21. yüzyılın kadın özgürlük ve dayanışma kimliği: Utaamara

09:06

 


Gülşen Koçuk / JINHA


HABER MERKEZİ – Kürt halk hareketi tarihinde, Kürt kadınına yoldaşlık etti Uta ve Amara. Verdikleri mücadele karşısında isimlerini duyan herkesi şaşırtan Uta ve Amara, yaşamlarını yitirdikten sonra da kendilerini adadıkları Kürt kadınları ve Kürt halkı tarafından unutulmadı. Bedenen mücadelelerini sonlandıran Uta ve Amara, herkesin içinde derin yara açan ve yaşamını yitirmelerine neden olan kazanın sonrasında yeni doğan çocuklara isimleri verilerek, kadın mücadelesinin kazanılmış mevzileri olan kurumlara isimleri konularak hafızalarda canlı tutuluyor.


Kürt ulusal mücadelesinin 35 yıllık geçmişinin en canlı ve "en inadına solmayan renkleri" oldu kadınlar. Sarı, kırmızı, yeşil ve mor oldular onlar, Ekin Ceren (Amara), Uta (Nûdem) oldular. Onlar, Kürt ulusal mücadelesine rengini veren semboller oldu. Amara ve Uta, Kürt ulusal mücadelesinin "kardeşlik" sembolleridir. Sadece Kürtlerin değil, aynı zamanda birçok halkın da aynı safta erkek egemen zihniyete karşı verdiği mücadelede bir Alman ve bir Türk olarak Amara ve Uta da yerlerini almışlardı. Gelişleri kadar gidişleri de bir o kadar hızlı olan ve şaşkınlık yaratan kadın mücadelesinin iki ferdi, 31 Mayıs 2005 tarihinde Süleymaniye'nin Qeladize kasabasında meydana gelen trafik kazası sonucu Amara ve Uta yaşama veda eder, arkalarında büyük bir mücadele, direniş ve yoldaşlık geleneği bıraktı.


Kürtlerin bağımsız örgütlenmesini destekliyordu


Katolik bir işçi ailesinden gelen ve 20 Temmuz 1961 yılında doğan Uta Schneiderbanger, oligarşiye karşı papazların gerillaya katılmalarından çok etkilenmişti. Resmi kilise kurtuluş teolojisini kabul etmeyince kiliseden ayrılarak komünist partiye katıldı. Fakat erkek egemen anlayışın burada da hakim olması nedeniyle büyük bir kadın kitlesiyle buradan da ayrılır ve anti emperyalist harekete katılır. Başından beri hem sosyalist hem de feminist olan Uta, her zaman bağımsız kadın örgütlenmesini savundu. İlk olarak 1977-78 yıllarında Kürtleri tanımaya başlayan Uta, "Yeni kurulan bir Kürt partisinden bahsettiler, benim de ilgimi çekti. Ben bir feminist olarak Kürtlerin bağımsız örgütlenme ihtiyacını normal ve doğru buldum. 1980'lerden sonra ilk PKK'lilerle tanıştım. Kürdistan Yurtsever Kadınlar Birliği (YJWK) kurulduktan sonra kadın çalışmalarına ilişkin sorduk" diyor.


Herkesin anadiliyle yemin ettiği törende o Kürtçe etti


PKK'ye katılmanın kendisi için kolay bir karar olmadığını ifade eden Uta, "Bir Alman olarak hep Almanya'nın devrimci girişimlerinde kendimi sorumlu gördüm. Gitmek, yoldaşlarımı yalnız bırakmak, ihanete demekti. Almanya'ya ilişkin hala bir sorumluluk hissediyorum ama sadece Avrupa'dan çözüm gelmez" sözlerine yer veriyor. Kongra Gel genel kurul toplantısına aktif katılmıştı. Yemin bölümünde herkes kendi anadiliyle yemin etme hakkına sahip olduğu halde Uta, Kürtçe yemin ederek Kürtlerin anadil hakkına enternasyonal yaklaşımını herkesi etkileyecek tarzda sergilemişti. Kendisinin Kürt ulusal mücadelesiyle tanışma sürecini ve şu ana kadarki katılım biçimini anlatırken, "Benim için en büyük hata 92'de Dersim'e gittiğimde gerillaya katılmamış olmaktır" diyordu.


