Vanlı depremzedeler: Haklarımızı alana kadar direneceğiz
08:26
JINHA
WAN – 2011 yılında meydana gelen büyük Van depreminin etkileri hala devam ediyor. Maddi imkanları el vermediği için depremin üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen hala konteynırlarda yaşayan Vanlılar, sosyal konut hakları için direnişteler. Anadolu Konteynır Kenti'nde yaşayan ve çoğunluğunu kadınların ve çocukların oluşturduğu aileler direnişlerinin Anayasal hakları olan barınma hakkını alana kadar devam edeceğini belirtti.
Van'da 2011 yılında yaşanan ve yüzlerce insanın ölümüne neden olan deprem, bugün hala etkilerini sürdürüyor. Depremde evleri yıkılan ve işlerini kaybeden insanlar, depremin üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen hala, deprem dönemi şehre getirilen konteynırlarda yaşıyor. Şehrin girişinde bulunan Anadolu Konteynır Kenti'nde yaşayan aileler son bir yıldır sosyal konut istekleri için direnişteler. Van Valiliği tarafından senenin başında konteynır kenti boşaltmaları istenen aileler, burayı boşaltmayınca yaklaşık 120 gün boyunca elektrikleri kesildi, defalarca Valilik tarafından tehdide maruz kaldılar. Çok sayıda çocuk ve kadının bulunduğu konteynır kentte, her zaman olduğu gibi en büyük zorluğu yine kadınlar çekiyor. Depremden bu yana konteynırlarda yaşayan kadınlardan Gülten Turgut ve Özgül Toprak, 3 yıldır çektikleri sıkıntıları ve direnişlerini anlattı.
'Burada yaşama tutunuyoruz direniyoruz'
İki çocuğu ile birlikte konteynır kentte kalan Gülten Turgut, depremden bu yana konteynırda yaşadıklarını dile getirdi. Depremden sonra kampüse yakın olan konteynır kentte kaldıklarını ve daha sonra valilik tarafından Anadolu Konteynır Kent'e yerleştirildiklerini anlatan Gülten, "Yaklaşık 3 yıldır da bu konteynır kentteyiz. Burada yaşama tutunuyoruz. Herşeye rağmen direndik, direnç gösterdik, göstermeye de devam edeceğiz. En son bizi buradan çıkarmaya çalıştılar. 'Devlet size bu kadar bakabiliyor, masraflarınızı karşıladı, artık depremden önce ne yapıyorsanız onun gibi başınızın çaresine bakacaksınız' dedi. Depremden önce de kiracıydık, kiracı olduğumuz için kalacak yerimiz yok. Mecburen konteynır kentte kalıyoruz" ifadelerini kullandı.
'Başbakan geldiğinde çevik kuvvet bize saldırdı'
Deprem sonrasında başbakanlık tarafından yapılan TOKİ'lerin zenginlere verildiğini belirten Gülten, zenginlerin depremden sonra bir şekilde ev bulabildiğini, ama maddi gücü yeterli olmayanların konteynırlara mahkum edildiğini vurguladı. Anadolu Konteynır Kent'te daha önce Kuran kursu ve camii olduğunu ama zamanla onların da kapatıldığını anlatan Gülten, Başbakanın bu yıl iki defa Van'a geldiğini fakat konteynır kentte yaşanan dramı kabul etmediklerini söyledi. "Bizlere, 'Depremden sonra köylerden gelip direk buraya yerleştiler' dediler" sözlerine dikkat çeken Gülten, "Ama yalan. Çünkü biz mağduruz ve 3 yıldır bu konteynır kentte kalıyoruz. Depremden sonra gelmedik buraya. Hep Van'daydık. Başbakanın geldiği gün konteynır kentin etrafı sarıldı, çevik kuvvetiyle, polisiyle bir şey bırakmadılar. Beş yoldaki mitingine de gittik yine polisler etrafımızı sardı ve bizlere saldırdılar" dedi.
