Kara gözlü çocukları var Cizre'nin umudu emanet bırakan - İZLENİM
09:04
Asmin Bayram/JINHA
AMED - "Yapraklar açana kadar direniriz gerisi kolay..." diyordu, tarihine az rastlanır bir direnişle Cizîra Botan'ın Çavreş'i. Ve gözlerindeki umudu başka çocuklara emanet etti yaprakların açılmasına kısa bir süre kala...
5 bin yıllık geçmişi ile Dicle'nin yanağından bir gamze, Kürtlerin kalbidir Cizîra Botan (Cizre). Tarihi boyunca pek çok egemen kıyısından geçmiş fethetmek için çok seferler düzenlemiş ama 'zafer sarhoşu' olan her egemene dersini vermeyi bilmiş bir mabettir Cizre. Bu günlerde yeniden yeniden tarih Cizre'yi sınıyor sanki. Her anına isyanı sığdıran, sevmeyi ve insan olmayı asla unutmayan.
Dağlara yakınlığından mıdır, suyundan mıdır bilinmez ama bir kere artık korkmamayı öğretiyor, farklı bir ruhu var bu diyarların. Keskin nişancıların, havanların, tankların obüslerin, devlet denen aygıtın bilumum savaş araçlarının 40 gündür ölümüne kullanıldığı Cizre'de yaşananlara şahit olmak, dokunmak. Bir kamera bir fotoğraf makinesi ile dilinin, kaleminin döndüğünce anlatmak tanık olduklarını, gelecek nesillere kalsın diye. Çünkü ölümün erken takibe aldığı bu diyarlarda ölümden korkmayan bir şehrin hikayesi oldu bu günlerde Cizre.
Dağ kokulu bu şehirde umudun adı dağ olmuş, bundandır ki çocukların adı Besta, Cudi, Gabar, Kato... diye uzayıp gidiyor. Barikat isimleri de kahramanlık yazmış gençlere atfen Agit, Marinos, Soro, Çavreş diye sıralanıp gidiyor sokak başlarında.
Düşüyoruz sokaklara, madem 'her mevzi tek tek bombalanacak her eve girilecek' diyor birileri, bizde her barikat ve her evin direniş hikayesini anlatmaya koyuluyoruz. Bir sokağa konuk oluyoruz, yüzlerinde eksilmeyen gülümsemelerle karşılıyor bizi bir grup genç, "Burası Çavreş noktası buradan geçit yok" diyor ve gülüyorlar ağız dolusu. Hemen sıcak çayımız geliyor. Derken uzun boylu 27 yaşlarında gülen gözleri ile umut yüklü Çavreş geliyor. Fotoğraf çekmemize ve görüntü almamıza izin vermiyor.
Çavreş'e herkesin büyük büyük cümlelerle "Ne istiyor bu çocuklar?" diye sorduğu soruyu yöneltiyoruz. Ve başlıyor bir tarihin, bir kentin ve bir halkın özeti olan cevapları vermeye Çavreş: "Ben bu silahı ölmek ve öldürmek için almadım, kendimi korumak ve özgürleşmek için aldım. Başka yolu kalmadığı için aldım. Burada kadınların cenazeleri 7 gün sokakta kaldı. Taybet anayı hatırlayın. Çocuklar havyanlar parçalamasın diye cenazenin başında nöbet tuttu. Kürt çocuklarına yıllardır bunu yaşatıyorlar, bizim bunları unutacağımızı sanıyorlar ama unutmayacağız, onların başına bela olmaya devam edeceğiz. Belki çok öleceğiz ama onlarda rahat uyumayacaklar yatağında, bu çocukların kalbi attığı sürece rahat yüzü göstermeyeceğiz onlara. Ya özgürlüğümüzü alacağız yada bu cehennemde onları da yakacağız..."
Çavreş vedalaşmamızda ise umudu emanet eder gibi bakıyor ve "Yapraklar açana kadar direniriz gerisi kolay..." diyor.
Çavreş'ten ayrılalı daha 24 saat bile geçmeden, acı bir feryatla öğreniyoruz, bir keskin nişancı tarafından vurulduğunu. Zılgıtlarla "Çavreş, Çavreş" ağıt yakan bir annesinin sesi inliyor şimdi direniş sokaklarında: "Çavreş'im herkesin hawarına koşan Çavreş'im. Bu dünyadan göçerken bile gülümsüyor yüzün. Hani sana kurşun işlemezdi..."
Annenin çığlığında, o muhteşem gülüş ölümsüzleşmeliydi diyorum ve sonra bakıyorum ölümsüzleşmiş cansız bedeninde ve geride kalan çocukların yüzünde...
Çavreş'in kısacık öyküsünde gizli aslında burada hayatlar. Ölüm, yaşam, direniş, varoluş ve özgürlük...
(fk)