Mezopotamya dağlarının tarihi olmak istiyordu Uta…


Bir enternasyonal olarak Mezopotamya dağlarında tarih olmayı ne çok istediğini, o dönemin ruhunu, Almanya'da devrimci örgütler dağıldıktan sonra ortaya çıkan zorlanmayı, sisteme karışan insanları, başka başka halkların kurtuluşuna ortak olmak için enternasyonal devrimciliği seçenleri, kendisinin neden Kürt halkının mücadelesine ortak olmayı tercih ettiğini anlatıyordu: "Her birimiz bir yere gittik, ama aramızdaki ilişkileri yeterince devam ettiremedik. Oysa özellikle kadın hareketleri adına birlik sağlamada, tecrübe aktarımında etkili olabilirdik." Filipinlilere katılan bir arkadaşı üzerinden Filipinler kadın hareketini daha yakından inceleyeceğini söyleyen Uta, bunu Kürt kadın hareketiyle de daha köklü paylaşarak bu yönlü kadın hareketleri arasındaki ilişkisizliğin aşılmasında etkili olmaya çalışacağını belirtiyordu.


Muhalifti eylemseverdi ve duyarlıydı


Ailesinin tek çocuğu olan Ekin Ceren Doğruak (Amara) ise, 8 Ocak 1981 yılında Ankara'da doğdu. Amara, 12 Eylül sonrası yaşıtlarından farklı olarak sisteme muhalif, haksızlıklara göz yummayan, eylem sever ve oldukça duyarlı bir yapıya sahipti. Aslen İzmirli olan Amara, Ankara Üniversitesi Sosyoloji bölümünü son sınıfta terk etti. Üniversite dönemi bol soruşturmalı, koşuşturmacalı geçmişti. Fakülte içinde ve dışında yapılan eylem ve etkinliklerden dolayı adı hemen hemen tüm soruşturma listelerinde yer aldı. Bu durumla dalga geçer "acaba top 10 listesinde kaçıncıyım, liste başını kime kaptırdım" der durumunu öğrenmeye giderdi. Üniversitedeyken Kürtlerle ve Kürt ulusal mücadelesiyle tanıştı. İki aylık bir cezaevi süreci de yaşayan Amara, daha sonra Avrupa'ya giderek 2005 baharına kadar kadın özgürlük hareketinin çalışmalarında yer aldı.


'Umut dolu yüreği bütün sınırları aşıyordu'


Kadın özgürlük mücadelesinin ivme kazandığı bir dönemde bu çalışmanın içinde yer alma arzusu ile HADEP Kadın Kolları'nda aktif çalışmaya başlayan Amara, kadın manifestosu yayınlandığı andan itibaren satır satır okumuş ve tartışmalara katılarak cins bilincini geliştirmek için çaba sarf etmişti. Parti kadın çalışmalarının temel dinamiği olan mahalle çalışmalarından hiç geri durmamış halk gerçekliği ile yüzleşmek için bu çalışmalara gönüllü olmuştur. Arjin  Artos, Amara'yla yaptığı ilk mahalle ziyaretini ise şöyle anlatır:


"Amara arkadaşın yetiştiği sosyal çevre sınıfsal olarak farklıydı. Gecekondu mahallerine belki de hiç gitmek zorunda kalmamıştı, böyle bir sosyal çevresi yoktu. Onun halk karşısındaki yaklaşımı benim için bir merak konusuydu. Şehrin kalabalığından uzaklaşıp gecekondu mahallelerine yaklaştıkça heyecanını hissediyordum. Evlerde dolaştıkça onu izledim; gözleri ışıldadı, elleri binlerce yıllık yakınlıkla değdi çocukların başına, meraklı meraklı anlamadığı dili konuşan kadınların yüzüne gülümserken. İçinde taşıdığı coşkulu umut dolu yüreği bütün sınırları aşıyordu."


Katıldığı legal etkinlikler nedeniyle tutuklandı


Ankara Emniyeti'nin iki eylemde gördüğü herkesi gözaltına alma huyu nedeniyle bir süre sonra partinin legal eylemlerine katılmaktan(8 Mart, Newroz gibi) dolayı gözaltına alınmış ve Ulucanlar Cezaevi'nde iki ay gibi bir süre tutuklu kalmıştı. Cezaevinden çıktıktan sonra da hiç ara vermeden çalışmalara kaldığı yerden devam etmiş, kararlılığını bir kez daha göstermişti Amara. Yaşadığı sürecin zorluklarıyla beraber kendini Avrupa'nın o hiçbir zaman sevemeyeceği soğukluğunda bulmuştur. Kısa bir süre sonra yeniden çalışmalar içinde yer almış ve dört yıl kaldığı Avrupa'da her gün ülkeye gitmekten bahsetmiştir.


Uta ve Amara, Süleymaniye'nin Qeladize kasabasında 31 Mayıs 2005 tarihinde meydana gelen bir kaza ile yaşama veda eder… Kazada iki kadın yaşamını yitirirken 6 PKK'li de yaralanır.


İki kadın mücadeleci için Maxmûr Kampı'nda yapılan törenin ardından sınırdan geçirilerek Türkiye'ye getirilen Amara'nın cenazesi Ankara'da defnedilirken, Uta'nın cenazesi ise Diyarbakır'a gelen ailesi tarafından teslim alınarak Almanya'ya götürüldü.


(gk)