Kadın Kırımı Normalleştirilemez… (DOSYA 2)
10:28
Genelleşen Tecavüz Kültürü
Rohat EMEKÇİ / JINHA
HABER MERKEZİ – Beş bin yıldır dünyada, başta kadına yönelik gelişen sonra da “genelleşen” tecavüz kültürü, sadece kadını değil, çocukları, halkları, toplumları, sınıfları hedef alarak büyümeye devam ediyor. Devlet, iktidar, ordu ve sermaye destekli bu kültür, yalnızca kadının değil, insanlığın başına bela olmuş bir vahşet. Tecavüz, tekelci bir gücün başka güçleri kendi denetimine, kendi buyruğuna alması için karşısındakinin iradesini teslim almaya dönük her türlü yöntemi kullanma kültürüdür. Bugün ezilen halkların ve ezilen cins olan kadının üzerinden sürdürülen kültür, sistematik olarak devam ederken, bilançosu ise tespit “edilemeyecek” kadar ağır…
Tecavüz, bir bireyin başka bir bireyi, bir cinsin diğer bir cinsi, bir sınıfın başka bir sınıfı, bir ulusun başka bir ulusu, bir devletin başka bir devleti, bir gücün başka bir gücü kendine tabi kılma ve teslim alma eylemidir. Bu iktidarcı, tekelci, sermayeci zihniyetin bir kültür biçiminde kendisini toplumsallaştırma biçimi ise toplumu oluşturan kadın ve erkek arasındaki sahip-köle ilişkisidir. İktidarcı zihniyet ve sistemi, kendisini toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden her gün yeniden üretir. Devlet ve iktidar, kendisini oluşturduğu erkeklik imajı üzerinden üretir. Patriarkal aile düzeni, erkeğin adeta küçük devletçiğidir. Tekelci üst sınıf erkeği, kendisini devlet, iktidar ve sermaye üçgeni üzerinden zenginleştirip büyütürken, sıradan erkeği ise adeta küçük bir devletçik olan ailesinin sahibi kılarak kendisine ortak eder. İşbirlikçisi yapar. Ulus devletçi iktidar zihniyetini, ailesinin ve kadının sahibi olan erkeğin aracılığı ile toplumsal dokuda günlük olarak yaşatır.
Oluşturulmuş kadınlık ve erkeğe bakış...
Topluma, gözü kapalı bir şekilde temel bir ahlak normu olarak kabul ettirilen toplumsal cinsiyet rolleri, erkeği her zaman sahip olan bir özne, kadını ise her zaman sahip olunan temel bir nesne, temel bir obje olarak tanımlar. Toplumsal cinsiyet zihniyeti ve üzerinden kendisini sürdüren erkek egemen sistem, böylelikle erkekte de kadında da birbirine karşı temel bakış açıları oluşturmuştur. Erkeğin bakışında kadın, her zaman sahip olunması gereken bir mal, bir mülk, bir sermayedir. Keşfedilmesi gereken, fethedilmesi gereken, tahakküm edilmesi gereken, yasalarla yürütülmesi gereken iradesiz, bedeni bir maddi varlıktır. Pozitivist bilimciliğe göre maddede akıl yoksa o zaman bedeni bir maddi varlık olan kadında da akıl yoktur der. Aklı olmayan kendisini yürütemez, kendisi hakkında karar veremez der. O halde kadını yürütecek olan ona sahiplik eden erkek olacaktır. Oluşturulmuş kadınlığın bakışında erkek ise her şeydir. İradeli, akıllı, her şeyi bilen, koruyup kollayabilen, her zorluğun altından çıkabilen, her şeye akıl sır erdirebilen güçlü bir özne olarak görülür.
