Besê Hozat: Halkın görkemli direnişi yayılmalıdır

12:51

 


Mekiye GÖRENÇ-Asiye TEKİN/JINHA


QENDİL – Eş başkanlık sistemi, son siyasal gelişmeler ve son zamanlarda PKK’ye katılan gençlerin kaçırıldıkları iddialarına ilişkin JINHA’nın sorularını yanıtlayan KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Besê Hozat, “Türkiye’de çözüm süreci yok, savaş süreci var. Devlet ve AKP’nin baştan beri geliştirdiği bir savaş süreci oldu. Halk buna karşı Lice’de, Mesken’de, Bingöl’de, Dersim’de direniyor. Halkın çok büyük ve görkemli bir direnişi var. Örnek bir direniştir. Bunun her yere yayılması gerekiyor. Bölgesel kalmaması lazım. Her yere bu direniş yayılmalıdır. Bundan başka alternatif ve başka yol yoktur” dedi.


KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Besê Hozat, eş başkanlık sistemi, son siyasal gelişmeler ve son zamanlarda PKK’ye katılan gençlerin kaçırıldıkları iddialarına ilişkin JINHA’nın sorularını yanıtladı.


Eş başkanlık sistemi nasıl bir modeldir ve Kürt coğrafyasına nasıl bir etkisi olur?


Eş başkanlık sistemi modeli önemli bir projedir. Yıllardır Kürdistan’da kadın çok ciddi eziliyor ve sömürülüyor. Çok derin bir kadın köleliği yaşanıyor. Siyaset alanı başta olmak üzere yaşamın her alanında dıştalanan tecrit edilen bir kadın gerçekliği söz konusudur. Kadın özgürlük hareketinin verdiği 35 yıllık mücadele, PKK’nin verdiği 40 yıllık mücadele kadın özgürlüğü açısından çok önemli bir düzeyi ortaya çıkardı. Kadının kölelik zincirini bu mücadele kırdı. Kürt kadınının da ciddi bir bilinçlenme, aydınlanma, örgütlenme ve iradeleşme düzeyini ortaya çıkardı. Bu anlamda ciddi bir uyanış, mücadele iradesi ve gücü bölge kadınında da gittikçe ortaya çıkıyor. Güçlü bir dinamizm olarak kadın, bölgede özgürlük ve demokrasi mücadelesinin temel bir ögesi, öznesi oluyor. Eş başkanlık sistemi de bu düzeyin ortaya çıkardığı bir biçim, bir aşama, bir hamle. Eş başkanlık sistemini kadının özgürlük mücadelesinde, toplumun özgürlük mücadelesinde bir devrim olarak değerlendiriyoruz. Kadının siyasette özgür ve eşit yer alması, sosyal yaşamda, ekonomik yaşamda ve yaşamın her alanında özgürce, eşitçe yer alması bu sistemin özünü ifade edecek. Bu sistemin özü de karakteri de zaten buna dayanıyor.


‘Eş başkanlık sistemiyle siyaset toplumsallaşıyor’


Bu sistem siyaseti demokratikleştiriyor. Kadının siyasete eşit ve özgür düzeyde katılmasını, siyasetin demokratikleşmesinde, siyasetin özgürlükçü demokratik bir karakter kazanmasında çok etkili belirleyici bir rol oynuyor. Bu anlamda siyaset toplumsallaşıyor. Toplum siyasete dahil oluyor bir bütün kadın siyasete dahil oluyor. İradesiyle, sözüyle, uygulamasıyla, rengini katıyor ve siyaset demokratik bir karakter kazanıyor. Yani toplum kendi iradesiyle katılım sağlıyor, kendi sorunlarını tartışıyor, kendi sorunlarına çözüm üretiyor, çözüyor, katılıyor ve siyaset gerçek karakterini kazanıyor. Bu sistem, siyasetin demokratikleşmesine hizmet eden, yol açan bir sistemdir aynı zamanda. Diğer tarafta siyasetin demokratikleşmesi, yönetimin demokratikleşmesi, demokratik bir karakter kazanması toplumun demokratikleşmesinde de çok önemli bir rol oynuyor ve çok etkide bulunuyor. Erkeğin egemenlikçi zihniyeti aşmasında, kadının özgür eşit yaşamasında, bunu içselleştirmesinde bu anlamda kendisini dönüştürmesinde, egemenlikli zihniyetin aşılmasında, cinsiyetçi toplumsal kültürün aşılmasında çok önemli bir rol oynuyor. Bu toplumun dönüşümünü de çok ciddi etkiliyor. Bu açıdan eş başkanlık sistemi kendi başına sadece yönetimde, siyasette,  yönetimde, kadın ve erkeğin yetkiyi eşit biçimde paylaşması olmuyor, toplumsal bir demokratikleşme projesi oluyor. Bu açıdan değerli bir sistemdir.


