'Önderliğimizin mektubu 15 yılın özlemiyle demlenmişti'
08:33
Sevcan Atak / JINHA
İZMİR - PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın kendileri için kaleme aldığı mektubun üzerlerinde bıraktığı etkiyi anlatan Şakran Kadın Cezaevi'ndeki tutsak kadınlar, "Herkes tarafından Önderliğe dokunuluyormuş gibi defalarca dokunulup okunan mektup aynı zamanda, özgür yaşamın öncüleri olan biz kadınların sorumluluğunun daha da büyüdüğünü hissettirdi. Her kelimesinde kadın ile Önderliği birbirine derinden bağlayan özgün aşkın saklı olduğu mektuba defalarca dokunduk" sözleriyle duygularını anlattı.
PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın İmralı Cezaevi'nden 26 Nisan'da kaleme aldığı mektubu, HDP Milletvekili Pervin Buldan aracılığıyla teslim alan Şakran Kadın Cezaevi'nde kalan tutsak kadınlar, mektubu aldıktan sonra duydukları sevinci JINHA'nın gönüllü muhabiri tutsak gazeteci Sevcan Atak'a anlattı. Adına gelen mektubun, PKK Lideri'nin tüm tutsak kadınlar için kaleme aldığını söyleyen siyasi tutsak Nesrin Akgül, "İmralı'ya giden heyetin dönüşte Önderliğimizin bize mektup yazdığını duyurmasıyla hepimizde tarifi zor sevinçler yaşandı. Öyle ki çığlık ve zılgıt sesleri gözyaşı olup İmralı deryasına aktı" dedi.
'Kutsal emanetimizi Pervin arkadaş gönderdi'
"Sonrasında herkes zaman ve soluğunu dondurup günlerce mektubun gelmesini bekledi" diyen Nesrin, her mazgal açıldığında mektup heyecanıyla mazgala koştuklarını ve heyecanlı bekleyişin ardından HDP Grup Başkanvekili Milletvekili Pervin Buldan'ın kendilerine mektubu verdiğini söyledi. Nesrin, "Pervin arkadaş, kutsal emanetimizi getirip yüreğimize teslim etti. Herkes tarafından Önderliğe dokunuluyormuş gibi defalarca dokunulup, okunan mektup aynı zamanda, özgür yaşamın öncüleri olan biz kadınların sorumluluğunun daha da büyüdüğünü hissettirdi. Her kelimesinde kadın ile önderliği birbirine derinden bağlayan özgün aşkın saklı olduğu mektuba defalarca dokunduk" diye belirtti.
'Önderliğin tutsak edilmesinin ardından dağlara çıktım'
Zorunlu göç nedeniyle Türkiye'ye göç eden bir ailenin çocuğu olduğunu ve PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın 1999 yılında esaret altına alınmasının ardından PKK saflarına katıldığını belirten Nesrin, "Alevilik öğretisi hak yoluna kendini bilme aşkında, hakikat sınırına erişmek için girenlerin, kendi özgürlüğünü diğerinin özgürlüğüne katacak, aynı özden var olanların, inananların birliğine dayanır. Hak, adalet ve vicdanı temsil eder. Hakka ulaşmak için insan-ı kamil olmak ve bunun gereği olarak rızalık getirip topluma vermek gerekir. Kızılbaş Alevililiğinin doğuş felsefesinde kadın, Anaya yani doğal toplum inancına dayanır. Yol Ana olur ve kadın bu inançta yaşamı doğuran kutsal bir varlık gücü olur. Aleviliğin sahip olduğu bu öğreti kendini Apocu felsefesinde görünür ve yaşanılır kılıyor. Sonuç olarak Apocu felsefede kendini toplumsal olarak değerlendirir. Bilinçle tanımlayıp toplumsal inşaya yönelirken yol sırrına ya da hakikate ulaşma mücadelesini veriyor" diye konuştu.
'Mektup 15 yılın demlenmiş özlemiyle bize ulaştı'
Nesrin, Abdullah Öcalan'ın kendilerine yazdığı mektubun yüreklerine dokunduğunu dile getirirken, şu ifadelere yer verdi:
"Önderliğimiz her zaman paylaşımı kutsal kılıyor ve kendindeki tüm anlamlarla etrafında büyümeyi başarıyor. Son olarak önderliğe ulaşma hasretiyle kendini yakan yüreklerimize dokunarak anlamlı bir paylaşımla bizlere mektup yazması, tüm sınırları, duvarları aşan bir kavuşma hali yarattı. Biz zindandakilerin, içerden önderlikle paylaşımlar içine girmesi, sanırım tek avantajımız. 15 yıl boyunca içerden hep Önderliğe yazıldı. Ve Önderlik, 15 yılın demlenmiş özlemiyle bize ulaştı. Her birimiz için müthiş bir heyecandı bu. Hep kendimize, 'Önderlikle buluşmaya kendimizi hazırlamalıyız' diyorduk. Mektuptaki çabası, demokratik yaklaşımı vicdanımın ve mücadele yürüyüşümün temel taşlarını örmüştür. Mektubu okuduğumda elimi ve yüreğimi yaktı. Yükümüzün ağırlaştığını hissettim. Kadın arkadaşlar olarak anlamlı bir yanıt oluşturma sorumluluğuyla karşı karşıyaydık. Doğru ve güzel yaşayabileceğimiz bir toplumsallığı inşa etme görevlerine kendimizi hazırlamalıyız. Bütün kadın arkadaşlar olarak böyle anlamamız ve yanıtlamamız gerektiğini düşünüyorum."
