‘İnsanlık tarihinde kadının talihsiz bir hikayesi var…’

09:46

 


Gülşen Koçuk – Asya Tekin / JINHA


AMED – “Demokratik İslam Kongresi” delegelerinden olan ve İslamiyet, ulus-devlet yapısı ve İslamiyet’te kadına bakışı değerlendiren Akademisyen Murat Sofuoğlu, “İnsanlık tarihinin kendine göre ezen-ezilen ilişkileri çerçevesinde maalesef kadının talihsiz bir hikayesi var. Ben, peygamberimizin kurduğu yapının adil bir yapı olduğunu düşünüyorum. Bu yapı, peygamberimizden sonraki süreçte Emeviler saltanatının ortaya çıkması ile yozlaştı. Uygun olmayan bir yapının kadınlara karşı adil olabileceğini düşünmek pek mantıklı değil” şeklinde konuştu.


Ortadoğu’da son yıllarda gelişen sava ve “Arap Baharı” sürecinde İslamiyet, daha çok kendisini tartıştırır oldu. Mısır, Tunus, Cezayir, Suriye gibi birçok ülkenin girdiği savaş sürecinde İslamiyet adıyla birçok vahşet yaşandı ve yaşatıldı. Kadınların ve çocukların öldürülmeleri ve tecavüz edilmelerinin meşru kılındığı fetvaların verildiği savaş süreçlerinin en büyük mağduriyetini yaşayanlar da kadın ve çocuklar oldu. Yani kadın ve çocuklar, İslam dini adı altında verilen fetvaların “kurbanı” oldu. 10-11 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilen “Demokratik İslam Kongresi” de Ortadoğu’nun içinde bulunduğu savaş sürecinde İslamiyet’in egemenler tarafından bir hükmetme aracı olarak kullanılmasına karşı organize edilmişti. Kongre delegelerinden Akademisyen Murat Sofuoğlu, “demokrasi”, “İslam”, “eski İslam”, “yeni İslam” ve İslam’da kadının yerini değerlendirdi.


‘Öncülük kadının doğasında var’


- İslamiyet, kadının cinsiyet olarak saldırıya uğramasını nasıl ele alıyor?


Kadının cinsiyet olarak temsil ettiği bütün değerler bir hedefe dönüşebiliyor. Halkın sembolü de olabilir. Rojava örneğinde de kadınların öne çıktığını görüyoruz. Peygamber efendimizin hiçbir erkek evladı sağ kalmadı. Sadece Hz. Fatma kaldı ve bir kadından Hz. peygamberin soyu devam etti. Müslümanlık tarihinde kadının ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu her bakımdan görebiliriz. Fakat insanlık tarihinin kendine göre ezen-ezilen ilişkileri çerçevesinde maalesef kadının talihsiz bir hikayesi var. Erzurum’a gitseniz Ruslarla savaşan Nene Hatun’u, Fransız tarihinde Jan Dark'ı görürsünüz. Şu an Türkiye'de de, Rojava'da da, Tahrir’de de böyledir. Öncülük, kadının doğasında var. Bunu da, kadının insanlık tarihinde oynadığı rolle alakalı olarak görüyorum.


‘Peygamberimizin kurduğu yapı adildi’


- İslamiyet’in erkek egemen bir sisteme dönüşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?


Ben, peygamberimizin kurduğu yapının adil bir yapı olduğunu düşünüyorum. Medine Vesikası’nda da peygamberimiz adil bir yapı kurmaya çalıştı. Fakat peygamberimizden sonraki süreçte Emeviler saltanatının ortaya çıkması ile İslamiyet’in yönetim biçimi yozlaştı. İslamiyet’in kendisi peygamberimizin kurduğu yapıya uygun olmaktan çıktı. Uygun olmayan bir yapının kadınlara karşı adil olabileceğini düşünmek pek mantıklı değil. Kadının yeri, yönetim biçiminin bozulmasıyla, adaletin yitirilmesiyle alakalıdır.


‘Türkiye’nin ve Avrupa’nın ulus-devleti bir değil’


- İslamiyet’in ulus devletin hizmetine girmesine ilişkin görüşleriniz nelerdir? İslamiyet’in, ulus devlet dini olmasıyla kadına yönelik baskı artmış olmuyor mu?