Bu sistem şimdi birçok alanda uygulanıyor. Bu konuda kadınların yaşadığı zorluklar nelerdir ve size nasıl yansıyor?


Bu sistem mevcut durumda dört parça Kürdistan’da mücadele yürüttüğümüz her alanda uygulanmaya konulan bir sistemdir. Gittikçe de adım adım oturuyor. Kadınlar açısından da genel anlamda da yaşanan bazı sıkıntılar var. Erkek egemen zihniyetten kaynaklı sorunlar yaşanıyor. Erkek kolay kolay bu sistemi hazmedemiyor. 5 bin yıldan fazladır erkek egemenlikli bir sistem var. Bu anlamda erkek bin yıllardır bu toplumu yönetiyor, kadını yönetiyor, doğayı yönetiyor, dünyayı yönetiyor, yaşamı yönetiyor, yaşama dünyaya biçim veriyor, düzenliyor. Bu anlamıyla eş başkanlık sistemi erkeğin egemenliğini parçalıyor, iktidarını bir bakıma yerle bir ediyor. Bu anlamda eş başkanlık sistemi erkeğin elinde tekelleşen, merkezileşen yetkileri erkeğin elinden alıyor bir bütünen topluma dağıtıyor. Ve bunu geliştirmede esas rolü kadın oynuyor. İlk hak kadından çalınmış çünkü. Toplumun köleleşmesi, kadının köleleşmesiyle geliştirilmiş. Bu anlamda bu mücadeleyi verirken bu mücadelenin önünde kadındır, başında kadındır. Erkek bu konuda çok ciddi bir direnç içine giriyor. Kolay kolay bu egemenliği kaybetmek istemiyor, iktidarı kaybetmek istemiyor. Yönetmeye alışmış, hükmetmeye alışmış, zulmetmeye alışmış. Ve bunu değiştiriyorsun bunu ters yüz ediyorsun. Bu ciddi bir rahatsızlık yaratıyor.


‘Ne olursa olsun kadınlar asla pes etmemelidir’


Eş başkanlık sisteminin uygulandığı bütün alanlarda bu rahatsızlıkları görmek mümkündür. Kolay kolay kadınla eşitçe, özgürce çalışmayı ve yaşamayı kabul etmiyor. Kollektif çalışmaya gelmiyor. Eşitçe çalışmaya gelmiyor. Mümkün olduğunca boşa çıkarıyor. Mümkün olduğunca yine bildiğini okumaya çalışıyor. Alışılageldik anti-demokratik tarzı sürdürmeye çalışıyor. Erkeğin egemenlikçi iktidarcı yaklaşımlarından kaynaklı kadınlar kuşkusuz zorlanıyor. Kadın dahil olmak istiyor, ortaklaşmak, kollektifleşmek istiyor. Dirençle karşılaşınca, egemenlikçi iktidarcı yaklaşımlarla, uygulamalarla davranışlarla, üsluplarla karşılaşınca bu ciddi bir sıkıntı ve zorlanma yaratıyor. Erkeğin kişiliğinin, zihniyetinin demokratikleşmesi çok ciddi bir mücadeleyle, süreklileşen bir mücadeleyle olur. Çünkü kökleşmiş bir zihniyet var. Bu anlamda şu önemli oluyor yani ne olursa olsun kadınlar bu mücadelede asla pes etmemelidir yılmamalıdır. İddiasını kaybetmemelidir. 5 bin yıllık sistemin, bu sistemin şekillendirdiği, inşa ettiği erkek gerçekliğinin hakikatini bilerek, kendilerini çok daha fazla donatmalıdır, güçlendirmelidir.


