Şaziye Önder: Kürtlerin yüzde 80'ni avukat olmak ister!
08:31
Yıldız Çelik/JINHA
ÎDİR - PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın avukatlarına yönelik 2011 yılında yapılan operasyonlarda tutuklanan ve 17 ay cezaevinde kaldıktan sonra serbest bırakılan Iğdır Belediye Eş Başkanı Şaziye Önder, yargılanmasına ilişkin geçen süreci ve son siyasal gelişmeleri ajansımıza değerlendirerek, "Bulunduğum her ortamda kendi kimliğim için mücadele veriyorum. Ben avukat olarak çok fazla şey yapabileceğime inandığım için bu yolu seçtim. Dikkat ederseniz okuyan Kürtlerin yüzde 80'ni avukat olmak ister" dedi.
PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın avukatlığını yapan 50 avukat hakkında "Önderlik Komitesi"ne bağlı çalıştıkları ve "Abdullah Öcalan'ın talimatlarını örgüte iletmek" iddiaları ile 22 Kasım 2011 tarihinde 16 ilde yapılan baskınlar ile gözaltına alınmıştı. 50 avukattan 36'sı cezaevinde tutuklu olarak yargılandı. Bu avukatların içerisinde yer alan Şaziye Önder şimdi BDP'den Iğdır Belediyesi Eş Başkanı. 17 ay cezaevinde tutuklu olarak yargılanan Şaziye, 28 Mart 2013 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Iğdır Belediye Eş Başkanı Şaziye Önder ile yargılanmasına ilişkin geçen süreci ve son siyasal gelişmelere ilişkin konuştuk. PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın avukatı olduklarını ancak adaya gidemediklerini belirten Şaziye, "Çünkü Temmuz 2011 yılından bu yana hiçbir avukatın da adaya gitmesine izin verilmedi. Milletvekillerimiz Pervin Buldan, İdris Baluken, Sırrı Süreyya Önder gidebiliyorlar. Onların, yani devletin siyasi gerekçesini, zihninde yatan şeyi çok bilmiyoruz. Bizim tutuklanma gerekçemiz Öcalan'ın avukatlığını yapmamız ve bütün siyasi dosyalarla ilgilenmemiz" dedi.
'Düzmece bir dosya ile tutuklandık'
Asıl amacın Abdullah Öcalan'a ve siyasi tutsaklara tecrit uygulanmak istendiğini belirten Şaziye, "Bu da avukatları tutuklayarak oldu. Çünkü onlar zaten içeride, bir kez daha tutuklanma ve hüküm alma durumları yok. Olmadığı için bizleri tutuklayarak, hem Sayın Öcalan' ı hem de siyasi tutuklu ve hükümlüleri cezalandırdılar, bence amaç buydu. Yoksa biz adaya gayet hukuki bir şekilde gidiyorduk. İmralı adasına gidiş başvurularımız savcılığa yapılıyor, savcılık kendi kosteri ile bizi götürüp getiriyor, yani her şey çok yasal. Yasa dışı bir şey ise müdürün de, bizi götürüp getiren askerlerin de tutuklanması gerekiyordu. Mesele o değildi sadece çok düzmece bir dosya hazırlandı ve tutuklandık" sözlerini ifade etti.
'Tutuklanma sebebimiz siyasi dosyalara bakmaktı'
Her avukatın da müvekkilini tercih etmek gibi doğal ve yasal bir hakkı olduğunu kaydeden Şaziye, "Sayın Öcalan'ın avukatı olmak bir tercihti ve biz de bu hakkımızı kullandık ve kullanmaya devam ediyoruz. Bizler buna rağmen cezalandırıldık. Yani aslında bizim tutuklanma sebebimiz, Sayın Öcalan ve diğer siyasi tutsak arkadaşlarımızın avukatı olmaktı. Bu insanlar siyasi dosyalardan yargılanan kişilerdi ve bu da tutuklanmamızı gerektirir bir şey değildi" diye belirtti. İmralı Adası'na iki kez gittiğini söyleyen Şaziye, "Sanırım benden sonra iki görüşme daha yapıldı. Ondan sonra bir daha görüşme yapılmadı. 50 avukatın arasında bir kez, iki kez, onlarca kez görüşen de vardı. Ve tahliyelerde o yönlü; daha az, daha çok görüşen, daha az ve çok çalışan diye, ona göre bir tasnif yapıldı. Sadece avukatlık yapmışlardı. Onların avukatlığına dayanarak, bir suç uyduramadılar, oluşturamadılar. Böyle bir iddianın boş olduğunu biliyorlardı. Yani o dönemin konjöktörü oydu ve öyle yaptılar" şeklinde konuştu.
