Kongrede Rojava saldırıları ve Boko Haram kınandı

13:50

JINHA


AMED - DTK tarafından düzenlenen "Demokratik İslam Kongresi", açılış oturumu ve ilk oturumla devam etti. Açılış oturumunda konuşan yazarlar Ayhan Bilgen ve İhsan Eliaçık konuşmalarında, kız çocuklarını kaçıran Boko Haram örgütünü ve Rojava'ya saldıranlar ile saldırıları destekleyenleri kınadıklarını ifade etti.


PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın önerisi üzerine Demokratik Toplum Kongresi'nin (DTK) tarafından düzenlenen ve Mele Evdilayê Timoqî'ye adanan "Demokratik İslam Kongresi" 70'i aşkın kadın olmak üzere birlikte 300'ün üzerinde delegenin katılımıyla başladı. Diyarbakır Green Park Hotel'de gerçekleştirilen ve iki gün sürecek olan Demokratik İslam Kongresi'ne bölgeden, Rojava'dan Federal Kürdistan Bölgesi'nden, Türkiye'den, Rojhilat'tan ve Avrupa'dan delegeler katılırken, delegeler arasında DTK, HDP, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı, aydın, yazar, gazeteci, din alimleri, Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH), ilahiyatçılar yer aldı. Açılış konuşmalarının ardından gerçekleştirilen açılış oturumunda yazar Ayhan Bilgen ve İhsan Eliaçık, "Demokratik İslam" üzerine sunum gerçekleştirdi. İhsan Eliaçık ve Ayhan Bilgen Sonuç Bildirgesi için sunulan öneriler bağlamında komisyon oluşturuldu.


'Ortadoğu'da her yer kan gölü'


Komisyon oluşumunun ardından "Ortadoğu'da her yer kan gölü adalet yerlerde sürünüyor" diyerek konuşmasına başlayan Yazar İhsan Eliaçık, "Demokrasi, özgürlük söylemi kafirlik olarak görülüyor. Müslüman zihin, 594 yıldır donmuş durumdadır. Geçmişin ve günümüz dininin karşılaştırması mümkün değildir" dedi. Dinin özünde yaşamdan ibaret olduğunu belirten İhsan, Medine Sözleşmesi'nin de Hz. Muhammed'in şartlarla bir arada yaşama formülü olduğunu kaydetti. Medine Sözleşmesi'nin farklılıkların nasıl bir arada yaşayabileceğini gösterdiğini belirten İhsan, "Bu renklilikleri tek tipleştirmek Allah'a ve doğaya kaşı çıkmaktır. İşgallere karşı İslamcıların tepki göstermesi ve ardından işi çığırından çıkarmasıyla, aşamalı olarak herkesi öldürüp şiddet sarmalı içerisinde yok olup gidiyor. Savaşta bile bir ahlak vardır. Saltanat deyince kimsenin kılı kıpırdamazken, demokrasi denilince herkes ayaklanıyor. İslam'ın demokratik yorumu saray hayatı içerisinde boğuldu" şeklinde konuştu. Ayrıca konuşmasında Nijerya'da kız çocuklarını kaçıran Boko Haram örgütünü ve Rojava'ya saldıranları da kınayan İhsan, İslam kılıfıyla yapılan saldırıların İslamiyet ile bağdaşmadığını dile getirdi. Ardından konuşan Yazar Ayhan Bilgen ise, şu an Ortadoğu'nun kadınların alınıp satıldığı bir coğrafya haline getirilmek istendiğini ifade etti. Hz. Muhammed yaşasaydı, şu an süren savaşlar karşısında cesur bir tavır alacağını ifade eden İhsan, "Zilan Deresi'nin acısı karşısında nerede durduk? Roboskî'de kimden yana olduk? Bunları ilkeli bir şekilde ortaya koymak gerekir. Kerbela ile yüzleşmeden Hüseyin'i anlamadan Kerbela'nın yoluna düşemeyiz. Aynı zamanda bu kongrede ortak bir platform kurmak zorundayız" şeklinde konuştu.


