‘Feminist çizgiyi benimseyen tüm kadınlar örgütlenmeli’

10:40

JINHA


SARAYBOSNA – Saraybosna’da gerçekleşen Uluslararası Barış Etkinliği, kadın konulu panellerle devam ediyor. Savaşın kadın üzerindeki etkisine ilişkin gerçekleşen “Savaş ve Kadın” başlıklı panelde konuşan Bosna Barış Aktivisti Anna Miskovska Kajevsko, “Feminist çizgiyi benimseyen tüm kadınlar örgütlenmelidir. Aksi durumda dünyanın bir ucunda yaşanan olaylara karşı sessizlikten başka bir şey yapamayız. Oysa savaşların bu denli ağır yaşandığı dünyada, kadın sorunlarının bir olduğunu biliyoruz. Örgütlü olmamamız kadınlara karşı işlenen hak ihlallerine karşı mücadelemizi zayıflatır” dedi.


Bosna-Hersek’in başkenti Saraybosna’da 1. Dünya Savaşı'nın yüzüncü yılı nedeniyle gerçekleşen Uluslararası Dünya Barış Etkinliği üçüncü günü kadın ve savaş konulu panellerle devam ediyor. Elmaya Bavcic’in moderatörlüğünde gerçekleşen “Savaş ve Kadın” konulu iki oturumdan oluşan panele Akademisyen Gorma Gmlinaravic, Ahademisyen Garol Mann, Akademisyen Mather Neyşin ve Bosna Barış Aktivisti Anna Miskovska Kajevsko konuşmacı olarak katıldı. Panelde ilk konuşan Gorma, savaşa dair kadınların tecrübelerinin daha fazla olduğunu belirterek, kadın tecrübelerinin politikada etkili olması gerektiğini söyledi.


‘Egemen anlayış güvenlik yasalarıyla ezmeye devam ediyor’


Devlet yasalarında eril bakışın hakim olmasından kaynaklı, yasaların dahi kadının aleyhine işlediğine dikkat çeken Gorma, Güney Afrika’daki eril yasaları örnek gösterdi. Gorma, “Savaşlarda en çok zararı görenin kadın olduğunu biliyoruz. Savaşlar ulus kimliklidir. Uluslararası yönetim anlayışları, yasaları kendi yönetimlerine göre değiştirir. Kolonyal oluşumları da kendi pazarları ve politikalarını rahat bir şekilde uyguladıkları yerler oluyor. Burada da tabi yine kadınlar en çok zararı gören oluyor. Ulus devlet mantığı kirli savaşlarını sürdürebilmek için kadını hedef alıyor ve onun bir tehlike olarak karşısında görmemek için sömürüyor” diye konuştu. Uluslar arası sözleşmelerde dahi kadına karşı egemenlerin takındığı baskıcı anlayışın söz konusu olduğunu ifade eden Gorma, “Egemenler güvenlik politikası adı altında, kadına ve ezilenlere karşı ağır baskılar uyguluyor. Biz feministler olarak kadın bedeni üzerindeki sömürüyü ifşa etmeli ve cins bilincinin oluşması için daha çok örgütlenmeliyiz” ifadelerinde bulundu.


‘ABD erkekten yana bir devlettir’


Gorma’nın konuşmasının ardından konuşan Carol Man, Amerika’nın erkekten yana bir devlet olduğunu söyledi. Carol, “Dünyanın her yerinde kadınlar annelik politikalarıyla bastırılmaya çalışılıyor. Egemenlerin annelik ideolojisi kadınlar üzerinde büyük bir etki yaratmaya devam ediyor. Kadınların doğurganlık özelliğinin eve kapatılması gerektiğini kadınlara empoze eden anlayış, onu bir tehdit olarak gördüğünden dolayı bu tarz politikalarını sürdürmeye devam ediyor” diye konuştu. Carol’un ardından konuşan Mather Neyşin ise, cinsiyetçi devlet anlayışının dilinin erkek dili olduğunu ifade ederek, kadınların geleceğin annesi olarak nitelendirilmesinin tehlikeli bir anlayışolduğunun altını çizdi. “Kadınları başka bir ırk olarak gören egemenler, kapital politikalarıyla kadınları çocuk yaşata anneliğe hazırlar” diyen Mather, tecavüz saldırısının da kadınları ayrı bir ırk olarak gören egemenlerin ırksal saldırısı olarak nitelendirdi. Mather, kadınları hapseden ve haklarını ellerinden alan devlet anlayışının kadınları ciddi bir güç olarak gördüğünü söyleyen Mathet, “Faşizan anlayış bu yüzden İspanya, Almanya, Arjantin, İran ve aslında tüm dünyada kadını bedensel yok etmekten ziyade düşünsel olarak yok eder. Oysa kadın savaşlara karşıdır ve bu duruşunu yıllardan bu yana verdiği mücadelesine sahip çıkarak devam ettirecektir. Savaşlarda pazarlığa çıkarılan kadınlar, savaşın ne olduğunu çok iyi bildiğinden dolayı buna karşı gelmek adına elinden geleni yapacaktır” dedi.


