‘Süryaniler Kürt kadın mücadelesini örnek almalı’
14:03
JINHA
MÊRDÎN – ‘Türkiye'de Süryanilerin Vatandaşlık ve Demokratik Hakları ile Kadının Konumu’ konulu sempozyumda konuşan gazeteci Tuma Çelik, Süryani halkların demokrasi mücadelesi için Kürt kadın hareketini örnek alması gerektiği belirterek, “Bir toplumu değiştirirken kadını öncü yapan Kürt halkının kadın mücadelesi örneği tüm halklara örnek olmalı. Biz Süryaniler olarak Kürt kadın mücadelesinin misyonunu yakından takip etmeliyiz” dedi.
Mardin’in Midyat ilçesinde Süryani Kadın Merkezi öncülüğünde, “Türkiye'de Süryanilerin Vatandaşlık ve Demokratik Hakları ile Kadının Konumu" başlığıyla düzenlenen sempozyum oturumlarla devam ediyor. Moderatörlüğünü Sema Kılıçer'in yaptığı birinci oturumda Avrupa Roman Hakları Merkezi Türkiye İnsan Hakları Gözlemcisi Hacer Foggo, "Çok Kültürlülük ve Ayrımcılık", Kadın Hakları aktivisti Nebahat Akkoç, "Toplumsal Cinsiyet ve Kimlik", Sabro (Umut) Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tuma Çelik “Süryani Kadın ve Toplum” ve Süryani eğitimci-yazar Suphi Aksoy, “Süryani Kadını " başlıklı sunum gerçekleştirdi.
‘Süryaniler nereden geldi’
Oturumda ilk olarak Avrupa Roman Hakları Merkezi Türkiye İnsan Hakları Gözlemcisi Hacer Foggo, "Çok Kültürlülük ve Ayrımcılık" konulu sunum gerçekleştirdi. Hacer, Süryanilere ilişkin her zaman “nereden geldiler” anlayışın hakim olduğunu söyledi. Süryani halkların 7 bin yıldır Mezopotamya topraklarında yaşadığını ifade eden Hacer, toplumun “nerden geldiler” sorularının Türkiye’de uzun yıllardır hüküm süren tekçi anlayıştan kaynaklandığını ifade etti. Hacer, “Süryani halkı hiçbir yerden gelmedi. Yerleşik hayatın başlamasından bu yana Mezopotamya’da olan bu halk zaten hep vardı. Fakat ne oldu da bu halkın varlığından bu kadar haberdar olamadık? Bence bu halkın varlığından haberdar olamamaktan ziyade halkın varlığını unuttuk. Bunu egemen güçlerin tasfiye politikalarından dolayı yaptık” şeklinde konuştu.
İnanç kıskacında bir yaşam
Ardından "Toplumsal Cinsiyet ve Kimlik" başlığıyla sunum yapan Kadın Hakları aktivisti Nebahat Akkoç, kendisinin Ermeni ve Kürt bir aileden geldiğini söyledi. Ermeni ve Kürt olmasının yanı sıra ailesinin Hıristiyan ve Alevi olduğunu söyleyen Nebahat, “Fakat bu topraklarda gerçekleşen asimilasyon projeleri nedeniyle inancımızı rahat bir şekilde yaşayamadık. 8 kardeşli bir ailenin hiç dışarı çıkıp oynayamayan bir üyesiyim. Evde Ermeni olduğumuz hep saklandı. Ermeni, Kürt, Hıristiyan ve Alevi olmamıza rağmen evde hep Türkçe konuşuldu. Kendimizi hep birilerine ifade etmeye çalıştık. Her milletin yanında onlar gibi yaşamak zorunda kaldık. Her zaman Sünni bir Müslüman gibi yaşamak zorunda kaldık” diye konuştu. Ailede Ermeni kimliğinin gizli yaşandığını belirten Nebahat, “Biz uzun yıllar boyunca Ermeni olduğumuzu bilmeden yaşadık. Fakat ailede bir şeylerin gizli olduğu her zaman belli oluyordu. Evde bir huzursuzluk vardı. Çünkü Müslüman olduğumuzu belirtiyorduk fakat hiçbir geleneğimiz Müslümanlığa uymuyordu. Bu nedenle ciddi sorunlar yaşıyorduk” ifadesinde bulundu.