‘Kadınlar erkek egemen zihniyete karşı mücadele etmelidir’


Her şeyden önce kadın kendi içinde, kendi birliğini güçlü kurmalıdır ve örgütlenmelidir. Kadınlar örgütlü iradesiyle bu zihniyete karşı, bu anlayışlara karşı mücadele etmelidir ve bu mücadelesini büyük bir azim  ve iddiayla süreklileştirmelidir. Yoksa bu yaklaşımlar karşısında uygulamalar karşısında, ‘zorlanıyorum, yıpranıyorum, inciniyorum, teşhir oluyorum’ deyip kabuğuna çekilirse, pes ederse kadın hiçbir zaman kendisine özgür yaşam alanı yaratamaz, özgür demokratik bir sistem inşa edemez. İnşa edilmedi mi bu sistem ve bu yaşam kadının kendisini özgürce yaşatma zemini ortamı da ortaya çıkamaz. Bu anlamda kadın dünyasının yaratacağı, ortaya çıkaracağı sistem modelidir eş başkanlık sistemi. Toplumun demokratikleşmesinde de çok ciddi bir etkide bulunacaktır. Bu sistemde ısrar etmek ve bu sistemin uygulanması için, pratikleşmesi için mücadele etmek çok çok önemlidir. Bu konuda esas rol kadınlara düşüyor. Erkek kolay kolay kolay egemenliğini, iktidarını vermiyor kadın bunu bilerek örgütlü olmalı ve örgütlü mücadelesiyle katılmalı. Asla pes etmemeli, yılmamalı, erkeği demokratikleştirmek için, değiştirmek için, dönüştürmek için kendisini özgürleştirmeyi büyük bir amaç ve hedef olarak önüne koymalı. Kadın kendisini özgürleştirdikçe, iradeleştirdikçe, güçlendirdikçe, örgütlendirdikçe erkek te değişmek, dönüşmek zorunda kalacak. Bu konuda sorunlar yansıyor, fakat bu sorunlara verilecek cevap ta bu olmalıdır. Başka türlü biz bu sorunları aşamayız. Bu konuda ısrarlı olmalıyız.


 Ortadoğu’da büyük bir savaş yaşanıyor ve bu savaşın yaşandığı yerlerden biri de Rojava’dır. Buradan yola çıkarak bu savaşın gidişatı hakkında neler söyleyebilirsiniz?


Ortadoğu’da yaşanan üçüncü bir dünya savaşıdır ve bu savaş tüm dünyayı kapsayan bir savaştır. Savaş güçleri bölge üzerinde çok ciddi bir savaş veriyor. Bu savaşın yoğunlaştığı temel yerlerden biri de Suriye’dir. Bunun bir parçası olarak ta Rojava Kürdistanıdır. Üç yılı aşkındır Suriye’de ciddi bir iç savaş yürütülüyor. Ve bu iç savaşın derinleşerek devam edeceği görünüyor. Fakat bu savaş dalgası tüm Ortadoğu’ya yayılmış durumdadır. Bütün dünya devletleri ve güçleri burada çıkar savaşı, hegemonya savaşı veriyor. Bu güçler bölgeyi yeniden dizayn etmeye, yeniden düzenlemeye çalışıyor. Kendilerine bağımlı, kendi güdümlerinde işbirlikçi sistemler, rejimler oluşturmaya çalışıyor. Savaş bitmiyor ve bu bölge savaşı kısa sürede biteceğe de benzemiyor. Bölge büyük bir şiddet sarmalı içerisindedir. Her yerde kan gövdeyi götürüyor. Her gün onlarca yüzlerce insan ölüyor, bölgenin her yerinde bombalar patlıyor. Suriye’nin mevcut durumundan yola çıkarak, bölgenin alacağı biçim, bölgenin gidişatı çok rahatlıkla okunabilir.