En zavallı erkek bile çok güçlü görülür
Oluşturulmuş kadınlığın bakışında da erkek, kadına sahip olması gereken güçlü varlıktır. En zavallı erkek bile çok güçlü görülür. Fiziki olarak erkeklik işlevi gören her erkek güçlüdür toplumsal cinsiyet rollerinde. Babadır, kocadır, ağabeydir, sahiptir, dünyayı yürütendir, yönetendir, gücü her şeye muktedirdir. Oluşturulmuş bu erkeklik ve kadınlık bakışları, günlük olarak birbiriyle doğal olarak sahip olan ile sahip olunan, bilen ile bilinen ilişkisi içinde yaşamaktadır. Oluşturulmuş bu bakış, kadını her zaman erkeğin her türlü saldırısına açık bırakmaktadır. Evde, işte, okulda, cadde ve sokaklarda erkeğe, kadına karşı her türlü yaklaşımı sergileme hakkını tanımaktadır. Yaşanan taciz ve tecavüz olaylarının altında, bu oluşturulmuş toplumsal cinsiyet bakışları yatmaktadır. Cinsiyetçi erkek egemen toplumda bu yaşananlara doğal hak tanımayı getirmektedir. Tabi doğallaşan bu bakışların erkeğe hak tanıyan zemininde devletin, ordunun ve sermayenin erkeği, kendisini daha fazla yaşatmaktadır. Her gün tanık olduğumuz kadın intiharlarının, kadın katliamlarının, taciz ve tecavüzlerin altında bu gerçek yatmaktadır. Ne trajiktir ki, bu tecavüz eylemlerini yapan erkeklik kimlikleri araştırıldığında, değişik zaman ve mekânlarda en çok namus ve ahlak teorileri yapanlar oldukları ortaya çıkmaktadır.
Namus kavramı kadın üzerinden tanımlanıyor
Namus kavramı kadın üzerinden tanımlanıp, ahlakın korunması devletin görevi olarak görülürken, ahlak zabıtalığına soyunup evlere, yatak odalarına kadar müdahale ederken de kadınların korunup kollanmasından bahsediyorlar. Hem genç yaşta evlilikleri teşvik eden kredi paketleri, hatta evlenecek öğrencilerin kredi borçlarının silinmesi gibi düzenlemeler gündemdeyken "yasal" olmayan birliktelikler de ne oluyor! Açık ki ahlak, kadın üzerinde baskı kurarak, erkek egemenliğini güçlendirmenin aracı olurken "namusu koruma" adı altında yapılanlar toplumsal yapıda meşru görülüyor. Bedenimiz, cinselliğimiz üzerindeki baskı, Ege Üniversitesi'nde medikoya tedavi ve ilaç için başvuran kadın öğrencinin maruz kaldığı gebelik testi dayatması, GEBLİZ ya da kürtaj hakkımıza müdahalede olduğu gibi değişik biçimlerde her gün karşımıza çıkıyor. Çocukluktan itibaren şekillendirilen toplumsal cinsiyet rolleri, kadın cinselliği üzerinden yasalar ve toplumsal baskıyla pekiştirilirken, evlilik bu hakimiyetin en temel ve yaygın biçimi olmaya devam ediyor.
Öğretilmiş kadınlığın dışına çıkıldığı her an şiddet devreye giriyor
Nasıl yaşayacağımızı, kaç çocuk doğuracağımızı buyuran hükümet, şimdi de ailenin korunması adına, boşanma davalarından vazgeçirecek projelerle meşgul. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın çalışması olan "Aile ombudsmanlığı" kurumuyla boşanmalar zorlaştırılarak kadının aile ve erkeğe daha bağımlı hale gelmesi amaçlanıyor. Şiddet gördüğü için boşanmak isteyen kadınların önemli bir ağırlığının sevgili, eş tarafından katledildikleri gerçeği çarpıcı şekilde ortadayken "aile var oldukça, millet var oldukça devlet de olur" denilerek, kadınlara hükmedilen yaşadıkları şiddete rağmen erkeğe biat ederek aileyi korumalarıdır. Evlilik kurtarma projesinde çiftler, ikna odalarında psikolog-sosyologlar tarafından her biri 90 dakikalık dört seanstan oluşan terapilerle ikna edilecekler. 81 ilde danışmanlık hizmeti verecek personelin eğitildiği ve yılda 20 bin evliliğin kurtarılmasının hedeflendiği belirtiliyor. Proje, pilot illerde uygulanmaya başlandı. Siyasi-ekonomik düzenin önemli bir ideolojik aracı olan ailede kadının köleliğinin zemini güçlendirilip, erkek egemenliği üretilirken, öğretilmiş kadınlığın dışına çıkıldığı her durumda şiddet devreye giriyor.
