Songül Yılmaz: Erkek egemen sisteme karşı örgütlenmeliyiz
09:59
Tekoşin Tekin/JINHA
ADANA - Kadın katliamlarının yoğun yaşandığı kentlerden biri olan Adana, her gün kadın katliamları haberleriyle sarsılıyor. Kadın katliamlarının politik olduğunu belirten Sosyalist Feminist Kolektifi (SFK) aktivisti Av. Songül Yıldız, "Erkek egemen sisteme karşı kadınlar olarak dayanışmamız ve örgütlü bir mücadele yürütmemiz kurtuluşumuz için zorunlu. Bu nedenle de türlü bahanelerle kadınları öldüren katillerin hak ettikleri şekilde cezalandırılmaları için feministler ve kadın örgütleri olarak bu davaların takipçisi olmaya devam edeceğiz. Erkeğe, erkek egemen sisteme, erkek devlete, erkek yargıya itaat etmiyoruz" dedi.
Kadın katliamlarına her geçen gün yenileri eklenirken, caydırıcı hükümlere sahip olmayan mevcut yasalar nedeniyle de fail ya da faillere adeta ödül gibi cezalar veriliyor. Kadın cinayetlerinin en çok yaşandığı kentlerden biri olan Adana'da ortalama her gün kadın cinayetleri haberleriyle sarsılıyor. Konu ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Sosyalist Feminist Kolektifi (SFK) aktivisti Av. Songül Yıldız kadına yönelik şiddeti, erkek egemen sistemin ve erkek şiddetinin kadın bedenine, kimliğine sahip olmak amacıyla uygulandığını söyledi.
'Kadın cinayetleri kayıtlara intihar olarak geçiyor'
Songül, "Yaşanan kadın intiharları her ne kadar kayıtlara intihar olarak geçse de kadınların aslında erkekler ve sistem tarafından buna zorlandığını biliyoruz. Bu nedenle de intiharı cinayet olarak görüyoruz" vurgusunu yaptı. Songül, 14 Haziran'da Adana'da 40 günlük eşinden gördüğü işkence sonucu hastanelik olan ve ardından ailesinin evine dönen 20 yaşındaki genç Seher Aygün adlı kadının, "Ben ölmezsem kocam aileme zarar verecek" diyerek intihar etmesi olayını hatırlatarak, "Bu vakalara 'intihar' demek yanlıştır. Bu yanılsamaya girmemeliyiz. Ortada bir cinayet var ve bu cinayetin sorumlusu Seher'in eşi ve onu koruyamayan sistemin kendisidir" dedi.
'Katiller az cezayla kurtuluyor'
Kadınların Türkiye'de yabancıya saat sorduğu için, beyaz tayt giydiği için, ayrılmak istediği için katledildiğini ve bu gerekçelerin mahkemede savunma biçimi olarak kabul edildiğinin altını çizen Songül, "Erkek devlet, tüm mekanizmalarını katilin en az cezayla kurtulması için işlemeye devam ediyor. Tüm bunlar, kadın bedeni ve kimliği üzerindeki denetimi sürdürüldüğünün bir göstergesidir" diye belirtti. Songül, Türkiye'de her gün 5 kadının katledildiğini belirterek, bu cinayetleri cins kırımı olarak tanımladı.
'Adaletin ibresi artık kadınların lehine dönsün'
Adana'da yaşanan kadın cinayetlerini Adana Kadın Platformu olarak takip ettiklerini belirten Songül, "Çalışmalarımızın da özellikle yargı sürecinde etkili olduğunu düşünüyoruz. Özellikle kamuoyu oluşturarak takip ettiğimiz dosyalarda, haksız tahrik indirimi uygulanmamaya başlandı. Bu kadınlar açısından önemli bir kazanım. Biz kadınlar türlü bahanelerle kadınları öldüren katillerin hak ettikleri şekilde cezalandırıldıklarını ve adaletin ibresinin artık kadınlar lehine döndüğünü görmek istediğimiz için bu davaların takipçisi olmaya devam ediyoruz" diye konuştu.
'Yasalar oluşturulurken kadın örgütleri dikkate alınmıyor'
Hükümetin kadın cinayetlerini önleyemediğini ve böyle bir irade taşımadığını söyleyen Songül, "Devlet cinsiyetçi bakış açısından uzak yasalar getiremiyor önümüze. Çünkü yasaları yapanlar erkek. Yasalar oluşturulurken kadın örgütlerinin yaptığı çalışmalar dikkate dahi alınmıyor. Hala kadın sığınma evlerinin sayısı vahim derecede az boyutta. Örneğin, adresinin gizli olması gereken Adana'daki sığınma evinin yeri herkes tarafından biliniyor. Söylemek istediğim şu, sadece yasa yapmak da yetmiyor, etkin şekilde uygulanmasının sağlanması da büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu.
'Katledilen kadınların çantalarında koruma talebi çıkıyor'
Hükümetin kadın cinayetlerine karşı gerekli hassasiyeti gösteremediğinden dolayı katliamların yaşandığını ifade eden Songül, "Katledilen kadınların çantalarında koruma talebi çıkıyor. Katil yargılanırken, en ufak bahaneleri haksız tahrik sayılıyor. Bu nedenle cezaların hiçbir caydırıcılığı kalmıyor. Erkek şiddetini meşrulaştıran ve erkek egemenliğini daha köklü hale getiren, kadının bedenine ve kimliğine sahip çıkmasını engelleyen ve kadını itaat etmeye zorlayan bu tür uygulamalar değişmedikçe kadına yönelik şiddetin tam anlamıyla önlenebileceğini düşünmüyoruz" diye belirtti.
'Yasalar derhal değiştirilmeli'
Yaşanan kadın cinayetlerin sadece yargı boyutuyla önüne geçileceği bir durum olmadığını kaydeden Songül, hükümetin en alt kademesinden başlamak üzere tüm mekanizmaların kadınların lehine döndürecek şekilde düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Songül, "Daha etkin yasal düzenlemeler yapılıp, yasa uygulayıcılarının da cinsiyetçi bakış açısından uzak davranmaları sağlanmalı. Yargı boyutunda ise, yine cinsiyetçi yaklaşımdan uzak uygulamaların adalet mekanizmasında yerleşmesini sağlamak ve sanıkların cezalarının haksız tahrik ve iyi hal indirimi gibi indirimlerle adeta ödüle dönüşmesini engellemek gerekiyor" dedi. Kadın cinayetlerinin politik olduğunu belirten Songül, erkek egemen sistemin ve özellikle erkek şiddetinin bir ürünü olduğu gerçeği karşısında kadın cinayetlerinin kadın örgütlerince takibi, erkek egemen sisteme karşı yürütülen mücadelede önemli bir rol oynandığını kaydetti.
'Erkek egemen sisteme karşı örgütlenmemiz zorunlu'
Son olarak kadınlara seslenen Songül, "Biz kadınlar olarak hiçbirimiz, erkek egemen sistemin üzerimizde kurmak istediği denetimden razı değiliz. Sistematik olarak bedenimize ve kimliğimize yönelen erkek şiddeti kadınları vuruyor. Erkek egemen sisteme karşı dayanışmamız ve örgütlü bir mücadele yürütmemiz kurtuluşumuz için zorunlu. Bu nedenle de türlü bahanelerle kadınları öldüren katillerin hak ettikleri şekilde cezalandırılmaları için feministler ve kadın örgütleri olarak bu davaların takipçisi olmaya devam edeceğiz. Erkeğe, erkek egemen sisteme, erkek devlete, erkek yargıya itaat etmiyoruz" diye konuştu.
(tt/zd/mg)

