Emine Ayna: Devletten bekleyen bir noktadan çıkıyoruz

08:32

Asiye Tekin - Şêrin Hiso / JINHA


AMED -  Demokratik Bölgeler Partisi Eş Genel Başkanı Emine Ayna, yeni dönem yapılanmaya ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, "Artık devlete söyleyen, devletten bekleyen bir noktadan çıkıyoruz. Biz siyasi bir parti olarak merkezin yetkilerini bölgelere, yerellere dağıtacağız. Yereller tartışarak aldıkları kararları bize yükleyecekler. Bize düşen, yerelin aldığı bu kaynakların bizim belirlediğimiz programlarla uygunluğumuz üzerinden yerele destek sunmak olacaktır. Bu yüzden şimdiye kadar devlete önerdiğimizi DBP olarak biz yapacağız" dedi. 


Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) 11 Temmuz'da Ankara'da gerçekleştirdiği kongre ile birlikte yeni bir yapılanmaya gitti. Demokratik Bölgeler Partisi adını alan BDP, "Daha az devlet daha çok toplum" sloganıyla ağırlıklı olarak Kürdistan'da örgütlenerek demokratik özerkliğin inşa gücü olmayı hedefliyor. Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Emine Ayna ile yeniden yapılanmaya giderek, "Bölgeler Partisi"ne dönüşen DBP'yi konuştuk.  Rojava gündemini de değerlendiren Emine, çarpıcı açıklamalarda bulundu.


- İlk olarak şunu sormak istiyoruz; Neden Demokratik Bölgeler Partisi?


Biz her zaman olaylara, yaşananlara ve onların sonuçlarına ideolojik olarak yaklaşan bir siyasi hareket olduk.  Demokratik çözüm ve barış konusunda bizim gibi düşünen diğer siyasi çevrelerle birliği her zaman esas aldık. Ama asıl hedefimiz ideolojik oldu. Başkan Öcalan ile çözüm süreci için yapılan görüşmeler, Kürt sorunun çözümü ortak ulusal sorunun çözümüydü. Kürt sorununun çözümü belli bir yere doğru ivme kazanıyor. Biz bu sorunun çözümünü sadece Kürdistan'a değil, tüm Türkiye kamuoyuna yansımasını genel olarak HDP üzerinden yürüteceğiz. Buradaki temel amaç kamuoyunda sistemden, iktidardan kaynaklı rahatsızlıkları, iktidarın yöntemlerinden kaynaklı rahatsızlıkları, yaşayanlarla birlikteliği esas alıyoruz. Şunu iddia ediyoruz; merkez ve iktidara karşı ideolojik bir yaklaşımımız var. Merkez ve iktidar karşıtlığı ideolojik yaklaşımı örgütleyebilmek Ankara merkezli yapılabilinecek bir şey değil. Siyasi parti olarak iktidar kavramının ortadan kalkması ve yerelin iradeleşmesi yaklaşımını kendimizden başlatıyoruz. Biz siyaseti yürütürken ve örgütlerken Ankara merkezde karar alıp bu kararı genelgeleri ve talimatlar haline getirip illerin bunu uygulamasını beklemeyerek, siyaset yapmayacağız. Demokratik Bölgeler Partisi bu görüşten, bu düşünceden kaynağını alıyor. Biz siyasi bir parti olarak merkezin yetkilerini bölgelere, yerellere dağıtacağız, yereller tartışarak belki de bize talimat verecekler. Yereller tartışarak aldıkları kararları bize yükleyecekler bize düşen, yerelin aldığı bu kaynakların bizim belirlediğimiz programlarla uygunluğumuz üzerinden yerele destek sunmak olacaktır. Bu yüzden şimdiye kadar devlete önerdiğimizi DBP olarak biz yapacağız.


- Bir tüzük değişikliğine gittiniz bu değişimin kaynağı nereden geliyor? Daha önce sizin bu yönlü tartışmalarınız var mıydı?