Evliliği kurtarma projesi kadın katliamlarına hizmet ediyor
Toplumsal düzenin devamı için aile kurumu korunurken kadının gördüğü şiddet hem yasalar karşısında hem de toplumsal yapıda yok sayılıyor. Erkek şiddetinin "makul" gerekçeleri ise hiç bitmiyor. Şiddet gördüğü için dava açan, korunma talep eden kadınlar, devlet kurumları tarafından, şiddeti uygulayan erkekle yaşamaya zorlanıyor. Kadına yönelik şiddetin geldiği ürkütücü boyutlar düşünüldüğünde, boşanmaları engellemek için geliştirilen bu projenin, şiddetin devlet eliyle meşrulaştırılması anlamına geldiği çok açık. Boşanmak isteyen kadınlar üzerinde aile ve toplum tarafından oluşturulan baskı devlet tarafından daha da güçlendiriliyor böylelikle. Evliliği "cazip" hale getiren projeler konusunda çok istekli olan AKP hükümeti, söz konusu boşanmak isteyen kadınları desteklemek olunca kılını kıpırdatmıyor. Erkek egemen normlarla sınırları çizilen kadın, aile dışında yok sayılırken elbette şaşırtıcı değil bu tablo. Kadınlara barınabilecekleri evler sağlanması, ücretsiz kreş, iş olanağı, kredi desteği yerine şiddet gördükleri evlere hapsedecek projeler üretiliyor. Evlilik kurtarma projesi şiddetin zamana yayılıp dozu artırılarak sürdürülmesi, kadın katliamlarının daha da yaygınlaşmasına hizmet edecek. Bu saldırı, kadın hareketinin mücadele gündemlerinden biri haline getirilerek kadın kitlelerinin aydınlatılması süreciyle birlikte mücadele büyütülmelidir.
İstismar oranları dehşet boyutta
Türkiye'nin 81 ilinde çocuk istismarı dehşet boyuttadır. Hukuk kurumunun bunlar karşısındaki tutumu 81 ilde de cinsiyetçi, dolayısıyla adaletsizdir. HDP Milletvekili Mülkiye Birtane'nin, Adalet Bakanlığı'na verdiği soru önergesine gelen yanıt aslında tüm bu söylediklerimizi özetliyor. Buna göre, 2002-2008 yılları arasında toplamda 61 bin 469 tecavüz olayı yaşanmıştır. Bu tecavüz olaylarına 99 bin 792 kişi karışmış. Bu da yaşanan tecavüz olaylarının çoğunun toplu tecavüz olayı olduğunu gösteriyor. 2009-2011 yılları arasında ise toplamda 29 bin 980 tecavüz suçu işlenmiştir. 2011 yılında 8 bin 756 tecavüz davası karara bağlanmış ve bunun 2 bin 850'si beraatle sonuçlanmıştır.
