Leyla Bedirxan'ın attığı tohumlar Sarya'da yeşerdi
10:36
Zehra DOĞAN / JINHA
HABER MERKEZİ - Bedirxanilerin Kürt kimliği mücadelesinin bayrağını bale sahnelerine taşıyan Leyla Bedirxan, kalp ritimlerini Kürt müziğiyle pekiştirerek Kürt kadınlarına danslı başkaldırı örneğini oluşturdu. Sanatını icra ettiği her yerde bir kuğu gibi sahnelerde süzülerek dansını Kürt kadınlarına adayan Leyla, 1986'da topraklarından milyonlarca kilometre uzakta hayata gözlerini yumdu. Çünkü o, sahnelere Kürt kadınlarının direniş tohumlarını serpiştirirken bir gün o tohumların gerilla Sarya şahsında Kürt kadınlarının bedeninde yeşereceğini çok iyi biliyordu.
Kürdün halaya neden bu kadar bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü? Kederi ve coşkuyu aynı anda anlatan ritmik hareketlerin neden böyle sıkı sıkıya el ele tutuşulduğunu peki? Sıkı sıkıya tutuşan ellerin aynı hareketlerin ortaya çıkardığı manzarayla komünal yaşamın en güzel örneğini veren halaylar, Kürtlerin bunca yıl kelimelere dahi sığmayan mücadelesini tanımlar. İşte böyle bir halkın kadınıydı Leyla Bedirxan… Bedirxanîlerin zalimlere ve zorbalara karşı mücadelesinin bayrağını bale sahnelerinde dalgalandıran Leyla, Bedirxanilerin gittikleri her yerde, kendilerine sunulan menfaatleri ellerinin tersiyle itip Kürt dili ve edebiyatı için yaşamını feda ettiği tarihi unutmadı. Sanat ve siyaset alanında Kürt varlık mücadelesi veren Bedirxan ailesi, mekan ne olursa olsun gittikleri her yerde Kürdistan'ı da kocaman yüreklerinde taşıdı ve çocuklarını da öyle yetiştirdi. Kürt balerin Leyla Bedirxan'da bu direnişçi aile geleneğine sahipti.
Bedirxanilerin bayrağını sahneye taşıdı
Kürtlerin direniş dolu tarihine adını dansıyla kazıyan "Kürt prensesi" diye tanımlanan Leyla Bedirxan, 1908'de İstanbul'da doğdu. Yahudi bir anne olan Henriette Hornik ile Bedirxan ailesinden bir bey olan Abdurrezak Bedirxan'ın kızı olan Leyla, ailesi ile beraber zorunlu göçe tabi tutularak Mısır'a göç etti. Babasının ölümünün ardından Viyana'da dans eğitimi gördü ve Viyana Operası'nda sahne almaya başladı. Kürt direnişini sanatıyla başarılı bir şekilde sentezleyen Leyla, başarı kimliğine yakıştırılan "bir Arap kadını" etiketine karşı çıkarak gittiği her yerde Kürt olduğunun vurgusunu yapmaktan çekinmedi. Kürtler tarafından ilgi göremeyen Leyla, buna rağmen sanatını icra ettiği her yerde dansını Kürt kadınlara adayarak, kimlik mücadelesini dansının ritmik hareketlerinde başkaldırının ahengini yaşattı. Leyla, Avrupa topraklarında Kürtlük davasını sürdüren onlarca erkeğin arasında mücadele sürdüren tek kadındı.
Sanatıyla tüm Avrupa'ya Kürtleri tanıtmayı başardı
1925'ten itibaren Avrupa'ya dansıyla damgasını vuran Leyla şahsında Avrupa, Kürtlerin direniş dolu mücadele tarihiyle yakından ilgilendi. Dans sahnelerini direniş saflarına çeviren Leyla, kendisini ve ailesini topraklarında sürgün ettirenlere adeta, "Mücadele sadece ait olduğun topraklarda yürütülmez. Mücadele kimliğiyle her yer özgürlük saflarına dönüşebilir" mesajını verdi. Leyla, Ortadoğu kadınlarına danslı başkaldırı örneğiyle bir ilki gerçekleştirerek kendinden söz ettirdi. Görmezden gelinen bu kadın, Fransa, İsviçre, Almanya, İtalya, İspanya, Belçika ve Amerika'nın tüm sahnelerinde narin ipek bale ayakkabılarını sahnenin sert platformunda süzerek Kürt kadınlarının kimliğini bu direnişle sanatın "Avrupai başrollerine" kabul ettirdi. İşte bu yüzdendi Leyla'nın alkışların salonu yıktığı gürültüyü keserek, "Arap" tanımlamasına karşı haykırarak "ben bir Kürt kadınıyım" demesi... Çünkü onun bir davası vardı ve bunu, en iyi yapabildiği dansla anlatmaya çalışıyordu. Bu yüzden sürgünlerle geçen tarihsel aile mücadelesini, kazandığı başarının Araplara mal edilmesine asla göz yumamazdı.