‘Suriye’deki savaş bir dünya savaşıdır’


Diğer tarafta da bölge halkında da müthiş bir tepki var, müthiş bir isyan var. Bu tepkinin başını da kadın ve gençlik çekiyor. Arap Ermeni, Süryani Türkmen, Kürtler ve Kürt kadınlarında çok ciddi bir mücadele söz konusudur. Kürtler örgütlüydü on yıllarca dayanan bir mücadelesi vardı. Önderliğimizin 40 yıllık bir emeği çabası var, yarattığı değerler var, örgütlenen ve bilinçlenen bir toplum gerçeği var. Bu değerler üzerinden Kürtler kendi sistemini kurdu, kendi devrimini yaptı. Kürtler Rojava’yı korumaya aldı. Ve orada yaşayan bütün toplulukları korumaya aldı. Fakat Suriye’de durum böyle değil. Halk isyandadır, ayaktadır fakat bu halkı savunan, bu halkı koruyan, bu halkı örgütleyen, ona bir yaşam alternatifi sunan, öncülüğünü yapan güç yok ortada. Rejim zulmediyor, katliam yapıyor, emperyalist müdahale katliam yapıyor. El Kaide katliam yapıyor. Suriye’de yoğunlaşan bu savaş daha da çetrefilli hale geliyor. Öyle görünüyor ki bu savaş daha onlarca yıl sürecek ve derinleşecek. Bu savaş bir iki gücün savaşı değildir. Bu savaş bir dünya savaşıdır. Tüm hegamonik güçler kendi hesabını burada görüyor. Bu müdahale sömürgeci bir müdahaledir ve başarısız bir müdahale oldu. ABD’nin Suriye müdahalesi başarısız bir müdahale oldu.


‘Tek çözüm demokratik özerk sistemidir’


Kısacası gidişat şudur; bu savaş derinleşeceğe benziyor. Derinleşerek te süreceğe benziyor. Dış müdahale öyle çok sonuç alıcı değil, kısa süreçte kendi çıkarları temelinde küresel sermaye çıkarları temelinde bir sistem, bir rejim ortaya çıkarmaları çok çok zordur. Tek alternatif çıkıyor. Bölge’de halklar açısından, bölge toplumu açısından o da Kürtler öncülüğünde gelişen demokratik eğilimdir. Demokratik mücadeledir, demokratik sistemdir. Bu mücadele Rojava’da somutlaşmış. Rojava demokratik özerk sistemini ortaya çıkarmış. Bu bir halklar sistemidir. Bütün halklar içinde yer alıyor. Kendi iradeleriyle yer alıyor. Kendi kendini yönetiyor. Bu sistem milliyetçi ideolojiye dayanmıyor. Halkların doğasına uygun, toplumun doğasına uygun tüm renkleri, tüm farklılıkları içinde barındıran, eşit, özgür temsiliyeti, katılımı esas alan, oldukça çoğulcu, çok renkli, çok kültürlü, demokratik özgürlükçü bir sistemdir. İsmi de demokratik özerk sistemdir. Bu sistem bütün Suriye’ye yayılırsa, herkes bu sistemi bulunduğu yerde uygularsa, Suriye demokratikleşir. Bölge halkı açısından da alternatif bir sistem ortaya çıkarır. Rojava alternatifini ortaya çıkarmış. Tüm alternatif sistem Suriye’ye yayılırsa bütün bölge devletleri açısından da yeni bir model ve sistem olacak. Bölgedeki bu kaosa kesinlikle çözüm olacaktır. Bu savaşı Kürtlerin öncülük ettiği demokratik sistem bitirecektir.


Türkiye’de çözüm süreci diye yürüyen bir süreç var. Sizce bu süreç ilerliyor mu? Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?


