın cenazelerini karşılarız. İşte şimdi o ayrılık o özlem bitmiştir, ama o bitmeler bir kor ateş olup yüreklerimize düşmüştür. Hem de hiç sönmemek üzere... Hep onları bir gün kucaklamanın, onlarla yapacağımız güzel sohbetlerin, onlarla gezeceğimiz günlerin hayaliyle yaşarız. Onlardan bize kalan anılarımızla avunuruz. Onlardan bize kalan bir elbiseyi, bir çakmağı, bir tespihi, bir kalem ya da bir çorabı öyle güvenilir yerlerde saklarız ki asla hatıralarına kimseyi yaklaştırmayız. Hep o hatıraları çıkarıp adeta kendisini sevdiğimiz gibi, kendisini kokladığımız gibi sever koklarız. Bu küçük hatıralar onların yaşıyor olduğunu bize hatırlatır. Bu hatıraları birçok defa göğsümüzde saklarız. Böylece çoğumuzun bedenini ve kokusunu koynumuzdaymış gibi hisseder ve moral alırız" dedi.  "Belki tuhaf gelecek ama bizler çocuklarımızın cenazelerini gömmediğimiz için onların asla ölmeyeceğini, bir yerlerde hep yaşıyor olduğunu düşünür öyle olmasını isteriz" diyen Zelal, alışıla gelen annelerin evlâtlarını değil, evlatların annelerini son yolculuklarına uğurlamaları gerektiği düşüncesinde olduğu için evladının ölümüne bir türlü inanmadığını söyledi.


'Evladımın şahadetinin gölgesinde bir anneler gününü karşılıyorum'


Kürt kadınlarının çocukları PKK'ye katıldıktan sonra kendilerinin de bir şekilde mücadele içinde yer aldığını ifade eden Zelal, bu nedenle ya annelerin ya da çocuklarının tutuklu veya saflarda olduğunu dile getirdi. Zelal, "Yaşımız ne olursa olsun zindanlara atılan bir halkın kadınları ve anneleriyiz. Bu güne kadar hiçbir bayram, hiçbir yeni yılı, hiçbir özel günü çocuklarımla birlikte karşılayamadım.  Şimdi bir anneler gününü daha çocuklarımdan ayrı dört duvar arasında karşılıyorum.  Üstelik bu defa bir evlâdımın şahadetinin gölgesinde bir anneler gününü karşılıyorum. Yüreğim parça parça olmuş ve her bir parçası ayrı bir coğrafyaya savrulmuş durumdayken anneliğimin hangi tarafına sevinebilirim ki? Oğlumun şahadetini içerde karşıladığım için hala inanmakta zorlanıyorum. Bunun için dışarı çıkıp gerçeklerle yüzleşmekten dahi korkuyorum. Biraz tuhaf görünebilir ama gerçeklerle yüzleşmemek adına içerde kalmayı göze alıyorum. Ben onu hep dağda bıraktığım gibi düşünmek istiyorum. Çıkıp da onu göremeyince artık gerçekten olmadığını anlamaktan korkuyorum" diye belirtti.


'Haki benim yoldaşımdı'


Oğlu Haki'yi henüz çok genç yaşlardayken doğurduğunu belirten Zelal, "Yıllarca aynı alanlarda oğlum Haki ile birlikte mücadele verdim. Haki benim ilk çocuğumdur. Genç yaşta anne olmuştum. Ben ve Haki birlikte büyüyorduk. Böyle olunca bize sadece anne-oğul olmaktan öte, aynı yolda yürüyen iki yoldaş olmuştuk. Amansız bir mücadelenin içinde bulmuştuk kendimizi. Bu mücadele boyunca birçok acı ve güzel anılarımız oldu. Şimdi ben ancak anılarımızı teker teker hatırlayarak teselli bulmaya çalışıyorum. Her ne kadar o anıları hatırlamak yüreğime tarifi imkansız bir acı yüklese de her hatırladığımda onun yanımda olduğunu hissediyorum" dedi.