'Önderlikten başka bir kıblegaha gönül vermek mümkün değil'
Tutsak kadınlardan Cihan Asi ise, mektubun üzerinde bıraktığı etkiyi şu ifadelerle anlattı:
"Mektuba ilişkin aramızda sohbet soruları oldu. Kimi arkadaş Önderliğin tüm kadınlara yazdığı şiiri duydukları anın mutluluğunu, kimileri önderliğin Sincan Cezaevindeki arkadaşlara daha önce yazdığı mektubu, kimilerimizde Önderliğin PAJK'a gönderdiği hücresinde açan çiçeğin yüreğimize nakşettiği özgürlük hissini, anlatıp durduk birbirimize. Tekrarla mahpusluğun eleştirilen yönü olsa da her voltada bu anılarımızı ilk günün heyecanı, coşkusu ve kadın olmanın gururuyla tekrar tekrar paylaştık birbirimizle. Nihayetinde mektup bize geldi ve her arkadaş gibi önderliğin yazdığı mektuba dokundum, her arkadaş gibi mektupta ki her sözcüğün kanatlarına takılıp Önderliğin yanına vardım. Sanki ellerimi harflerin üzerinde gezdirirken önderliğin ellerini sımsıkı kavradığımı hissettim, sarılıp sımsıkı kucakladığımı. Görse eleştireceğini düşündüğüm gözyaşlarımı tuttum ve bir kez olsun militanlıkla hayata, Önderliğe ve dağlara hak ettiği anlamı verememenin vebaliyle 'etik-estetik' sözcüklerinin doğru okunması gerektiğinin tarihsel yükünü hissettim, yüreğimin en derinlerinde. 'Özgürlük bilinci ve eylemine kalkışan bir kadın' olarak Önderlikten başka bir kıblegaha gönül vermenin mümkün olmadığını bir kez daha hissettim. Öncesi beni mahpusluktan çıkarıp yeniden ve en anlamlı biçimiyle tüm Kürt kadınlarıyla buluşturan bir anlam derinliği oluşturdu diyebilirim bende."
'Genç yüreklerde ayrılık bir başka anlamda kavuşmaktır'
"Biz gençler yaşamımızdan ziyade genç yüreğimizle o anda mektuba dokunmakla, dokunuşun bizde bıraktığı izi, okurken cümlelerin tek tek harflere sızan güzel insanın sesini hissettik" diyen siyasi tutsaklardan Ebru Güden, mesafeleri aşıp anlamsızlaştıran mektubun kendisinde yüreğindeki masumane hilesiz ve en özgün yanıyla kendi var oluşunda derin haliyle hissettiğini ifade etti. Ebru, "Bu anlamda o anım ve tabi ayrılıkta yaşayacağımız he anın sloganı, 'Genç yüreklerde ayrılık, bir başka anlamda kavuşmaktır' olur" diye konuştu.
'Önderliğin biz anneleri ne kadar iyi tanımladığını yeniden gördüm'
Son olarak mektuba ilişkin duygularını ifade eden Emine Aşkara adlı siyasi tutsak da şöyle konuştu:
"Önderliğin biz Kürdistan anneleri için anlamı çok büyük ve bir anne olarak Önderliğin barış ve kadın özgürlüğü için savaştığını öğrendikçe daha da anlam biçiyorum. Gazeteden, bize mektup yazdığını öğrendiğimde sevinçten ne yapacağımı bilemedim ve hemen arkadaşlara seslendim. Zaten haber duyulunca tüm koğuşlardan tilili ve alkış sesleri duyuldu. Zindan inledi adeta. Bunun karşısında anladım ki Önderlik biz kadınların en büyük özgür yaşam umudu. Sistemin bize aşıladığı geleneksellikten çıkıp etik-estetik duruşla özgür aşkı yaşayın, demesi beni bir sorgulamaya götürdü. Siirt'in Koçer bir kadını olarak,'Doğal toplum değerlerini ne kadar yaşıyor ve bunu çocuklarıma ne kadar aşılayabiliyorum' diye düşündüm. Yeniden ve anneler için yaptığı değerlendirmelerden biz anneleri ne kadar iyi anladığını gördüm. Bence Önderlik kadın kimliğine olduğu kadar özelde annelere en yakın olan insan. Bunları öğrendikçe Önderliği daha çok seviyor ve hissediyorum. Son mektubuyla bunu daha derinden yaşadım. Bu vesileyle çocuklarımız dağa kaçırılmış diyerek PKK ve Önderliği suçlayan annelere de seslenmek istiyorum:Devletin inkar politikasını sorgulayıp, Önderliğin barışçıl ve özgürlük felsefesini de tanımaya çalışsınlar. Çünkü devletin tüm zulmüne karşı Önderlik ve parti insanlarımız, çocuklarımız ölmesin barış olsun diye savaşıyor. Ama devlet buna ölüm, esaret ve sürgünle cevap veriyor. Anneler, çocuklarımızın neden dağları tercih ettiğinin nedenlerini iyi incelemeli ve barış için el ele verip mücadele etmeli."
(zd/gk)

