Kürtlerin 30 yıllık zorunlu göç hikayesinden bir kesit…
08:41
MİZGİN TABU/JINHA
ŞIRNAK - Safiye İnan, yaşamının yarısında zorunlu göç(ler)in sonuçlarına katlanarak geçirenlerden… Gittikleri her yerde zulümle karşılaşan Safiye İnan, "Ben önce iki çocuğumla birlikte Irak'taki akrabalarıma sığındım sonrasında eşim de yanımıza geldi. Orada da Saddam'ın zulmü vardı. Bir taraftan kimyasal bir taraftan top ve tüfekle saldırıyordu" sözleriyle, göç yaşamından hatırında kalanları dile getiriyor.
Bölge'de uzun yıllar devlet eliyle gerçekleştirilen köy yakmaları, işkence ve baskıdan dolayı birçok aile yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalıp, zorunlu göçe tabi tutulmuştu. Aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen bölgeden göç eden birçok aile hala yurt dışında, kamplarda ya da metropollerde yaşamlarını sürdürme mücadelesi veriyor. Zorunlu göç mağdurlarından Safiye İnan da, 1986'da Türkiye'den Irak'a göç ettiğini ve üç yıl Irak'ta kaldıktan sonra Enfal katliamından dolayı, bu kez yönlerini İran'a çevirdiklerini belirtti. İran'a ilk gittiklerinde büyük zorluklarla karşılaştıklarını söyleyen Safiye, "Biz İran'a giderken sınırda yakalandık. 7 ay kampta kaldık. Urmiye'de yaşayan akrabalarımıza bize kefil olmaları için haber gönderdik. Onlar bizi oradan çıkarıp Urmiye'ye götürdüler" dedi.
'Evimiz yakılırken çocuklarımı zor kurtardım'
90'lı yılların başında Zaxo'ya gitmek zorunda kaldıklarına değinen Safiye, önce 1995 yılında Ertuş kampına gittiklerini, ardından ise Ninova kampına geldiklerini ifade etti. Hewler'de bulunan hastaneye yapılan saldırıda eşini kaybettiğini kaydeden Safiye,"17 yıldır kendisinden haber alamıyoruz. Sonrasında öğrendik ki şehit düşmüş. Onun için tören yaptık, taziyeleri kabul ettik" dedi. Sürekli bir göç halinde olduklarına dikkat çeken Safiye, bu süreçte yaşadıklarını "Nehdarê'ye gittik. Göç sırasında birçok zorluk yaşadık. 6 çocukla yağmurun, karın altında çok zorlandık. Hiçbir şeyimizi kurtaramadık. Bizden sonra evlerimizi de yaktılar. Çocuklarımı zor kurtardım" sözleriyle dile getirdi.
'Gece sabaha kadar nöbet tutuyordum'
Dokuz ay Nehdarê'de kaldıktan sonra Maxmur'a yerleştiklerini dile getiren Safiye, Maxmur'da kaldıkları yerde daha önce çok fazla yılan, akrep olduğu için ateş yakmadan yatamadıklarını belirtti. Safiye, çocuklarına bir şey olmasın diye sabaha kadar nöbet tuttuğunu söylerken, uzun bir dönem su ve elektrik gibi birçok temel ihtiyaçtan da yoksun yaşadıklarına değindi. Safiye, "Oğlumda böbrek ve sarılık hastalığı başladı. Musul, Zaxo, Şırnak ve Diyarbakır'da süren tedavinin ardından ancak iyileşebildi" dedi. 2002'de Maxmur'dan Şırnak'a yeni bir yolculuğa başladıklarını söyleyen Safiye, evin bütün sorumluluğunun kendisinin omuzlarında olduğunu belirtti.
'Zulümden kaçarken başka bir zulme uğradık'
Türkiye'de zulüm ve baskından dolayı kaçtıklarını ancak, gittikleri yerlerde de başka zulümlere maruz kaldıklarını vurgulayan Safiye, "Ben önce iki çocuğumla birlikte Irak'taki akrabalarıma sığındım, sonrasında eşim yanımıza geldi. Orada da Saddam'ın zulmü vardı. Bir taraftan kimyasal bir taraftan top ve tüfekle saldırıyordu. Bazen 7 aile, aylarca bir mağarada kalıyorduk" dedi. Eşinden dolayı sürekli ailesindeki bireylerin gözaltına alındığını dile getiren Safiye, bu nedenle babasının 48 gün Siirt'te işkencede kaldığını, bu yüzden ailesinin yanından ayrıldığını söyledi. Ayrıca Safiye, devletin sürekli eşini getirmesi için kendisini dağa gönderdiğini belirtirken, "Beni Gabar'a, Cûdî'ye, Besta'ya gönderip 'Git eşini getir' diyorlardı. Ben de onlara 'Siz devletsiniz yapamıyorsunuz ben nasıl yapayım' diyordum" ifadelerine yer verdi.
'Kafası koparılmış cesedi 'eşimindir' diye kabul ettim'
Gidip eşlerini görmelerine rağmen eşlerinin gelmediğini dile getiren Safiye, aynı zamanda eşlerinin başı için devletin milyarlar vaat ettiğini söyledi. Eşi ile ilgili başlarından geçen bir olayı anlatan Safiye, şunları söyledi:
"Bir çobanın kafasını koparıp onun İsmail Giyas olduğunu söylediler. Bana gelip, 'Senin kocanı öldürdük. Gelip tespit edeceksin' dediler. Önce kayınlarım gitti. Onlar tanıyamadıklarını söylediler. Sonra beni gönderdiler. Kaynıma çok işkence yaptıkları için bana kabul etmemi söyledi. Ben de kaynım işkenceden kurtulsun diye kafası yok ama 'Bu onun bedenidir' dedim. Günler sonra çobanın ailesi çocuklarını aradı ve asıl mesele ortaya çıktı. Gerilla kıyafeti giymiş bir grup, çobana arkadaş olduklarını, kendilerine yol göstermesini istemişler. Sonrada işkence yaptıktan sonra kafasını motorla kesmişler."
'Artık bir müzakerenin olması gerekiyor'
Çok zorluk çektiklerini ve büyük bedeller ödediklerini vurgulayan Safiye, "Biz asla davamızdan vazgeçmeyeceğiz. Şehitlerimizin yolunda yürüyeceğiz" dedi. 30-40 yıldır Kürtlerin hep kan ve gözyaşı gördüğünün altını çizen Safiye, "Artık biz ne askerin ne de gerillanın ölmesini istemiyoruz. Artık bir müzakerenin gerçekleşmesi lazım. Biz ne zamana kadar böyle birbirimizi öldüreceğiz? Bu durum böyle gitmez" şeklinde konuştu. Kürt halkının artık topraklarına dönmesini istediklerini de sözlerine ekleyen Safiye, "Cumhurbaşkanı ve Başbakana sesleniyorum: Hiçbir çözüm savaşla gelmez. Uzun yıllar önce göç etmiş halkımız var. Onların kendi topraklarına geri dönmeleri gerekiyor. Ben inanıyorum ki, hepsi de kendi toprağında yaşamak istiyor" şeklinde konuştu.
(mt/gk)