‘Bosna’da kadınlar sistematik tecavüze uğradı’


İkinci oturumda konuşan Bosna Barış Aktivisti Anna Miskovska Kajevsko ise 1992 yılında Bosna’yı NATO güçleri tarafından bombalandığına dikkat çekerek, Saraybosna’nın kuşatılmasıyla kadınların sistematik bir şekilde tecavüz saldırısına uğradığını ifade etti. Anna, katliamcı güçlerin kuşatma sırasında ilk olarak kadın ve çocuklara saldırdığının vurgusunu yaparak, faşistlerin “etnik temizlik” adını verdiği soykırımda üremeyi engellemek için ilk olarak kadını katlettiğini söyledi. Anna, “Cinsiyetçi militarist güçler, 1992 yılında Saraybosna’da kadına karşı ciddi suç işledi. Masum insanları acımasız bir şekilde katlederken, kadınlara da defalarca tecavüz etti. Kadınlar savaş ganimeti olarak görüldü ve faşistler tarihte hiç biz zaman hesabını vermediği tecavüz sahnelerine sebep oldu” ifadelerinde bulundu.


‘Feministlerin en büyük sorunu örgütlenememeleridir’


Kuşatma sırasında egemenlerin kadınlara karşı uyguladığı baskılara ilişkin dünya kamuoyunun sessiz kaldığına vurgu yapan Anna, “İşte bu yüzden feminist çizgiyi benimseyen tüm kadınların en başta örgütlenmesi gerektiği şart. Çünkü aksi durumda dünyanın bir ucunda yaşanan olaylara karşı sessizlikten başka bir şey yapamayız. Oysa savaşların bu denli ağır yaşandığı dünyada, kadın sorunlarının bir olduğunu biliyoruz. Feministlerin en temel sorunu örgütlenememesidir. Örgütlü olmamamız kadınlara karşı işlenen hak ihlallerine karşı mücadelemizi zayıflatır” dedi.


‘Obama da Taliban gibi’


Ardından konuşan Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) Aktivisti Ayşe Gökkan, Ortadoğu’da Taliban’ın gerçekleştirdiği savaş politikalarının konuşulmasının dar bir açı olduğunu ifade etti. Ayşe, “Taliban Ortadoğu’da ciddi hak ihlallerine imza atıyor. Bunun yanı sıra kadınları savaş ganimeti olarak nitelendiren sin adı altında savaş politikalarını sürdüren çeteler, kadınlara tecavüz saldırısında bulunuyor. Dünyanın bu yaşanan hak ihlallerine karşı sessiz kaldığı bir gerçek” diyerek Demokratik Özgür Kadın Hareketi’nin Ortadoğu’da önemli bir irade olduğunu ve egemenlerin savaş politikalarına karşı mücadele ederek dünya kadın hareketi açısından örnek teşkil ettiğini ifade etti. Ayşe son olarak Taliban’ın yanı sıra Amerika Başbakanı Barac Obama’nın da Ortadoğu’da açık bir şekilde savaş politikalarını sürdürdüğünün vurgusunu yaparak, “Dünya kamuoyunda Taliban, İŞİD ve El Nusra’nın gerçekleştirdiği katliamlara karşı az da olsa bir tepki oluşturulurken, Amerika’nın gerçekleştirdiği katliamlara karşı sessiz kalmak büyük hatadır. Obama’nın gerçekleştirdiği savaşlara karşı başta feministler olmak üzere tüm kadınların mücadele etmesi gerekiyor. Savaşlar sürdükçe kadınların büyük acılar yaşamaya devam etmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle kadınlar bir an önce örgütlenmeli” dedi.


Konuşmaların ardından panel soru cevaplarla devam etti.


(ag-zd/mg)