Leyla manşetlerde artık 'Kürt' diye tanımlandı
Leyla'nın sanatıyla verdiği direnişin asıl amacı, ün kazanmanın aksine Kürtleri Avrupa kamuoyuna tanıtmaktı. Nihayet Leyla'nın bu isteği oldu. 1935 tarihinde, Paris'te Centre Marcelin Berthelot'ta sahnelenen bir balede Leyla, müzisyen Maurice Naggiar yönetiminde 5 ayrı piyeste oynadı. Daha sonra aynı yılın 24 Haziran tarihinde Paris'in ünlü salonlarından La Grande Salle'da Leyla Bedirxan, Maurice Naggiar'in yönetimindeki orkestranın ve Iren Aitoff'un piyanosunun eşliğinde sahneye çıktı. Birçok balerinin rüyasını süsleyen bu başarıyı Leyla, kısa sürede kazandı ve Paris basını Leyla Bedirxan'ın balelerine geniş yer verdi. Le Figaro'da Georges Mussi, Echo de Paris'te Carol Berardo, La Liberte'de Pierre Wolf, La Semaine de Paris, Les Debats da Maurice İmberto, Guide Musical'de J. Baudry, Le Monde de Musical de L. Humbert ve daha birçok basın çevresi Leyla Bedirxan'ın balelerini yazılarında övdü. Leyla'nın ailesinden aldığı mücadele bayrağı nihayet sonuçlandı ve Avrupa basını Leyla'nın başarısını, "Kürt Şehzadesi" , "Kürt Prensesi" ve "Kürt Bale Sanatçısı" diye basın manşetlerine ve sanat etkinliklerinin afişlerine taşıdı.
'Çölün aşk şarkısı ya da ayinsel bir deyiş...'
Avrupa basınında Profesör R. Fath, Gazette de Lausanne'de Leyla'yı, "Uzak bir Doğu'nun masalsı kıyılarında doğan, Salome'nin kızı, Şehrazat'ın kız kardeşi, yön değiştiren yazgı yellerinin sürüklediği yıldız, gösteri sultanı, bizlere geldi. Etten kemikten bir yaratık mı, yoksa rüya prensesi mi dans ediyor? Şimşek gibi bir akor çakıyor sonra sönüyor. Çölün aşk şarkısı ya da ayinsel bir deyiş" ifadeleriyle gazetesinde yazarken, Kont Robert de Beauplan de Leyla için, "Genç Kürt prensesi Leyla Bedirhan'ın kıvılcım saçan gözleri, Saray'ın takımyıldızının değerli taşları gibi parlıyor. Lavtadan dökülen ezgiler eşliğinde dans ederken, kumların büyüsüyle sıçrayan genç bir kısrağı andırıyor. Çıplak ve beyaz güzel ayakları karla yoğrulmuşa, ay ışığına bulanmışa benziyor. Ay belki de gökyüzünde, bir soyun gururu olan harikulade genç kadını izlemek için durdu" diye tanımladı. İşte bir kuğu gibi sahnelerde süzülen bu kadın, birçok insanın yapamadığı asilliği gösterdi ve Kürt müziğini sanatının anadili olarak seçerek Kürt ezgilerini bale ile harmonileştirdi. Kalp ritimlerini Kürt müziğiyle pekiştiren Leyla, sahnede elde ettiği başarıyla Kürt müziğini de Avrupalılara tanıtmış oldu.
Sahnelere Kürt kadınların direniş tohumlarını serpiştirdi
Kürt mücadele görevini sanatıyla yerine getiren Leyla, 1986 yılında Paris'te yaşamını yitirdi. Leyla, her ne kadar dönemin eril bakış açısına maruz kaldığı için kendi topraklarında pek görünür olamasa da, topraklarından milyonlarca kilometre uzakta gözlerini rahat bir şekilde yumdu. Çünkü o, sahnelere Kürt kadınlarının direniş tohumlarını serpiştirirken bir gün o tohumların gerilla Sarya şahsında Kürt kadınların bedeninde yeşereceğini çok iyi biliyordu.
(zd/gk)