Elbette var. Kürt özgürlük hareketi yeni başlayan ya da BDP ile başlayan, tartışılan yeni bir kaynak değil. Demokratik Bölgeler Partisi'nin kaynağını oluşturan Kürdistan'da gelişen özgürlük mücadelesidir. Pratik ve felsefik anlamda bu böyledir. Biz devlete, ideolojik, felsefik, politik belirlemelerimizi hep söyledik. Neydi bu mesela; ekonomiye ilişkin halkın katılımını esas alan ekonomiyi biz devlete söyledik. Siyasete ilişkin yetkinin yerellere verilmesi, yerellerin yaşadığı yere ilişkin kararlarını kendisinin almasını söyledik. Devlete, temsili demokrasi halkın doğrudan katıldığı bir siyaset değildir dedik. Biz çalışmalarımızda mevcut devlet çalışmalarını bire bir uyguladık. Bunun nedeni elbette ki, bir yandan Siyasi Partiler Yasası idi. Bir yandan da bizim bu güne kadar yürüttüğümüz devlete karşı bir mücadeleydi. Bizim yaklaşımımız devlete söyleyen ama devletten bekleyen bir yaklaşımdı. Çözüm sürecinde artık devlete söyleyen, devletten bekleyen bir noktadan çıkmak zorundayız. Çünkü çözümün tarafıyız. Sayın Başkan Öcalan bir kişi olarak devletin karşısında bir taraf değil.  Özgürlük mücadelesinin bir lideri olarak devletin muhatap aldığı bir taraftır, yani bizim tarafımızdır. Taraf olan biziz, o masada taraflıktaki pozisyonumuz devletten hala beklenti içinde olan, devletten şunu yap bunu yap diyen bir taraflık değildir. Birlikte çözen, birlikte üreten, devletin yetkilerini de küçülten bir taraflıktır. Orada artık devlet tek söz sahibi değildir.  Kimdir, Başkana cevap biziz. Biz kimiz? Halkız, devlet halkla bir taraftır. Devlet bir yerdedir, halk karşısındadır oturmuş konuşuyorlar. Oturmuş Kürt sorununun çözümünü konuşuyorlar, oturmuş halkın demokrasiye katılımını konuşuyor, nasıl katılacağını konuşuyor. Eksiklikler yapacak mıyız? Evet çok yapacağız, yanlışlar yapacak mıyız? Evet çok yapacağız. Eleştiriye açığız ve özeleştiri verme geleneğinden geliyoruz. Bir yandan yanlışlar yapacağız bir yandan o yanlışlarla eksikliklerle doğruyu bir şekilde yaratacağız.


- Demokratik Bölgeler Partisi yeni tüzüğünü eş başkanlık ve eşit temsiliyetle oluşturdu. Bunun içerisinde kadınların rolü nedir? Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler, gençler bunun içerisinde nasıl temsil edilecekler? Yüzü topluma dönük mü olacak? Bu kesimler hangi düzeyde temsil edilecekler? Sadece kadro partisi olarak mı örgütlenecek?


Buradan kadro partisi tanımını biraz açmak gerekiyor. Sanki siyaset yapanlar HDP'de olacak, kadrolar DBP'de olacak. Kadro partisi demek yaşamın tüm alanlarına bu ideolojiyi taşıyacak olan kadrolar yetiştirmek demektir. Bunu yapacak olan sadece biz değiliz. Bunu bütün siyasi partiler zaten yapıyorlar. AKP yapıyor zaten, AKP belli bir ideolojiye sahip midir evet sahiptir. Başbakan her gün çıkıp ben tarafım diyor mu evet diyor. Kendi ideolojisini sürekli söylüyor. Biz muhafazakar liberal bir partiyiz diyor. Muhafazakâr liberallik nedir? ideolojik tanımdır. Kendini ideolojik anlamda muhafazakâr liberal bir kimlik olarak tanımlıyor, kadrolar yetiştiriyor. Başbakan Tayyip Erdoğan kendisi bu ideolojinin kadrosudur. Buradan baktığın zaman bütün siyasi partiler kendi kadrolarını zaten yetiştirir, kadro partisidirler. Bizimde Demokratik Bölgeler Partisi'nin her üyesi de zaten kadrodur. Bizim burada her bir üyemiz yaşananlardan kaynaklı bir taraflıkla buraya geldiyse bu gün biz onu ideolojik anlamda bir kavrayışa kavuşturup o ideolojinin kadrosu haline dönüştüreceğiz. Nasıl yaşamak istiyorum sorusuna kişi nasıl cevap veriyorsa o cevap hangi siyasi partideyse oraya gider. Eğer yaşamak istediği yaşamın ideali AKP'de ise AKP'ye gidiyor, CHP'de ise CHP'ye gidiyor yani neredeyse oraya gidiyor, DBP'de ise DBP'ye geliyor.  O zaman nasıl yaşamak istiyorum? sorusunun ideolojik cevabını evinde ailesine karşı, sokakta bu parkta yanında oturana karşı, iş yerinde çalıştığı mekânda çalıştığı arkadaşlara karşı, çalışansa işverenine, işverense çalışanına karşı bunu hayata geçireceğiz. Biz belli bir ideolojiye göre şekillenen bir siyasi hareketiz. Biz parti olarak kitleyi, halkı örgütleyeceğiz. Kapalı bir bina içerisinde kadrolarını eğiten değil, karolarını o ideolojik yaklaşımı halka anlatması gerekeni aktarması için kadro yetiştiren bir partiyiz.