‘Ermeni olduğumu çok sonra öğrendim’
Ulus devlet anlayışının halkların farklı inançlara mensup olmasına tahammül edemediğini söyleyen Nebahat, “Ermeni olduğumuzu yıllar sonra öğrenmemiz bu nedendendi. Çok sonra öğrendiğimiz inancımızı şimdi yaşıyoruz. Aile bireylerinden bazıları bocalama yaşamış olsa da, inancımız yaşadığımız için mutluyuz. İşte bu nedenle mutlu olmanın tadına vardık. Şu an bir yeğenim kendini Süryani olarak görüyor ve Mardin Deyrul Zaferan Kilisesi’nde din insanı olarak yaşıyor. O da mutluluğun yolunu buldu. Her insanın kendini mutlu hissettiği şekilde yaşaması gerekirken ne yazık ki, bu topraklarda bunu gerçekleştirmek çok zor. Zor olanı başarmak bireysel değil, toplumsal olmalı. Süryani ve Mezopotamya halkları olarak kirli politikaların bu hale getirdiği anlayışı değiştirebiliriz” şeklinde konuştu.
‘Kadın sorunu evrenseldir’
Avrupa’nın Türkiye sorunlarına oryantalist yaklaştığını belirten Nebahat, “Avrupa’da yaşanan onca kadına yönelik şiddete rağmen, Türkiye’deki kadına yönelik şiddete farklı bakılıyor. Avrupa’da katıldığım birçok konferansta bana, ‘siz çok acı çekiyorsunuz’ deniliyor. Oysa Avrupa’da yüzlerce sığınma evleri var ve bu sığınma evlerinde kalan kadınların birçoğu Avrupalı. Çok az kısmını göçmen kadınlar oluşturuyor. Kadın sorunu evrenseldir. O nedenle kadına yönelik şiddetin uygulanmadığı bir ülke ne yazık ki yok” diye belirtti.
’12 Eylül’de devlet rahibelere saldırdı’
Nebahat’ın ardından Süryani eğitimci-yazar Suphi Aksoy, “Süryani Kadını " başlıklı sunum gerçekleştirdi. 12 Eylül döneminde hükümet tarafından rahibelere saldırı düzenlendiğini dile getirdiği için yıllarca cezaevinde kalarak sayısız işkencelerden geçtiğini dile getiren Suphi, “12 Eylül döneminde bölgede devlet tarafından uygulanan ağır bir baskı söz konusuydu. Tüm halklar gibi Süryaniler de bu baskıdan nasibini aldı. Devlet en çok Süryani rahibelere saldırdı. Bunu kamuoyuna duyurduğum için yıllarca cezaevinde kaldım” diye konuştu. Eril devlet anlayışının halkı yok etmeye önce erkeklerden başladığını ifade eden Suphi, “Çünkü devlet köle toplumu inşa ederken, erkeklerden başlayarak işini kolaylaştırır. Erkeği köleleştiren devlet, erkeğe bir takım ‘hak’ kırıntılarını verir ve bu haklarından dolayı kadına baskı uygulaması için teşvik eder. Erkek bu kadar düşürüldüğünün farkında olmadan kadına baskı yapmaktan zevk alır. Bu sistem militarist bir sistemdir” dedi.
‘Kölecilik erkeklerden başlar’
“İnsan kendini aşağılamaktan zevk alır” diyen Suphi, toplumsal yaşam çerçevesi içerisinde en çok erkeğin kendini aşağılamaktan zevk aldığını ifade etti. Suphi, “Devletin tekçi anlayışını kabul eden erkek, kadını da ezerek kendini her defasında aşağılamaktan geri adım atmıyor. İşte bu yüzden kölecilik erkelerden başlar. Oysa özellikle Mezopotamya topraklarının kadim halklarının bu tür oyunlara gelmemesi gerekiyordu. Çünkü 1915 bu toprakların kara yazısıdır. Devlet kadınlara tecavüz ederek erkekleri katletti. Süryani ve Ermenilerden devşirme çocuklar yetiştirdi. Vicdanı olan, Süryanilerin şu an Avrupa ve Suriye’ye neden göç ettiğini ve binlerce devşirme çocuğun nerden geldiğini araştırır” dedi. Süryani halkın demokratik bir ortamda yaşamasını yine kadın öncülüğünde başlatılan bir mücadele biçiminin gerçekleşmesiyle sağlanabileceğini ifade eden Suphi, “Bu gün Rojava’nın Cizre kantonunun eş başkanı ve ekonomi bakanı Süryani kadındır. Bunun yanı sıra Süryani kadınlar, savunma birlikleri içerisinde yer alarak topraklarını savunuyor. Bu örnek Süryani kadınların gücünün farkına vararak tekrar ayaklandığının göstergesidir” dedi.