Türkiye’de çözüm süreci yok, savaş süreci var. Süreç hep tek taraflı gitti. Bu bir diyalog süreciydi, çözüm süreci diye bir süreç yoktu. Bu diyalog süreci de tek taraflı ilerleyen bir süreçti. Hareket en başta da Önderliğimiz bu süreci büyük bir fedakarlıkla, tek taraflı yürütmeye, ilerletmeye, devleti de hükümeti de bu sürecin bir parçası haline getirmeye çalıştı. Tek taraflı yürütülen bu süreç bir noktaya geldi. Ancak bu diyalogla götürülecek bir süreç değildir. Bunun resmi belgelerinin olması gerekiyor. Yasa olması gerekiyor. Buna evrilebilmesi için bu sorunun müzakere ile çözülmesi için çok büyük bir mücadele verildi, çok sabredildi, çok fedakarlıklarda bulunuldu. AKP hükümetine ve devlete çok şans tanındı. Ateşkesin bu kadar uzun sürmesinin temel sebebi de budur. Ancak bir türlü tasfiyeci politikalar bırakılmadı. Savaş konseptleri devreden çıkarılmadı. Çözüm süreci diye bir süreç aslında hiç olmadı ve diyalog sürecini aşmadı. Devlet ve AKP’nin baştan beri geliştirdiği bir savaş süreci oldu. Her yerde bir karakol yapıldı bu bir savaştı, kalekollar yapıldı bu bir savaştı, barajlar yapıldı bu bir savaştı.0 Korucu kadroları artırıldı, siyasal alan kapatıldı, on binlerce insan tutuklandı, siyasi tutsaklar hastalıktan şehit düştü bunlar bir savaştı. Siyaset alanı kapatıldı. Savaşa veri oluşturacak onlarca durumu sayabilirsin.


‘AKP savaş hazırlığı yapıyor’


Önderliğimizin başlattığı diyalog ve çözüm sürecinin müzakere sürecine evrilmemesi, Önderliğimizin sağlığı, güvenlik, özgürlük koşullarının oluşturulmaması en büyük savaştı. Halen İmralı tecrit koşullarındadır. Sağlığına, güvenliğine dönük, özgürlüğüne dönük hiçbir kanun çıkarılmış değildir. Önderlik bu sürecin baş müzakarecisidir. Süreci götüren temel aktördür. AKP’nin söylediği çözüm süreci, barış süreci hepsi bir demogojidir, laf kalabalığıdır. Öyle bir süreç yoktur. AKP aksine savaş hazırlığı yaptı. Savaş yürüttü. Kuzeyde bunları yaptı, Rojava’da da fiili olarak savaştı yani. El Kaide saldırılarının içinde Türk devleti ve AKP var. Bu savaşa destek vermiyor direk bu savaşın içindedir. Önderliğimizin de söylediği gibi bu diyalog süreci böyle yürütülemez. Müzakere sürecine dönüşürse bir çözüm süreci başlar. Şu anda öyle bir süreç yoktur. Türkiye’de gittikçe de savaşa doğru gidiyor. Ciddi operasyonlar var. Her yerde keşifler var. Parça operasyonlar var. Karakol ve kalekollara hız verilmiş durumda.


‘Halkın direnişi yayılmalıdır’