- Demokratik Bölgeler Partisi'nin dünya görüşü nedir? Sosyalist bir parti mi, demokrat bir parti mi, bir Kürt partisi mi, bir Arap partisi mi, bir Türk partisi mi, Süryani veya Ermenilerin bir partisi mi?


Kendimizi belli bir kalıba sokmak durumunda değiliz. Biz sosyalizmin çıkışındaki tartışma düzeyiyle bu gün sosyalizmi savunursak eksikliğe düşeriz, yaşamda karşılığını bulmaz. Biz şunu vurguluyoruz; üç sömürü çeşidi var. Cins, ulusal ve emek sömürüsü. Biz bu üç sömürü sistemine karşı olan bir dünya görüşüne sahibiz.  Cins sömürüsüne karşı verilebilecek en büyük mücadele sadece kadın erkek eşitliğini savunmak değildir. Kadının özgürlüğünü savunmaktır. Bizim mücadelemiz aynı zamanda kadın özgürlük mücadelesini savunmaktır. Kendimizi dünyaya karşı savunurken biz bir kadın partisi olarak savunuyoruz. Sosyalist parti, liberal parti değil kadın partisiyiz. Ulusal sömürü mü var, ulusal sömürüye karşı biz demokratik ulusu savunuyoruz. Demokratik ulus tanımını kimliklerin kendini etnik olarak belirlemediği, yaşadığı coğrafya ile tanımladığı bir tanım. Kürdistan diyoruz ama bu o coğrafyanın tanımı, o coğrafyada yaşayan herkes Kürt değil. Orada Süryani, Ermeni, dini kimliklerle anlamında Hıristiyan, Müslüman var. Genel bir tanım olarak Kürdistan'dan çıkarak Türkiye diyoruz. Türkiye'de yaşayan herkes Türk değil, orada yaşayan Türk, Türkmen, Arap, Kürt var. O zaman biz kendimizi ulusal kimliklerimizin üzerinden değil, yaşadığımız coğrafya üzerinden tanımlayalım. Buna Türkiye demek gerekmiyor. Türkiye yerine Anadolu Halkları Cumhuriyeti olamaz mı? Bizler insanı yaratan, doğayı yaratan emeğe fiyat biçmiyoruz.  Bu güne kadar şu işveren beş lira veriyor, ben üç lira istiyorum diyerek, emeği pazarlık konusu haline getirdik. Emeğin özgürleştirilmesi aynı zamanda beynin özgürleştirilmesi demektir. Emek özgürleşecek ki, beyin özgürleşsin ve nasıl en iyisini üretirim diyebilsin.  Neyi nasıl satarım demesin. Biz partimizi aynı zamanda bir emek partisi olarak tanımlıyoruz. İdeolojik kimliğimizi de, siyasal kimliğimizi de dünyaya bakışımızı ve dünyaya kendimizi tanımlamamızı da buradan alıyoruz. 


- Demokratik Bölgeler Partisi bundan sonra bölgede örgütleneceğini söyledi, ancak ekonomik olarak bölgede pratik olarak çözümünüz nedir? Bölgedeki ekonomik çözümünüz nedir?


Katılımcı ekonomiyi esas alıyoruz. Katılımcı ekonomi yaşamda tam demokrasiye denk düşen bir ekonomi modeli. Sistem 'katılımcı ekonomi mümkün değildir, hayaldir' diyor.  Hayır, mümkündür siz eğer bu coğrafyada yaşayan nüfusu küçük birimlere bölerseniz bu doğrudan demokrasi olacaktır, doğrudan halkın siyasete katılımı olacaktır, katılımcı ekonomi olacaktır. Örneğin Karacadağ'da en temel üretim Pirinçtir. Kooperatifçilik ekonomik modelin uygulamasıdır, örgütlenme şeklidir. Karacadağ'da oturanlar bir araya gelecekler birlikte bir kooperatif olacaklar ve kaynaklarını birleştirecekler. Kendi ellerindeki kaynakları bir araya getirecekler kaynak birikimi yaratacaklar. Bu sermaye birikimidir aynı zamanda. İşte o sermaye birikimini ortak yaşamları ve ortak amaçları için değerlendirecekler ve birlikte üretecekler. Bu birlikte üretme sonucu açığa çıkanı birlikte değerlendirip 'nasıl piyasaya sunacağız' diye verimini de birlikte alacaklar. Bizim savunduğumuz ekonomik model budur.  Bu merkezden bağımsızlığı getiriyor. Sistemlerin 'hayır olmaz' demelerinin nedeni de budur. Şuanda kendimizi Kürdistan üzerinden örgütlüyoruz. Özgürlük mücadelesinin kaynağını aldığı, yeşerdiği yerdir Kürdistan. İlk örneklerimiz burada yaşama geçecektir. Ama bu diğer bölgelerde olmayacağımız, örgütlenmeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Biz Kürdistan'da ideolojik olarak mücadele edeceğiz ancak İstanbul'daki halkımızı halk düşmanlığı eden ideolojilere bırakmayacağız.


