'Eril hukuk sistemi kadın dayanışmasıyla bertaraf edilebilir'

08:38

Sarya GÖZÜOĞLU / JINHA


AMED - Davalarda soruşturma sürelerinin uzun tutularak davanın seyrini kötü yönde etkileyen yargı mekanizmasını değerlendiren Kürdistan Hukukçular Derneği üyesi avukat Ruşen Seydaoğlu Ayyıldız, Türkiye'deki yargı sisteminde soruşturması yılları bulan dosyaların mevcut olduğunu dile getirerek, "Bu durum hukuka karşı güvensizliğe, suçluların cezasızlık sebebiyle sayısal manada artmasına ve özellikle kadına yönelik şiddet, taciz tecavüz ve cinsel istismar vakalarında kadınların şikâyetçi olmamasına sebep olmaktadır" dedi.


Davaların soruşturulması suçun kesinliği ve delillerin netliğinin araştırılması içinken, uzun süren soruşturmalar suçu zaman aşımına uğratarak, delillerin geçerliliğini yitirmesine neden oluyor. Uzun süren soruşturma süreçleri davanın gidişatını olumsuz yönde etkilerken aynı zamanda mağdurun da bir kez daha mağdur konumuna düşmesine neden oluyor. En çok taciz, tecavüz ve cinsel istismar suçlarında karşılaşılan uzun süren soruşturma durumları, suça maruz kalan kişilerin davadan vazgeçmelerine, tehdit edilmelerine ve hatta kişinin kendi yaşamını sonlandırmasına kadar varabilmektedir. Konuya ilişkin görüşlerini aldığımız Kürdistan Hukukçular Derneği üyesi avukat Ruşen Seydaoğlu Ayyıldız, yargılamada esas olanın adaleti sağlamak olduğuna dikkat çekti.


'Uzun süren soruşturmalar mağduru davadan vazgeçiriyor'


Adaletin toplum nazarında ve haksızlığı yaşamış kişiler açısından hangi ilkelerle sağlandığına değinen Ruşen, "Yargılamaların hakkaniyete uygun olması için uygun bir zaman aralığında tamamlanması ve çözüme ulaşmış olması gerekir" dedi. Bugün Türkiye'deki yargı sisteminde soruşturması yılları bulan dosyaların mevcut olduğunu dile getiren Ruşen, "Bu durum hukuka karşı güvensizliğe, suçluların cezasızlık sebebiyle sayısal manada artmasına ve özellikle kadına yönelik şiddet, taciz tecavüz ve cinsel istismar vakalarında kadınların şikâyetçi olmamasına, yaşadıklarını kader olarak görmesine sebep olmaktadır" dedi. Ruşen, usul açısından ise savcıların ivedi bir şekilde tamamlamadıkları delillerin artık manasını yitirmesine ve yargılamanın gerçekten uzaklaşmasına sebep olduğu vurgusunu yaptı.


'Gecikmiş adalet, adalet değildir'


Soruşturmaların uzun zaman almasının nedenlerini değerlendiren Ruşen, "Uzun soruşturmalar ve kovuşturmalar hem keyfiyetin hem de yargının niteliksel ve niceliksel manada yetersiz oluşunun bir sonucu olarak ortaya çıkar" dedi. Ruşen ayrıca yargının erilliği açısından değerlendirildiğinde çoğu zaman kadına yönelik şiddet vakalarının ilgililerce yeteri kadar önemli ve acil görülmemesini bu dosyaların sürüncemede bırakılmasına sebep gösterdi. Yargıda ve hukukun özünde en çabuk sürede hakikate ulaşmanın hedeflendiğini, ancak bunun pratikte hayata geçirilmediğini dile getiren Ruşen,"Uzun tutukluluk halinin tazminata konu olması bile bizim için yargılamaların uygun sürede tamamlanması gerektiğinin bir ölçütüdür. Diğer yandan hem yerel mevzuat hem de Türkiye'nin bağlı olduğu uluslararası sözleşmelere göre yargının ' gecikmiş adalet, adalet değildir' sözünü esas almalıdır" ifadelerinde bulundu.


'Kadınların mücadelelerinden vazgeçmemeleri hayati önemdedir'


Soruşturmaların uzun sürmesi durumunda bazı vakalarda davacının davadan vazgeçmesine ve ya deşifre olmasına neden olduğu sözlerine ekleyen Ruşen, "Var olan durum insan hakları ilkelerinden uzak, çoğu zaman mağduru hakkını aramaktan caydıran ya da deşifre olması sebebiyle göçe, intihara zorlayan bir haldedir" dedi. Ruşen, takip ettikleri çocuk istismarı, kadına yönelik şiddet ve tecavüz davalarında yargının ağır aksak devam etmesinin çoğu zaman aileyi ya da kadını umutsuzluğa düşürdüğünü ve kadını haklı mücadelesinden vazgeçirdiğini söyledi. "Özellikle kadınların haklı mücadelelerinden vazgeçmemeleri ve erkekliğe, erkek aklının yargısına karşı mücadeleye devam etmeleri biz hukukçular açısından da hayati önemdedir" diyen Ruşen,  Bu hukuk sisteminin ancak kadınlar dayanışma içinde olurlarsa bertaraf edilebileceğini belirtti.


(sg/zd)