Öncü bir kadın portresi: Didar Şensoy

08:57

 


JINHA


WAN - Savaşın her an büyümesiyle, barış umutlarının da gün be gün kök saldığı coğrafyaların adalet arayışçısı kadınlarından oldu Didar Şensoy... En son mücadele alanı ise, cezaevlerindeki koşulların iyileştirilmesi için gittiği Meclis önüydü. Öncü ruhuyla 53 yaşına kadar direnen Didar, orada yoldaşlarının kalbinde ölümsüzleşti, yeni bir mücadelenin başlangıcı oldu.


Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ve Varşova Paktı, İkinci Dünya Savaşı'nın Hitler tarafından Polonya'ya girilerek başlatıldığı 1 Eylül tarihini "Dünya Barış Günü" olarak kabul etti. Ancak Birleşmiş Milletler (BM) bu tarihi değiştirerek 1981 yılından itibaren her Eylül ayının üçüncü haftasını "Dünya Barış Günü" olarak ilan etti. 7 Eylül 2001 tarihinden itibaren ise 21 Eylül tarihi "Dünya Barış Günü" olarak çeşitli etkinliklerle kutlanmaya başladı. Dünyada sadece Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ ta 1 Eylül tarihinde kutlamalar yapılıyor. Fakat, bu günü kutlamak ve barış taleplerini haykırmak hiç de kolay olmadı. Türkiye'de adalet arayışlarıyla sürdürülen "Dünya Barış Günü", birçok kişinin bu uğurda yaşamının son günü oldu. İnsan hakları savunucusu ve İnsan Hakları Derneği (İHD) kurucularından Didar Şensoy da, adalet yolunda yaşamını yitirenlerin simgelerinden oldu.


Cezaevi koşullarının iyileştirilmesi için mücadele etti


1934 yılında dünyaya gelen Didar Şensoy, Yugoslavya'da yüksek bir bürokratın eşi, üç çocuk annesi ve Yugoslav devrimine katılan bir öğretmen ve radyo spikeriydi. Yugoslavya'da öğretmenlik yapan Didar, 12 Eylül öncesinde eşinden boşanıp, Türkiye'ye yerleşti. Kardeşi Hasan'ın tutuklanmasından sonra kendisini cezaevi koşullarının iyileştirilmesi ve insan hakları mücadelesine adayan Didar, 1986 yılında kurulan İnsan Hakları Derneği'nin de kurucuları arasında yer aldı.


Polis şiddeti onu mücadelesinden koparmadı


12 Eylül darbesinin demokratik hakları ortadan kaldırılması ve cezaevlerinde insanlık dışı uygulamaların artması üzerine 1 Eylül 1987'de Dünya Barış Gününde Meclis'e dilekçe vermek üzere tutuklu yakınlarıyla birlikte TBMM'nin önüne gelen Didar Şensoy, İstanbul'dan Ankara'ya yapılan yürüyüşte polisin şiddet kullanması sonucu fenalaşarak olay yerinde yaşamını yitirdi. Demokrasi ve adalet mücadelesinde yaşamını yitiren Didar'ı unutmayan yol arkadaşları onu her yıl  İstanbul Feriköy'deki mezarı başında anıyor. 


'Doğasında önderlik ruhu olan bir kadındı'


Eylül 2005'te Pazartesi isimli kadın gazetesine konuşan Didar'ın yol arkadaşlarından Filiz Karakuş, Didar Şensoy'u, "En öndekilerdendi. Çok cesaretli ve doğasında önderlik ruhu olan inisiyatifli bir kadındı. Erkek kardeşi içeride olduğu için oradaydı. 12 Eylül öncesinde Yugoslavya'da öğretmenlik yaparken eşinden boşanıp, Türkiye'ye geliyor. Didar Abla, tencere tencere bir haftalık yemeği yapar, öyle çıkardı sokağa. Ben de ondan öğrenmiştim, küçük kaplarda ısıtırdı yemekleri azar azar, yemekler bozulmasın diye. Ben tabii o zaman ev işi filan bilmiyorum. Evdeki işlerini asla bırakmazdı. Ama saçını süpürge etmiş kadın hallerinde değildi. Her zaman renkli bir kadındı. Şeker hastası olduğu için daima çantasında bir şişe suyuyla en önde olan, alımlı bir kadındı Didar Abla" diye anlatıyor.


Ardından şiirler yazıldı şarkılar okundu


Ankara'ya gidip, Meclis'e dilekçe verecekleri günü anlatan Filiz şöyle devam ediyor: "Dört otobüs insan düştük yola. Yürüyüş öncesinde Aksaray'da küçük bir dernek odamız var. Orada Didar Abla'ya, 'Gelecek misin Ankara'ya?' dedim. 'Filiz, şekerim çok yükseldi, doktorlar kesinlikle gitme diyorlar' dedi. Ben de o zaman gencim. Benim için Didar Abla'nın gelmesi çok önemli, o bir sembol, gelmemesini düşünemiyorum. Bir şey demedim ona ama içimden de, 'Ne olacak ki gel' dedim aslında. Didar Abla geldi ve Meclis'in önünde, polisin yaptıkları, sıcak, yaşanan baskı ortamında fenalaştı. Şeker komasına girdi. Hastaneye kaldırılırken de kaybettik Didar Abla'yı. Benim içimde hep bir vicdan azabı olarak kaldı o gün ona, 'Gelme, yat dinlen' demediğim için. Ben ölümü esnasında yanında değildim. Bir kısmımız, Ankara girişinde gözaltına alındık. Meclise gidemedik. Ağırlıkla biz gençlerin olduğu otobüsü gözaltına almışlardı. Kısa bir süre sonra bırakıldık. Bırakıldığımız anda da öğrendik ki Didar Şensoy ölmüş. 1 Eylül'de kaybettik Didar Abla'yı. Orada oturma eylemi yapmışlar gözaltına alınanların bırakılması için. Eylemde Didar Abla, gözaltındakileri serbest bırakmadan buradan benim ölümü kaldırırsınız demiş. Bir müddet sonra da fenalaşmış. Acıdır ama 80 sonrası yapılan en görkemli ve kalabalık cenaze Didar Abla'nın cenazesi oldu. Ona layık bir cenaze töreni oldu. Ve onun ölümüyle birlikte sokakta yürüyüş yapma yasağını da delmiş olduk."


Onun ardından yazılan şarkılar, şiirler, kitaplar onun yoldaşlığını ve gidişinin acısını anlattı. Sanatçı Sevinç Eratalay Didar üzerine "Didar Şensoy'a Ağıt", "Eylem Güzelim", "Gülüm" şarkılarını söylerken, Ayşe Hülya Özzümrüt ve Ümit Efe ise "Didar Abla" adıyla bir kitap derledi.


(ba/gk/gc)