'Kürtler büyük bir inançla İslamiyet'le yürüdü'


Ardından konuşan Mardin Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Ahmet Türk, katılımcıları selamlayarak, bugünün önemli olduğunu ifade etti. İslamiyet adı altında Kürt halkını inkar edenler için kongreden önemli kararlar çıkacağını kaydeden Ahmet, 21. Yüzyılda ulusal ve inanç sorunlarının bir arada tartışıldığını kaydetti. İslamiyet'in kullanılmasının İslamiyet'e hakaret edilmesi anlamına geldiğini dile getiren Ahmet, Ortadoğu'da Kürtlerin büyük bir inançla İslamiyet'le yürüdüğünü ifade etti. Türk, Arap, Fars devletlerinin ideolojileri ile Kürtlerin haklarını ve ezilen tüm halkların haklarını tanımamak için çabaladıklarını kaydeden Ahmet, Hz. Muhammed'in de Medine Sözleşmesi'nde farklı halkların haklarını tanıdıklarını kaydetti. Kürtler üzerinden yürütülen politikaların İslamiyet'e aykırı olduğunun altını çizen Ahmet, İslam adı altında yürütülen siyasete karşı tüm İslam aleminin birlikte mücadele etmesi gerektiğini vurguladı. Türk Diyanet İşleri'nin Kürtlere karşı yapılanlara sessiz kaldığını söyleyen Ahmet, "Bugün büyük bir inançla dile getirilen düşünce ve fikirler geleceği de etkileyecek ve sadece iki günle sınırlı kalmayacak. Tekrar Amed'e ve Kürdistan'a hoş geldiniz" dedi.


Ahmet Türk'ün konuşmasının ardından kongrenin "Medine Sözleşmesi" adı altında ilk oturumu başladı. İlk oturumda Ali Bulaç, Hüda Kaya ve Bilal Sambur konuşmacı, ilahiyat profesörü Nurettin Turgay ise moderatör olarak yer aldı.


'Tüm halklar kendi iradesiyle Medine'ye katıldı'


İlk olarak sunumunu gerçekleştiren Yazar Ali Bulaç, "Yeni Bir Ortadoğu için Medine Sözleşmesi" başlığıyla sunumunu gerçekleştirdi. Mezhepler, kavimler, sınıflar, halklar, cinsiyetler, cemaatler ve sivil toplum kuruluşları arasında çatışmalar yaşandığını dile getiren Ali, çatışma potansiyeli olan yerlerde sorunları çözmek, karşılıklı irade ile çatışmayı sonlandırmak, çatışmadan galip olanın kendi iradesini kullanması şeklinde çözümlendiğini aktardı. Hz. Muhammed'in de üçüncü çözüm yöntemini kullandığına işaret eden Ali, ensarlar ile muhacirler arasında Medine Sözleşmesi'nin imzalandığını kaydetti. Ali, Medine'de grupların kendi referanslarıyla sözleşmeye katıldıklarına sunumunda yer verdi. Ortadoğu'da bütün kültürleri, inançları, ulusları bir araya getirebilecek bir kubbeye ihtiyaç olduğunu dile getiren Ali, Medine Sözleşmesi'nin de bu ortaklığa zemin oluşturduğunu ifade etti.