‘Süryaniler kendini topluma kapatmak zorunda kaldı’
Sabro (Umut) Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tuma Çelik “Süryani kadın ve toplum” adlı sunumunu gerçekleştirdi. Kadının temel noktası olduğunu ifade eden Tuma, bu nedenle egemen toplumların en başta kadınları ezerek asimilasyon politikalarını sürdürdüklerini ifade etti. Süryani toplumunun yaşadığı baskılardan dolayı kapalı bir hal aldığını belirtti. Süryanilerin dışarıdan yanlış anlaşıldığına dikkat çeken Tuma, Süryani halkının tarihten bu yana yaşadığı işkence ve yerinden etme politikalarından dolayı Süryanilerin kapalılığı kendine meziyet etme zorunda olduğunu ifade etti. Süryanilerin Mezopotamya bölgesinde 7 bin yıldır yaşadığını söyleyen Tuma, “İnsanların yerleşik hayata geçmesiyle beraber bu topraklarda yaşamaya başladık. Mezopotamya’da yaratılan her değerde en az diğer halklar kadar emeğimiz var. Hakkari, Elazığ, Antakya, Mardin, Malatya, Urfa ve Diyarbakır’da Süryanilerin yaşıyordu. Fakat şu an Süryani denildiğinde akıllara Turabdin (Midyat) geliyor” dedi.
‘Büyük bir travma söz konusu’
Süryanilerin 1915 yılında yaşadığı kıyımdan sonra gerçek anlamda travmatik bir yaşam sürdürdüğünün altını çizen Tuma, “Travmayı yaşayan Süryaniler artık komşusuyla düşüncelerini paylaşmaktan korkan ve egemenlerin her söylediğine amenna diyen bir toplumun kadını da haliyle kapalı bir duruma gelmiş oldu. Bu nedenle kadınlar bu kadar kapalı hale geldi” şeklinde konuştu. Mezopotamya’da tarihsel süreç içerisinde önemli Süryani kadın profillerinin olduğunu ifade eden Tuma, “Süryani kadını dinsel misyonundan dolayı, ideolojik anlamada sistemin getirdiği söz sahibi olmama politikalarına rağmen inançsal özellikten dolayı, yine de az da olsa ön planda olan bir kadın olmayı başardı. Fakat bu özellik tam olarak yeterli değil” dedi. Süryanilerin 1940’larda zorla göç etmek zorunda kaldığını ifade eden Tuma, “Sebebi ne olursa olsun, Göç esnasında en çok zorluğu kadınlar yaşadı. Bu nedenle Süryani mücadelesini genişletme konusunda öncü rol oynaması bu nedenledir. Bunu hem Avrupa hem de Suriye’de ciddi bir şekilde görüyoruz” ifadesinde bulundu.
‘Kürt kadın mücadelesi tüm dünyaya örnektir’
Tuma son olarak, “Burada kadın sorunları ve başarısından söz ederken dünya çapında örnek olan Kürt kadın mücadelesinden söz etmemek doğru olmaz. Bir toplumu değiştirirken kadını öncü yapan Kürt halkının kadın mücadelesi örneği tüm halklara örnek olmalı. Biz Süryaniler olarak Kürt kadın mücadelesinin misyonu yakından takip etmeliyiz” dedi.
Konuşmaların ardından oturum sona erdi. Sempozyum ikinci oturumla devam edecek.
(ekip/mg)