Türkiye'de son 10 yılda ciddi oranda arttığı belirtilen taciz ve tecavüz vakaları her gün yeni bir olayla karşımıza çıkıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı verilerine göre son 15 yılda 241 polis, 91 asker, 17 özel timci, 15 korucu, 45 gardiyan tecavüzden yargılandı. Fakat hiçbiri ceza almadı. Ayrıca kadınları istismar eden erkeklerin yüzde 83'ünü de eşler oluşturuyor. Sadece 2002-2008 arası 62 bin kadına kayıtlara geçen tecavüz olayı yaşanırken, Adalet Bakanlığı'na göre katledilen kadınların sayısı son 7 yılda yüzde bin 400 yükseldi. 2002 yılı kayıtlarına 66 olarak geçen kadın katliamı sayısı, 2007 yılında 1011 olarak saptandı. Tecavüze uğrayanların yüzde 50'si 18 yaş altında ve bunlardan yüzde 10'u erkek çocuktur. 5-10 yaş arası çocukların yüzde 55'i ensest mağdurudur. 10-16 yaş arası çocukların yüzde 40'ı ensest mağdurudur. Cinsel saldırganların yüzde 75'i tanıdık biridir. Ensest olaylarında faillerin yüzde 50'si öz baba, sırasıyla da amcalar enişteler, ağabeyler, dedeler ve dayaılardır. Acil yardım hattını arayan kadınlardan yüzde 57'si fiziksel şiddete, yüzde 46,9'u cinsel şiddete, yüzde 14,6'sı enseste ve yüzde 8,6'sı tecavüze maruz kaldı.
TÜİK verilerine göre tecavüz ve taciz gibi cinsel saldırı suçlarında son beş yılda yüzde 30 artış meydana gelmiştir. Buna göre, 2006'da 528, 2007'de 473, 2008'de 577, 2009'da 652 kadın tecavüze uğrarken, 2006 yılında 489, 2007 yılında 540, 2008 yılında 589, 2009 yılında 624 cinsel taciz olayı yaşanmıştır.
Ayşe Paşalı, 2010 yılının Aralık ayında kendisini ölümle tehdit eden eski eşi tarafından Ankara'da sokak ortasında öldürüldü. Ayşe Paşalı'nın daha önce mahkemeden koruma talep ettiği biliniyor.
- Yine 2010 yılının Ocak ayında Arzu Yıldırım, eski eşi tarafından Ümraniye'de sokak ortasında infaz edildi.
- 15 Şubat'ta 59 yaşındaki Saliha Erdem Ataşehir'de ayrı yaşadığı eşi tarafından kapısının önünde öldürüldü.
- 22 Şubat'ta da Adana'da öğretmen Özlem Yılmaz ayrı yaşadığı eşi tarafından öğrencilerinin gözü önünde boğazı kesilerek ağır yaralandı.
- 23 Şubat günü ise dört çocuk annesi Arzu Odabaş, boşanma davası süren eşi tarafından Üsküdar'da öldürüldü.
- Adana'da Semiha Karadağlı boşanmak istediği eşi tarafından çocuklarının gözleri önünde av tüfeği ile katledildi.
- 26 Şubat günü Maltepe'de, iki çocuk annesi Şehri Filiz, birlikte yaşadığı Tarık E. tarafından cadde ortasında bıçaklandı. Yere düşen kadına tekmeler atan Tarık E. koşarak olay yerinden uzaklaşırken hastaneye kaldırılan kadın tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.
Bianet'in Raporu ise, şu şekildedir:
- 2012'nin ilk ayında erkekler 12 kadın öldürdü; 26 kadın ve iki çocuğu yaraladı; 10 kadına tecavüz etti, beş kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 35 kadını taciz etti. 29 ilde 92 kadına yönelik şiddet, cinayet, cinayete teşebbüs, taciz, tecavüz, yaralama ve çocuk istismarı vakası yaşandı.