'İki ayakkabı kutusunu boşaltsalar buradakilere çözüm bulacaklar'
Depremzedelerin yaklaşık bir ay önce gerçekleştirdikleri Ankara yürüyüşünü hatırlatan Gülten, "Son olarak karar aldık ve Ankara'ya yürüyüş yaptık, Edremit'e kadar gittik. Kadınları geri çevirdiler, erkekler devam etti. Girişte yine çevik kuvvet etrafımızı sardı çocuklarımız dövdü, ama direnmek zorundaydık. Çünkü bu bizim hakkımız. Direne direne alacağız da, Türkiye Barolar Birliği Başkanı bizim bu halimizi meclise taşıdı, Başbakan oradan kalkıp gitti. Suçlu olmayan bir insan masayı terk edip gitmez" şeklinde konuştu. Başbakan'ın "Van'da öyle bir konteynır kent yok" dediğini belirten Gülten, "Biz hep Van'daydık, Van'da da kalacağız ve hakkımızı da alcağız. Hakkımız nereye gitti? Van'a o kadar yardım geldi çuval çuval. İki ayakkabı kutusunu boşaltsalar buradaki herkese çözüm bulacaklar. Böyle birşey olmasa bir ilde 5 vali görevden alınır mı?" ifadelerini kullandı. Gülten, konteynır kentte yaşayanlarda ve özellikle çocuklarda psikolojik ve biyolojik sağlık sorunlarının baş gösterdiğini dile getirirken, konteynır kentlerde kadınlar ve çocuklar için iki atölye açtıklarını ve bu şekilde sağlık sorunlarından biraz da olsa uzaklaştıklarını söyledi.
'Sosyal devlet 120 gün elektriğimizi kesti'
Ardından konuşan Özgül Toprak ise 3 çocuğu ile birlikte depremin zorluklarını hala yaşıyor. Özgül, konteynırlarda yaşayan insanların Anayasal hakları olan barınma hakkı için mücadele ettiklerini belirtti. İsteklerinin karşılık bulmaması sonucu direnişe geçtiklerini söyleyen Özgül, 3 yıldır konteynır kentlerde yaşadıklarını ve son bir yıldır taleplerini dile getirdiklerini kaydetti. Taleplerinin yerine getirilmemesi sonucu grev ve ölüm orucu gerçekleştirdiklerini ifade eden Özgül, "Sosyal devlet dediğimiz devlet, 120 gün boyunca elektriklerimizi kesti. Kışın ortasında bebeklerimizle, hastalarımızla beraber soğukta kaldık. Cihaza bağlı hastalarımız vardı. Hastanelerden defalarca kovuldular. Kışın ortasında, doğunun bu soğuğunda, 120 gün ne demektir. Neyse ki yine biz kazandık, tekrar elektriklerimiz verildi. Direnişimiz hala devam ediyor" açıklamalarında bulundu.
'Analar her zaman güçlüdür ama bazen…'
Konteynır kentte yaşayan kadınların, çocukların psikolojilerinin erkeklerden daha fazla bozulduğunu dile getiren Özgül, çocuklar ve kadınlar için açılan atölyelerin çok iyi geldiğini belirtti. Kadınları en çok yıpratan etkenin çocuklar olduğunu ifade eden Özgül, "Biz anayız, analar her zaman güçlüdür. Ama çocukların bazen göz göre göre eriyip gitmesine de ana yüreği dayanmaz, kabul etmez. Hani derler ya ana olan anlar. Hangi ana ister ki çocuğu tozun toprağın içinde büyüsün, lağım kokusunun içinde yatsın. Güzel bir yerde yaşamak onların hakkı değil mi?" dedi. Çocuklarının yaşam koşulları nedeniyle arkadaşları tarafından dışlandığına değinen Özgül, konteynır kentlerde yaşamın "gerçekten" zor olduğuna işaret etti. Özgül, "Hani belki derler ki; 'Konteynır kentteler, elektrik, su, herşey bedava. Öyle değil. Biz de bir yuva, çocuklarımıza ait bir ev, bir odaları olsun istiyoruz. Bu durum nereye kadar sürecek bilmiyoruz, ama sonuna kadar direnişimiz devam edecek. Gelip, kadınların neler çektiğini görsünler. Uzaktan seyretmekle olmaz" sözlerine yer verdi.
'Söyleyecek ne var ki? Devletin ayıbıdır bu'
Konuşurken göz yaşlarına hakim olamayan Özgül, barınma hakkının Anayasal hakları olduğunu bir kere daha hatırlatarak, "Devlet hani anayasaya koymuş ya 'Barınmak Anayasal haktır' diye, hani nerede?" dedi. Suriyeli mültecilere ev verildiğini, maaş bağlandığını kaydeden Özgül, "Ben de çocuklarım da TC kimliği taşıyoruz. Bunu hiçbir zaman unutmasınlar" ifadelerine dikkat çekti. Konteynır kentte büyüyen çocukların ileride çok güçlü olacaklarını belirten Özgül, "Belki bizim çocuklarımız Türkiye'yi bile yönetirler. Çünkü bizim çocuklar her şeyi yaşadı. Soğuğu, açlığı hatta polisten şiddet dahi gördüler. Başbakan 'En hassas noktam kadınlar ve çocuklardır' derdi. Nerde o zaman hassas noktan? Bizlerden korktun mu ki, çevik kuvvetini, polisini üzerimize saldın. Söyleyecek ne var ki? Devletin ayıbıdır bu" ifadelerini kullandı.
(bs-ss/gk)

