‘Baraj yapma boşuna yıkacağız başına’
18:56
JINHA
ELEZİZ – ‘Karakoçan Mazlum Doğan Kültür Sanat ve Doğa Festivali’ etkinliklerle devam ediyor. Festival kapsamında "Vadilerimizde ekolojik soykırım ve HES'lere karşı mücadele" konulu panel gerçekleştirildi. Panelde atılan "Baraj yapma boşuna yıkacağız başına" sloganları dikkat çekti.
DBP Karakoçan İlçe Örgütü tarafından düzenlenen "Karakoçan Mazlum Doğan Kültür Sanat ve Doğa Festivali" etkinlikleri kapsamında Karakoçan Belediyesi Konferans Salonunda, "Vadilerimizde ekolojik soykırım ve HES'lere karşı mücadele" konulu panel gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Mürsel Yıldız'ın yaptığı panelde Prof Dr. Beyza Üstün, Av. Barış Yıldırım ve Özkan Arslan konuşmacı olarak yer aldı. Panel, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamlarını yitirenler anısına saygı duruşunda bulunulması ile başladı. Panelde ilk sözü alan Moderatör Mürsel Yıldız, HES'lerin asıl amacının, mirasları yok etme, ekolojik dengeyi bozma, doğayı tahrip etme girişimleri olduğunu söyledi. Mürsel’in konuşmasının ardından doğa tahribatına neden olan ve ekolojik dengeyi bozan barajlar, HES'ler gibi olumsuz etkenleri ile halkın verdiği ekolojik mücadeleyi anlatan 10 dakikalık bir sinevizyon gösterimi yapıldı. Gösterimde Kürdistan'ın yakılan dağları ile kesilen ormanlarına ve kuruyan derelerine de dikkat çekildi. Bu sırada salondan, "Baraj yapma boşuna yıkacağız başına" sloganları yükseldi.
'Bizi yok edemeyen devlet değerlerimizi sulara gömdü'
Sinevizyon gösteriminin ardından Özkan Arslan sözü aldı. 1980 ve 1990'lı yıllarda köylerinden edildiklerini, topraklarının işgal edildiğini ve yok edilmeye çalışıldıklarını belirterek, sistemin bu şekilde başarılı olamayacağını anlaması üzerine barajlarla, HES'lerle değerlerini sulara gömmeye başladığını söyledi. Doğa katliamına karşı çeşitli şekillerde mücadele ettiklerini ancak çok sayıda arkadaşlarının tutuklandığını ifade eden Özkan, devletin topraklarını gasp ederek dağlarını yok etmeye çalıştığını aynı zamanda barış sürecinden de bahsettiğini dile getirdi. Özkan, "Topraklarımız sermayeye peşkeş çekiliyor" dedi. Doğa katliamlarına karşı mücadele etmeye devam edeceklerini belirten Özkan, Peri Vadisi’nde verdikleri mücadeleye ilişkin de bilgi verdi. Vadi de baraj yapımına karşı çadır kurarak direndiklerini ancak yeterli desteği bulamadıkları için başarılı olamadıklarını kaydeden Özkan, direniş nedeni ile tutuklandıklarını ve çadırlarının da devlet tarafından yakıldığını dile getirdi.
'Ölülerimiz de sürgün edildi'
İnanç değerlerinin de sular altında bırakıldığını vurgulayan Özkan, "Onlarca gerilla cenazesi sular altında bırakıldı. Dünyada bir ilktir, insanlar mezarlarını kazdı yakınlarının kemiklerini alarak sular altında kalmaması için başka yerlere gömdü. Yani ölülerimiz de sürgün edildi" diye konuştu. Özkan, doğa mücadelesinin devam edeceğini belirterek, Mazlum Doğan'ın "Topraklarını koruyanlar başı dik yaşayacaktır" cümlesi ile sözlerine son verdi.