- 2011'de erkekler 257 kadın, 14 çocuk ve iki bebek öldürdü, en az 102 kadın ve 59 kız çocuğuna tecavüz etti; 167 kadını taciz etti; 220 kadını yaraladı. 2011'de koruma talep ettiği, savcılığa veya polise şikâyette bulunduğu ya da sığınma evlerine yerleştirildiği halde 11 kadın öldürüldü, üç kadın ağır yaralandı. Kimi zaman şikâyet ettikleri erkekle nikâhı olmadığı için kadının koruma talebi reddedildi, kimi zaman yeterli önlem alınmadığı için kadınlar öldürüldü.
- Türkiye'de kadın cinayetlerinin sayısı yedi yılda yüzde 1400 arttı. Adalet Bakanlığı'nın verilerine göre, Türkiye'de kadınlara yönelik cinayet oranı son istatistiklere göre 2002 ile 2009 yılları arasında %1400 artış gösterdi. 2002 yılında öldürülen kadın sayısı 66 iken bu rakam 2009'ın ilk yedi ayında 953'e çıktı. Resmi kayıtlara göre, 2003'te 83, 2004'te 128, 2005'te 317, 2006'da 663, 2007'de 1011, 2008'de ise 806 kadın cinayete kurban gitti.
'Erkeklik indirimi uygulanmasın'
İstanbul Feminist Kolektif'i kadına yönelik katliamların durdurulması için girişimlerde bulunmuştur. Feministler, "Cinayet davalarında 'Haksız tahrik indirimi (Erkeklik indirimi) uygulanmasın. Şiddet gören, tehdit edilen kadınlar karakol, adliye, jandarma kapılarından aile meselesi denilerek geri gönderilmesin, tüm yasal haklarını kullanmaları sağlansın. Sığınma evlerinin sayısı 38'den acilen 3 bin 800'e, kısa sürede her 7 bin 500 kişilik nüfusa bir sığınma evi düşecek sayıya getirilsin. Şiddet tehlikesi altında yaşayan kadınların hemen başvuracağı kadın danışma merkezleri açılsın. Can güvenliği nedeniyle kent değiştirmek gerekiyorsa kadınların yeni bir kentte yeni bir kimlikle barınma ve geçinme sorunlarının çözülmesi, çocuklarının eğitime devam etmesinin sağlanması gerek. Aynen tanık koruma programında olduğu gibi şiddete karşı kadın koruma programları oluşturulmalı." Feminist Kollektifi'nin de belirttiği gibi AKP Devleti yasaları tamamen eril zihniyette olup, kadına yönelik aşağılayıcı uygulamalarla doludur.
'Devlet zihniyeti ile ancak katliamlara kapı açılır'
Katillerin çoğu yakalanmamakta, yakalananlar da çok az ceza almaktadır. Bu tür zihniyetlere karşı mücadele yine kadınlar tarafından olmaktadır. hükümetin kadını adeta küçük düşüren, iradesizleştiren uygulamaları kadınları oldukça öfkelendirmiş ve bu duruma karşı mücadele etmeye itmiştir. Gerek protesto gösterileri, gerek mitingler ile bu konudaki rahatsızlıklarını dile getiriyorlar. Devletin kadına bakış açısı, bir madde anlayışından öteye gitmemektedir. Kadınlar giyimleri kuşamları ile eşlerinin söyledikleri dışına çıkmayan birer köle konumundan öteye bir anlam taşımamaktadır. Eşinin her dediğini mutlaka yapmak zorundadır. Ancak bu şekilde kadına yaşam hakkı tanınır. Tabi AKP yetkilisi kadınların bu konuda oldukça eksiklikleri var. Bir kadın olarak, eril zihniyette olmak, kadını öldüren niteliktedir. Kadın olarak var olabilmek için, en başta erkeğin gölgesinden çıkmak, bir kadın gibi düşünmek, kadın ruhunu yansıtmak gereklidir. Ancak bu şekilde, şiddet gören kadınlar anlaşılabilir, empati kurulabilir. Yoksa devlet zihniyeti ile ancak katliamlara kapı açılır, desteklenir.
Yarın: Dünya'da kadın bakış açısı
(mg)