Ulus-devlet tarihinde benim bildiğim, daha çok kadın haklarını savunan bir yapı var. Fransız İhtilali’nden sonra ortaya çıkan siyasi sistem ve ondan ilham alan ülkeler açısından düşündüğümüzde kadınların özgürleştirilmesine dönük bir takım varyasyonlar vardır. Bu ülkelerde kadın haklarının ortaya çıktığını görüyoruz. Ulus-devlet denilince Türkiye’deki ulus-devlet düşünüldüğü için baskıcı, etnik milliyetçilik yapan bir yapı akla geliyor. Fransız devriminin etnik milliyetçiliğe dayanan bir şey ortaya çıkardığını söyleyemeyiz. Ortadoğu’da ulus-devletin olup olmadığından kuşkuluyum aslında. Irak, Suriye, Ürdün, Mısır, Arabistan, yani Ortadoğu, Sykes-Picot Anlaşması çerçevesinde paylaşıma maruz kaldı. Bu paylaşımlar sonucunda Arap milliyetçilikleri ortaya çıktı. Türkiye’deki Türk milliyetçiliğine de benzeyen bir şey. Türkiye’deki Kemalizm, Ortadoğu’da çıkan baasçılıklar veya Mısır’daki narsizm arasında, Cezayir’deki, Tunus’taki Murgiba rejimiyle ilişkilendirilebilecek şeylerdir. Bu milliyetçi ideolojiler Arap basçılığı mı, Arap sosyalizmi mi? Bunlar Ortadoğu’da kendi rejim değişikliklerini yaptılar. Bu ortaya çıkan yapıların demokratik yapılar olduğunu kimse söyleyemez. Avrupa’dakiler demokratik ulus-devletlerdir. Onlara ‘Bunu yaptınız, şunu yaptınız’ diyebiliriz. Ama onların da kendilerine göre demokratik bir sistemi var, bunu da inkar edemeyiz. Avrupa’nın sömürülerine baktığımız gibi, kendi içlerinde kurdukları sistemlere de bakmak lazım.


‘Böyle bir Ortadoğu’da sağlıklı bir gelişim olmaz’


- Yani Avrupa kendine mi demokrat?


Evet. Kendilerine demokrat diyebiliriz, ama Ortadoğu’daki rejimlere baktığımızda onlar, kendilerine de demokrat değiller. Irak’ta, Suriye’de kendi halkına zulüm eden, Kürtleri, başka mezhepleri yok sayan bir yaklaşım var. Suriye’de Sünniler, Irak’ta Şiiler baskı altına alınıyor. Türkiye için de bu geçerli. Böyle olunca eşyanın tabiatına, toplumların fıtratına aykırı rejimler ortaya çıkıyor. Kimsenin zulüm altında olmaması diye bir şey yok. Var olan rejime karşıysanız, zulme tabi kalabiliyorsunuz. Kadına yaklaşım konusunda da böylesi Ortadoğu rejimleri altında sağlıklı bir yapının gelişmesi mümkün değil.


‘Kuran’ı Allah indirdi ama insan yorumladı’


- Demokratik İslam Konferansı’nda da konuşmacılar, “El Kaide, El Nusra, IŞİD gibi örgütler aslında İslamiyet’in faşizmidir” dedi. Bu örgütler verdikleri fetvalarla uluslararası çalışıyorlar. Şu an Suriye’de, Rojava’da ciddi saldırılar var. Konferansın Rojava’ya ilişkin yaklaşımlarına dair neler düşünüyorsunuz?


Demokratik İslam Konferansı’nın gerçekleştirilmesini, kavramsal çerçevesini çok doğru buluyorum. “İslam demokratik olur mu, olmaz mı” tartışmalarının ötesinde İslam’ı tarih boyunca gördük. Allah Kuran-ı Kerim’i indiriyor, ama insanların bunu nasıl ele alacağı ve uygulayacağının hiçbir garantisi yok. İnsanlar bunu daha demokratik prensipler içerisinde ele alabilecekleri gibi, daha faşist, baskıcı yaklaşımlar içerisinde de ele alınabilir. İnsanların kendi içinde konuşması, karşılıklı diyalog, anlaşma, müzakereci bir yaklaşımın gelişmesi kadının da, erkeğin de, Alevinin de Sünni’nin de, Kürt’ün de Türk’ün de, Arap’ın da faydasına. Gerçek demokrasi kültürüne herkesin ihtiyacı var. İnsanlık tarihinin ortaya koyduğu hakikatleri, sadece İslamiyet açısından da düşünmemek lazım.


(at/gk)