'Medine Sözleşmesi ilk anayasalardan biridir'


Ardından sunumunu gerçekleştiren Yazar Hüda Kaya da sunumunda "Ortadoğu ve Kürt Sorununun Çözümünde Referans Olarak Medine Sözleşmesi" konusunu ele aldı. Medine Sözleşmesi'nin tarihin ilk anayasalarından birisi olduğunu dile getiren Hüda, ilke ve sözleşmelerin toplumsal düzen için önemli olduğunu belirtti. Medine Sözleşmesi'nde toplumsal bağlılık olgusunun belirgin olduğuna değinen Hüda, sözleşmede halkların yatay ilişkilerini ve ilkelerini belirlediğine işaret etti. Kürt Sorunu olarak öğretilen sorunun aslında bir sistem sorunu olduğunun altını çizen Hüda, Kürtlerden önce de birçok halkın sistem zulmünden nasibini aldığına işaret etti. Filistin, Gazze hareketi gibi hareketlerin hayatın merkezine alındığını söyleyen Hüda, Rojava'nın da Gazze ile benzeşen hendek, sınır, duvar gibi politikalarla karşı karşıya olmasına rağmen Türkiye halklarının sessiz kaldığını vurguladı. Hüda, İslam kılıfıyla Rojava'ya saldırıldığı için mi yoksa Türkiye bu saldırıları desteklediği için mi sessiz kalındığının sorgulanması gerektiğini söyledi.


'Rojava'da yaşananlar din adına söyleneceklerin tükendiği yerdir'


17 Aralık operasyonlarıyla dini dezenformasyonların başladığının görüldüğüne sözlerinde yer veren Hüda, Rojava'da kadın ve çocuklara yapılanların da din adına söylenecek bütün sözlerin tükendiğini gösterdiğini belirtti. Yeniden dinin asli referansları esas alınarak, dünya halklarının bir arada yaşamalarının mümkün olduğunu kaydeden Hüda, İslam'ın yeniden anlamını bulması için kongrenin önemli olduğuna işaret etti. Azınlıkların anadilde eğitim hakları olduğu halde azınlık olmayan Kürtlerin bu haklarından da mahrum bırakıldığının altını çizen Hüda, "Bir zamanlar türbanlılara 'Arabistan'a gitsin' diyen anlayışla, haklarını isteyen Kürtlere 'Kuzey Irak'a gitsin' diyen anlayışların benzerliğini görüyoruz" dedi. Eğer barış, annelerin bir daha ağlamaması isteniyorsa hakikatlerle yüzleşilmesinin şart olduğunun vurgusunu yapan Hüda, barış sürecinin de Anayasal güvenceye alınmasının en önemli konuların başında geldiğini söyledi.


'İslam'ı insan dışında her şeyle sentezledik'


"Barışçıl ve Çoğulcu Bir Ortadoğu İnşasında Medine Referansı ve Veda Hutbesi" başlıklı sunumunu gerçekleştiren Prof. Dr. Bilal Sambur ise, "İnsan gibi yaşamayı değil, hayvan gibi çatışmayı öğrendik" sözleriyle sunumuna başladı. Dönemin en büyük sorununun "modern devlet canavarı" olduğunu ifade eden Bilal, İslam'ın araçsallaştırılmasıyla ayetlerin kılıçların ucuna yazıldığını söyledi. İslam'ın her şeyle sentez yapılmasına rağmen, İslam'ın insanla sentezinin yapılamadığının altını çizen Bilal, insanların etkili iletişim yapamaması nedeniyle ilişkilerde sadece çatışmaların yaşandığını vurguladı. İnsan ilişkilerini mühendislik olarak ele alamayız" diyen Bilal, Medine Sözleşmesinin de bir mühendislik projesi değil, insanlar arasındaki doğal iletişimi düzenleyen bir sözleşme olduğunu ifade etti. Barış için herşeyden önce çatışmayı sonlandıran bir iradeye ihtiyaç olduğunu dile getiren Bilal, iradede bir tarafın egemenliğinin zorunluluk olmadığını sözlerine ekledi.


Bilal, sözlerini Hz. Muhammed'in "Birbirinizle ilişkinizi kesmeyin, birbirinize haset etmeyin, kıskanmayın. Birlik olun, kardeş olun" hadisiyle sonlandırdı.


Kongrenin birinci oturumu sona erdi.


(ekip/mg)