Avedik'te mimari doğayı değil, doğa mimariyi şekillendirdi
09:13
Asiye Tekin / JINHA
AMED - Ekolojinin insan tarafından talan edildiği bir dünyada ekolojik yaşamı korumaya çalışanlardan birisi de doğaya kendilerine göre şekil vermek yerine, kendilerini doğaya göre şekillendiren Avedik Çay Bahçesi… İşletmeler, binalar inşa etme adına ağaçların kurban edildiği bir dönemde Avedik, kapladığı alanda bulunan 10 tane ağacı kesmeden, ağaçları işletmenin çatısı içinden geçecek şekilde bir mimariye kavuşturdu.
Kentleşme rüzgarına kapılarak ekolojinin talan edildiği bir dönemde ekolojik sisteme karşı sorumluluk duygusu ve hassasiyet yok denecek kadar az. Böylesi bir dönemde ekolojiye karşı duyarlılığın bir sonucu oluşturulan toplumsal alanlardan birisi de Avedik Çay Bahçesi. Bayramoğlu Parkı'nın içinde bulunan çay bahçesi 2010 yılında kuruldu. Avedik'i diğer işletmelerden ayıran en önemli özelliği, parkta bulunan ağaçlara ve doğaya zarar vermemiş olması. İşletmeler, binalar inşa etme adına ağaçların kurban edildiği bir dönemde Avedik, kapladığı alanda bulunan 10 tane ağacı kesmeden, ağaçları işletmenin çatısı içinden geçecek şekilde bir mimariye kavuşturdu. İşletmenin içinden geçen 10 tane ağaç oksijen üretmeye, nefes almaya ve nefes aldırmaya devam ediyor. Ağaçlara zarar vermemek amacıyla kafenin içinden geçirdiklerini ifade eden çay bahçesi işletmecisi Şermin Çiftçi, gezegenin de oksijene ihtiyacı olduğunu belirtti. Şermin, "10 tane ağaç 6 milyar insana kendi çapında oksijen veriyor" sözleriyle, ağacın önemine dikkat çekti.
'Bu topraklara tohum ekmek bizim kültürümüzdür'
Parkta bulunan her ağacın en az 15-20 yıllık ömrünün olduğunu ifade eden Şermin, "15 yıllık bir emeği yaşatmak bizim evrene borcumuzdur. 10 tane ağaç 6 milyar insana kendi çapında oksijen dağıtıyor" dedi. "Kürdistan'da binlerce ağaç tohumu sağa sola atmış birisiyim" diyen Şermin, "Araçla yolculuğa çıktığımda ya da herhangi bir yere gittiğimde, palamut ağaçlarının meyvelerini alıyorum gittiğim yollarda sağa sola atıyorum. Onlar zaman içerisinde meşeye dönüşüyor, bu kültür bizde eskiden beri var" sözlerine yer verdi.
'Biz bu ağaçları korurken Gezi ve Hevsel gündemde yoktu'
"Gezi ve Hevsel'de kesilen her ağaç benim bu evrendeki oksijen hakkımın iktidar tarafından gasp edilmesidir" diyen Şermin, "Burayı yaparken ağaçları kesmek istemedik. Burayı yaptığımızda Gezi eylemleri yoktu, Hevsel'de ağaç kesimi yoktu. Fakat ağaçların kesilmesini de uygun bulmuyorduk. Yaşaması gerekiyordu. Gezegenin oksijene ihtiyacı vardı. Gezi ve Hevsel'de kesilen ağaçlar gezegenimizden parçalar götürüyor. Bizim oksijenimiz azalıyor. Kesilen, talan edilen her ağaç bizim canımızı yakıyor" şeklinde konuştu. Şermin, Gezi ve Hevsel direnişiyle ağaçların kesilmesine karşı duyarlılık geliştiğini ve bu konuda toplumsal bir direniş ve mücadeleye ihtiyaç olduğunu kaydetti.
'Kentlerde doğaya karşı özel ilgi geliştirilmesi gerekiyor'
Kırsal alanlarda ve köylerde yeşil alanların fazla olması nedeniyle sosyal yapının ağaca karşı özel ilgi geliştirme ihtiyacı duymadığına değinen Şermin, "Kentlerde özel ilgi geliştirilmesi gerekir, ama henüz başta Amed olmak üzere Kuzeyin her tarafında özel olarak ağaç ekim kültürü yok. Bir çocuk doğar doğmaz onun için bir karne oluşturup, her doğum yıldönümünde fidanını ona vererek, ektirmek, ona yardımcı olmak gerekiyor. Her yaşadığı yıla bir ağaç sığdırması gerekiyor. İşte o zaman, yaşlanınca torunlarına gösterebileceği minik bir ormanı olacaktır. Böylesi kampanyalar yapılabilir" sözlerine yer verdi.
'İnsanlarda doğa, yeşil ve ağaç hakkı bilinci yok'
"Ağacın, ormanın giderek yok edildiği kurak bir coğrafyada yaşıyoruz" diyen Şermin, insan, hayvan hakları gibi birçok haktan bahsedildiğini, fakat doğanın, yeşilin ve ağacın haklarına dair bir bilinç oluşturulmadığını dile getirdi. Sözlerinde yeşilin ve ağacın faydalarına da dikkat çeken Şermin, "Zaman zaman gökyüzünü Arap çöllerinden gelen toz kaplıyor ve nefes alamaz hale geliyoruz. Milyonlarca fidan dikilse ve o fidanlara emek verilip büyütülse bir sonraki nesil şu anda göklerde gördüğümüz toz bulutunu göremeyecek ve kaliteli bir hava soluyacaktır. İnsan denen canlı türü kendi düşmanı aslında. İnsanın kendisi, yaşam kaynaklarını kurutuyor işte! Bundan daha büyük düşmanlık ve barbarlık olabilir mi? Hayatın kaynağı olan suyu an be an kirletmeye devam ediyor. Oksijeni an be an kirletiyor. Çevreyi yaşanmaz hale getirmek için elinden geleni yapıyor. Rahatlıkla ağaç kesiyor, hiç yarını veya iki dakika sonrasını düşünmeden. Ağacı kestiği yere beton binalar dikiyor, fabrikalar açıyor, asfalt yollar yapıyor. Tabi ki fabrikada, yolda, barınmak için evde ihtiyacımız var ama onları yaptığımız kadar ağaç da ekmemiz gerekir" şeklinde konuştu.
'Eskiden her evin avlusunda bir dut ağacı vardı'
Kentlerde son yüzyılda doğaya karşı sorumlu olma bilincinin giderek eksildiğini kaydeden Şermin, "Diyarbakır'ın eski evlerine gidin bakın, evin avlusunda mutlaka bir ağaç vardır. Çoğunlukla da dut ağacıdır. Sadece yeşillik olsun diye ekilmemiştir oraya. Gölgesinden olduğu kadar meyvesinden de yararlanılacak ağaçlar tercih edilmiştir. Aynı evlerin bahçesinde bir kaç tane gül de olur. Avlunun orta yerinde küçük havuzlar var, sulama için değildir sadece. Bir kültür olarak bulunmaktadır. Bahçede bulunan ağaç ve ateş gibi, o da ana elementtir ve saygı gereği, kutsallık atfedildiği için gelecek kuşaklara miras olarak devredilir. Kent büyüdü, surların dışına taştı! eski hayat tarzı bozulduğu için mimari tarz da, eski ekolojik doku da bozuldu. Bu duyarsızlık hala devam ediyor. Sınırlı sayıda bazı duyarlıların da bu tür çabaları var. Tabi ki yeterli değil ama güzel" diye belirtti.
(at/gk/mg)