'Vahim bir tablo ile karşı karşıyayız'
Özkan’ın ardından Avukat Barış Yıldırım konuşmasını yaptı. Barış Yıldırım, ülkede 9 HES projesinin bulunduğunu, Anayasa'nın çevre kanununda devletin çevreyi korumakla yükümlü olduğu yönünde bir ibarenin bulunduğunu vurgulayarak, "Bu projeleri yaşama geçirmeniz için ÇED oluru raporu almanız gerekiyor. Fakat şöyle bir sorun var; tüm bu projeler tek başına ele alınarak kararlar verilmiş. Projelerin etki değerlendirme süreci başlatılmamış. Erzincan Kemah'ta HES için ÇED olumlu raporu verildi ve tarihi öneme sahip bir yer, kararın dayanağına baktık, dayanakta; 'korunması gereken tarihi bir değer bulunmamaktır' ifadesine yer verilmişti. Birçok arkeologun bildiği tarihi alanları devlet görmemiş" diye belirtti. HES'lerin yaşam üzerindeki etkisinin ÇED kararlarında hiçbir şekilde dikkate alınmadığına dikkat çeken Barış, kaçak yapıların da olduğunu ve göz yuman yetkililer hakkında yasal girişimlerde bulunacaklarını söyleyerek, "Biz daha son sözümüzü söylemedik" diye belirtti.
'Kürt coğrafyası tahrip edilmek isteniyor'
En büyük projelerinin Mezopotamya'da yapıldığına işaret eden Barış, Kürt coğrafyasının tahrip edilmek istendiğini söyledi. Barış, son olarak, "Hedeflenen bir halkın inancı, kimliği, tarihi ve geçmişini yok etmektir. Direnişi sonuna kadar ortaya koymak zorundayız. Demokratik kurum ve kuruluşların daha güçlü bir dayanışma ruhunu ortaya koyması gerekiyor. Sermayenin hukuku onlara HES'leri emrediyorsa, halkın hukuku da bize direnmeyi emrediyor" diye konuştu.
'Soysuzlukları yargılayacağız'
Beyza Üstün ise, "Mazlum Doğan şahsında yaşamı özgürleştirenlere saygıyla..." diyerek sözlerine başladı. Beyza, doğa tahribatını ve soysuzlukları halk olarak yargılayacaklarını belirterek, "Anadolu'da nerede su varsa sırasıyla şirketlere 49 yıllığına verildi. Tümünü teslim ettiler, artık hiçbir yer düzenlemeler ile koruma statüsünde değil" dedi. HES'leri ve diğer doğa katliamı projelerini yapan şirketlerin medyasının olduğunu ve bu nedenle medyanın bu katliamları yansıtmadığını dile getirdi. Mücadelenin birinci şekli olarak kimsenin arazilerini şirketlere satmaması gerektiğini ve hiçbir mücadelenin bir birinden bağımsız olmadığını bilmesi gerektiğini belirten Beyza, akar sulara ön ödemeli sayaçların takılmak istendiğini ve parası olmayanın arazilerini sulayacak suyu bulamayacağını ifade etti. Beyza, "Su kanunu tasarısı" ile suyun piyasa üzerinden fiyatlandırılarak, ticarileştirilmek istendiğini kaydetti.
'Su yatakları talan edilerek akışından koparılıyor'
Tünellerle, kanallarla ve borularla vadilerin taşındığına dikkat çeken Beyza, su yataklarının da talan edilerek akışından koparıldığını kaydetti. Beyza, istihdam vaadiyle inşaat yapılırken bölge insanlarının kullanıldığını ardından ise bu insanların özel güvenlik olarak alındığını, güvenlik olarak kullanılan insanların suyu, suya ulaşmak isteyenlere karşı koruduğunu kaydetti. Barajlar yapılırken dağların da talan edildiğini vurgulayan Beyza, tahribatların sonucunda ciddi ve geri dönüşümsüz olayların yaşandığına işaret ederek, en önemli olumsuzluğun ise eko sistemin sağlıksız bir şekilde dönüşmesi ve eko sistemde bulunan canlıların yok olması olduğunu ifade etti. Tüm bunlar yapılırken, yaşanan iş cinayetlerine de dikkat çeken Beyza, "Soma'yı, Rojava'yı unutmadığımız gibi unutmadık ve affetmeyeceğiz. Su hayattır! Ormanlar, meralar, sucul sistemler koşulsuz korunmalıdır. Doğayı ve yaşamı sermayeye karşı koruyanlara savunanlara ve mücadele edenlere saygıyla" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
(zk-mj/mg)