'Ben bu suçu işlemeye devam edeceğim'
"İfade özgürlüğünüzü, seçme hakkınızı, müvekkil seçme hakkınızı kullanmışsınızdır" sözlerine yer veren Şaziye, "Mesela ben uyuşturucu davasına asla bakmam. Bakmış olduğum 2 çocuğun davası vardı. Ailelerinin talebi ile ve ben her ikisini de sahiplenmek ve kurtarmak istedim. Adam öldürme dosyalarında da yer almak istemem, bunlar birer tercihtir. Davalardan ilk amacım para kazanmak değildir. Ben siyasi, gençlerin olduğu dosyalara, yöneticilerimizin yargılandığı dosyalara bakarım. Baktığım, kadınlarla ilgili bir boşanma davası ise mutlaka kadın tarafında olmak isterim. Seçme hakkımı, ifade özgürlüğümü, suç olarak görüyorlarsa, demek ki bir kanunsuzluk var ortada. Bir kanun var ama uygulanmayan bir kanun ve uygulamayan bir devlet var demek oluyor. Mesleğimden ve tercihlerimden dolayı suçlanıyorsam çok da kararlıyım, ben bu suçu işlemeye devam ederim" ifadelerine yer verdi.
'Bir yasak kalkmışsa bu halkın mücadelesi sonucu olmuştur'
PKK Lideri Abdullah Öcalan tarafından başlatılan "Demokratik Çözüm Süreci"ne dikkat çeken Şaziye, "Hükümet çok fazla adım atmak istemiyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yıllarca hep yoksul kesimi, Kürtleri sömürdü. Kürtlerin duygusal tarafını, İslamiyeti kullandı. Bu uğurda tam olarak mücadele vermeyen, fedakârlık yapmayan insanlar 'Kürtçe yasak değil' dendiğinde de sanki bu hükümet durup dururken bu yasağı kaldırmış gibi algılıyor. Hâlbuki insanlar bu yasağın kalkması için yıllardır canını, malını gözünü kırpmadan feda ediyor. Yani bir yasak kalkmışsa bu bir halkın mücadelesi sonucu olmuştur. Yıllardır Kürtler üzerinde büyük bir zulüm var. Bu sadece Türkiye Cumhuriyet'i ile başlamış değil, öncesinde de var. Ama en yoğunlaştığı dönem Cumhuriyet dönemidir" diye ifade etti.
'Müzakere süreci yasal çerçeveye oturtulmalı'
Müzakere Süreci'nin yasal çerçeveye oturtulması gerektiğinin altını çizen Şaziye, "Süreç yasal çerçeveye oturtulmazsa sadece diyalog süreci olarak kalır. 'Müzakere Süreci'nin başlaması demek, cezaevlerinde olan binlerce insanın bırakılması, dağda olan, gazi olan, Irak' ta yaşayan, kampta yaşayan kişilerin, Türkiye'ye yargılanma riski olmadan dönebilmesi demek olacak. Sonrasında bizim devam eden davalarımızın düşürülmesi gerek. 'Artık terör yok' diyorsanız, insanlarla masaya oturmak istiyorsanız önce onları 'terörist' olarak tanımlamaktan vazgeçeceksiniz. Şu anda cezaevinde bir sürü hasta tutsak var. İHD temsilcisi olduğum için bu konu ile ilgileniyordum. Mesela kanser hastası Mehmet Aras, cezaevinde öldü. Süreyya Bulut benim liseden arkadaşım, şu anda cezaevinde hastalık ile boğuşuyor. Hediye Aksoy sonradan bırakıldı benim cezaevi arkadaşım. İsmet Ablak, cezaevinde öldü ve ölürken 'son veda hakkı'nı kendisine tanımadılar. Raporlar çıktı, hastaneler bile bunlar burada kalamaz demişken, 'güvenlik açısından insanlar için sakıncalı' dendi. Bu insanlar ölüyor, kanser hastası insanları 'toplum için kaygı verici kişiler', 'topluma zararlı kişiler' olarak görüyorsanız, çözüm bulamazsınız. Ortada bir çözüm süreci bir müzakere süreci olmaz" diye konuştu.
'Okuyan Kürtlerin yüzde 80'ni avukat olmak ister!'
Bulunduğu her ortamda kendi kimliği için mücadele ettiğini belirten Şaziye, "Ben avukat olarak çok fazla şey yapabileceğime inandığım için bu yolu seçtim. Dikkat ederseniz okuyan Kürtlerin yüzde 80'ni avukat olmak ister. Çok haksızlığa uğrayan kişiler oldukları için isterler. Yeni bir sistem olan eş başkanlık sistemi kuruluyor ve siz onun içinde yer almak istiyorsunuz. Siyasi partiler içerisinde, daha demokratik olduğuna inandığımız 'Eş başkanlık' sistemini uyguladık ama şu anda devletin bir kurumu olan belediyedeyiz ve devlet ile iç içeyiz. Devletin resmiyette kabul etmediği, bir sistemi siz yürütüyorsunuz. Bu hem kendi isteğim, hem böyle bir talep olduğu için şu anda sürdürüyorum" dedi.
(yç/mg)