- Bir süredir Rojava devrimi gündemimizde biliyorsunuz. 19 Temmuz tarihi Rojava devriminin yıldönümü IŞİD'in bu tarihe denk gelen saldırıları Rojava devrimini boğma isteği midir? Kuzey Kürdistan halkının Suruç'ta Kobané sınırındaki çadır direnişinin 14 Temmuz ruhuyla yapılmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?  14 Temmuz ruhu IŞİD'in saldırılarını geri püskürtecek mi?  Özelikle DBP'nin Rojava'ya dönük bir programı var mı?


IŞİD cihat çağrısı yaptı. Neden IŞİD gibi bir örgüt gelip hak savaşını Kürtlere karşı yürütüyor. Neden bu kadar coğrafya dururken gelip Rojava'da yürütüyor. Rojava'da özgürleşmeye çalışan ayakta durmaya çalışan ve tüm Suriye'de yaşanan karmaşadan kendini sağ çıkartmaya çalışan Rojava'daki Kürt halkına karşı savaş yürütüyor.  Bunlara tek başına bile bakıldığında IŞİD'in tamamen bir halk örgütü olmadığı, paravan bir örgüt olduğu ve tamamen kaynağını emperyalist güçlerden aldığı çok açıktır. Bu gün en büyük destekçisi kendiside itiraf ediyor Türkiye'dir. Türkiye desteğini nerden alıyor Amerika'dan alıyor. Bu bağlantı bile IŞİD'in ne olduğunu, ne yapmaya çalıştığını ortaya koyan bir bağlantıdır. Bu kadar büyük bir özgürlük hareketi, bu kadar büyük bir mücadele yürütmüş olan ve bu gün sonuçlarını almaya başlayan bir halk. Özelikle Rojava Türkiye'de yürütülen Kürt özgürlük mücadelesine en fazla şehit veren yerdir. Bu mücadelenin filiz verdiği yerdir, büyüdüğü yerdir.  Hem ideolojik, hem siyasal anlamda büyüdüğü yerdir. Oradaki halkı yalnız bırakmamak için Kürt halkı gidip YPG'ye katılıyorlar, sınırları geçiyorlar.


'Kimse Rojava'nın yalnız bırakılacağını düşünmesin'


Daha önce 300 kişi birden sınırı geçerek Rojava'ya gittiler.  Kimse onların yalnız bırakılacağını falan düşünmesin. Belki bu noktada en fazla destek ihtiyacı duyduğumuz Rojava halkının da en fazla destek ihtiyacı duyduğu yer Güney Kürdistan'dır. Çünkü Güney Kürdistan'ın ketumluğu, Güney Kürdistan'ın Rojava'ya kapalılığı bu süreci bitirmez, ancak bu sürecin uzamasına neden olur. IŞİD orada hiçbir şey yapamaz çünkü yüzyıllardır bu coğrafyada Kürtler yaşıyor. Kürtler varlık mücadelesi verdiler. Bunu İngiliz emperyalizmine karşı verdiler, Amerika, Osmanlı emperyalizmine karşı verdiler, bunu bu gün Türkiye kapitalizmi emperyalizmine karşı veriyorlar. Başarılı oldular mı hayır olmadılar. IŞİD başarılı olur mu, hayır oda olmaz.  IŞİD'in buradaki diğer örneği Hizbullah değil miydi? 1980-1990'lı yıllarda Türkiye'de Kuzey Kürdistan'da IŞİD'in benzeri değil miydi? Ellerinde silahlarla, satırlarla, bombalarla Kürtleri katlediyorlardı. Başarılı olabildi mi hayır olmadı. Güney Kürdistan'ın Rojava devrimine kapalılığı bu işin biran önce çözümünü geciktiriyor. Belki hep birlikte biraz Güney Kürdistan'ı siyasal olarak, sosyal olarak bütün Kürtler olarak biraz Güney Kürdistan'ı sıkıştıran bir politika izlememiz gerekecek.


(at/şh/mg)