Haki: Sen benim en güzel yoldaşımsın


Haki'nin kadını, annesinin şahsında çok iyi tanıdığını söyleyen Zelal, "Haki 'bu toplumu bu hale getiren sistemi kabul etmiyorum' diyordu. Bir kadın ve bir erkeğin neden her konuda birlikte yürümediğine anlam vermiyordu. Özellikle yoldaşlık kavramı onun için çok anlamlıydı. 'Eğer biz kadın arkadaşlarla yoldaş isek, aramızda farklılık olmamalı' diyordu. Bu nedenle bana hiç anne demezdi. 'Sen benim en güzel yoldaşımsın' derdi. İşte şimdi ben onun o güzel yoldaşlığını çok arıyor ve özlüyorum. Özellikle bu güzel yoldaşlığı bir daha yaşayamayacağımın düşüncesi içimi acıtıyor. Bu nedenledir ki anneliğimi eksik ve yarım kalmış gibi hissediyorum. Şimdi bu koşullarda anneler günü ancak bana acımı hatırlatır. Bir oğlumu artık hiç bir zaman görmeyeceğim. Bir diğer oğlum ise Fransa'da tutsak. Bir oğlum darbe yemiş bedeniyle şu an dağda ve o zorlu koşullar altında mücadelesini sürdürmekte. Evet ben 3 çocuk dünyaya getirdim. Ama şimdi hiç biriyle görüşme imkanım yok. Küçük oğlumu 15 yıldır göremedim. Onu bıraktığımda henüz daha çocuktu. Onun büyüdüğünü dahi göremedim. Bu kirli siteme karşı ne kadar mücadele versek de az kalır. Yüreğimdeki bu acıyı ancak doğru ve güçlü bir mücadeleyle hafifletebileceğimi biliyorum. Ve biliyorum ki yaşadığım bunca acı hep benimle kalacak" sözlerine yer verdi.


'Evladınızla birlikte bedeninizin bir parçası toprak olmuştur'


Zelal, "Bir hastalık düşünün, tedavi ederseniz o kişinin hastalıktan kurtulma şansı vardır. Yapmanız gereken sadece doğru bir tedaviden geçmektir. Fakat bir annenin evlat acısını ilaçlarla dindiremezsiniz. Geriye dönüşü olmayan bir gerçeklikle karşı karşıyasınızdır. Günde onlarca defa 'evladımın yerine ben yaşamımı yitirseydim' diyorum. Çünkü bu acıyla çocuğunuzu her hatırladığınızda, bir kez daha ölmüşsünüz demektir. Yaşamınız hep eksiktir. Çünkü bedeninizin bir parçası toprak olmuştur" diye kaydetti.


'Anneler Günü'nde de acıyı katmerleşerek duyumsayacağım'


Zelal mektubunun devamında şunları belirtti: "Düşünün bir düğün bir yemek, bir bayram olur ama siz hep evladınızı hatırlarsınız. O yemek boğazınızda kalır. Hele bir de evladınızın sevdiği bir yemek ise, adeta siz yemeği değil yemek sizi yer gibi olur. Şimdi bu dört duvar arasında bile, bir moral ya da bir kutlama olduğunda arkadaşlar türküler söyler, halaylar çeker. Fakat ben hiç mutlu olmam. Yüreğim kanar ve gözlerim dolar. Belli etmemek için büyük bir çaba harcarım. Şimdi bütün özel günlerde olduğu gibi Anneler Günü'nde de acıyı katmerleşerek duyumsayacağımı biliyorum. O gün bana acının dışında başka bir şek ifade etmeyecek. Bazı Kürt annelerin hayat hikayelerini dile getirmeye ne kitap ne de defter yetmez. Bir gazeteye yazmak ise daha da zordur. Şu an beni ayakta tutan sadece oğlumun uğruna canını feda ettiği özgürlük mücadelesi ve hakikat arayışıdır. Onları yaşatmak, mücadelelerini sürdürmekle mümkündür."


(zd/mg)