Halk buna karşı Lice’de Mesken’de, Bingöl’de, Dersim’de direniyor. Halkın çok büyük ve görkemli bir direnişi var. Bu arada ben bunu da kutluyorum. Örnek bir direniştir. Bunun her yere yayılması gerekiyor. Bölgesel kalmaması lazım. Her yere bu direniş yayılmalıdır. Bundan başka alternatif yok. Başka yol yoktur. Bu anlamda toplumsal bir mücadele, toplumsal bir direniş, toplumsal bir savaş süreci çok yakıcı bir biçimde kendisini dayatıyor ve gündeme koyuyor. Bu süreç böyle devam edecek öyle anlaşılıyor. Bu anlamıyla bir savaş başlamıştır. Lice’deki savaş değil midir? Mesken’deki bir savaştır. Bu kadar yoğun karakol eşittir operasyondur. Baraj operasyondur, bunlarda cevapsız kalmıyor. Ortada bir çözüm yok. Çözüm müzakereydi, müzakere yoksa bu bir savaştır. Başka bir ismi yoktur. Bu savaş konsepti uygulamalarına karşı halkımızın direnişi yükselerek, süreklileşerek ve yayılarak sürmelidir. Tek bir alanla sınırlı kalmamalıdır. Lice yalnız bırakılmamalıdır. Hakkari yalnız bırakılmamalıdır. Tüm Kürdistan’a bu direniş yayılmalıdır. Çünkü Kürtlere başka yol tanınmıyor. Gerillasıyla birlikte halkımız büyük bir direniş ve mücadele olmalıdır. Halkımızın direnişi çok saygı değer bir duruştur. Büyük bir saygı ile de selamlıyorum ve kutluyorum.


Son dönemlerde PKK’ye katılan gençlerin kaçırıldıkları iddialarına ilişkin kamuoyunda yoğun bir gündem oluştu. Bu konuya ilişkin neler söyleyebilirsiniz? 


Kendi iradesiyle, istemleriyle katılan gençlerdir. Çocukta değiller. Bu bir saptırmadır. Bazılarının yaşı küçük olabilir, kendi istemi ve talepleriyle katılmışlar. Eskiden de küçük yaşta katılımlar oluyordu fakat, küçük yaşta katılanları biz savaşa koymuyoruz. Bu bizim hukukumuzda yoktur, savaş kanunlarımızda yoktur. Bu çok ciddi bir devlet konseptiydi, hükümet konseptiydi devreye koydular. Aileleri kışkırttılar örgütlediler. Amaç katılımları engellemektir. Büyük bir katılım durumu söz konusudur. Her yerde çok ciddi katılımlar var. Çünkü baktılar AKP’nin, devletin çözüm niyeti yoktur. Buna tepki olarak yoğun bir katılım var. Bu ciddi bir korku yarattı. Bunun önüne geçmek için böyle bir konsept devreye koydular.


‘Bunun hesabı AKP’ye sorulmalıdır’


Kamuoyunun şunu yapması gerekiyor ben çok önemsiyorum. 100 yıldır devletin ve son 12 yıldır AKP’nin Kürtlere yaptığı büyük bir zulümdür. Binlerce Kürt çocuğu zindanlardadır. Kolu kırık, kafası parçalanmış, kemikleri kırılmış, işkencelerde tecavüze uğrayan, yüzlerce Kürt çocuğu var. Bunlar kamuoyuna yansıdı. Zindanlar binlerce Kürt çocuğuyla doludur. AKP Kürt çocuklarını düşünüyorsa o zaman Kürt çocuklarının zindanlarda ne işi var? AKP Kürt çocuklarını o kadar düşünüyorsa zindanlarda yüzlerce Kürt çocuğuna tecavüz ediliyor. Yakaladığı her çocuğa en ağır işkenceleri yapıyor. Bu işkenceleri bu tecavüzleri niye yapıyor? Her gün Kürdistan’da uyuşturucuyu, fuhuşu gençlik ve çocuklar üzerinden geliştiriyor. AKP’nin polisi Kürt çocuklarına uyuşturucu dağıtıyor. Çocuklara AKP’nin imamları ve polisi tecavüz ediyor. Kürdistan’da yüzlerce böyle olay vardır. Binlerce Kürt çocuğu uyuşturucunun fuhuşun kıskacındadır. Bu cemaat, AKP ve devlet politikası olarak bölgede geliştiriliyor. Büyük bir zulüm büyük bir işkence altındadır. AKP bu kadar zulüm yaparken çocuklara şimdi de diyor PKK Kürt çocuklarını dağa kaçırmış. Çıkmış Kürt çocuklarının savunuculuğuna soyunmuş. Bunun hesabı AKP’ye sorulmalıdır.


 (at/mg)