AYÖŞ illerin taşınması için 'referandumla sorulmalı' diyor
09:00
Sibel Yükler/JINHA
ANKARA - Şehir Plancıları Odası Diyarbakır Şubesi yönetim üyesi Yıldız Tahtacı, Türkiye’nin 1992 yılında Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın (AYÖŞ) 5. maddesini onaylayarak yerel yönetimlerin korunmasını ve güçlendirilmesini taahhüt altına alındığını hatırlattı. Türkiye’nin imzaladığı özerklik şartındaki 5. maddede, ‘Yerel yönetimlerin sınırlarında, mevzuatın elverdiği durumlarda ve mümkünse bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara önceden danışılmadan değişiklik yapılamaz' diyor. Bu şarta göre, il ve ilçe merkezlerinin taşınması referandum ile sorulmalı.
Hakkari il merkezinin Yüksekova’ya, Şırnak il merkezinin Cizre’ye taşınmasıyla ilgili kararın geçen hafta "güvenlik" zirvesinde verildiği ortaya çıktı. Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun "gerekli hizmet ulaştırılamıyor" iddiasıyla ortaya çıkardığı bu kararla Şırnak ve Hakkari kent merkezleri taşınarak güçsüzleştirilecek. Bu kararla birlikte, taşınma ve yeni altyapının oluşturulması için kurumlara 90 günlük süre tanınıyor. En az 15 kurum ve 500 memur yer değiştirecek. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Sosyoloji bölümünde araştırma görevlisi olan Esra Dabağcı, il merkezlerinin taşınmasını iki farklı soru ve düzlemde ele alınabileceğini ifade ederek, “İlk soru; devlet idaresinin böylesi bir siyasal konjonktürde valilikleri taşımak gibi bir stratejiyi neden tercih etmiş olabileceği; ikincisi ise bu değişikliğin yereldeki halkın gündelik yaşamına nasıl etki edeceğidir” diyor.
Kaybolan otoriteyi yeniden tesis etme çabası
Mevcut değişikliğin öncelikli sebebinin hükümetin “güvenlik politikası” olduğunu söyleyen Esra, mülkî iradenin yerel iradeye karşı bir otorite sağlama çabası olabileceğini de belirterek, “Valilikler taşınarak yerel yönetimleri güçsüzleştirmek ve işlevsizleştirmek amaçlanıyor olabilir. Yerel yönetimlerle devletin mülkî idaresinin, yani seçilmişlerle atanmışların karşı karşıya gelmesi ve yerel yönetimlere yönelik baskının daha da artması söz konusu. 16 Ağustos’tan başlayarak günlerce süren sokağa çıkma yasakları, hendek direnişleri ve yaratılan savaş ortamı ile devletin kaybolan otoritesinin yeniden tesis etme çabası olarak da okunabilir. Dahası, devlet idari merkezleri sınırlara daha yakın yerlere taşıyarak kendi siyasi sınırlarını güçlendirmek istiyor olabilir. Sınırların farklı taraflarında yaşayan ve birbiriyle dost ve akraba olan Kürt halkının bağlarını zayıflatarak özellikle Kantonlar'daki siyasi ikliminin etkilerinin azaltılması amaçlanıyor olabilir” diye konuştu.
‘Ranta çevirerek yerel bir inşaat hamlesi başlatabilir’
İdari merkezlerin taşınmasının özellikle bu iki ilçedeki yurttaşların gündelik yaşamını değiştirecek çeşitli etkileri olacağını da dile getiren Esra, TOKİ’ye dikkat çekerek, “Öncelikle Star gazetesinin TOKİ’yi göreve çağırdığı insanlık dışı manşetini hatırlayarak savaşın bir inşaat ekonomisine de dönüşebileceğini söyleyebiliriz. TOKİ ve devlete yakın inşaat şirketleri bu iki ilçedeki çatışmalardan zarar gören pek çok yeri ranta çevirerek yerel çapta inşaat hamlesi başlatabilir” dedi. Bu durumun buralarda yaşayan halkın yeniden yerinden edilmesine sebep olabileceğini de vurgulayan Esra, mekânsal izlere de işaret ederek, “İnşaat hamlesi savaşa dair tüm mekânsal ve sembolik izleri de silmeyi amaçlayacaktır. Ayrıca en az 15 kurum ve 500 memurun yer değiştireceğini düşündüğümüzde Yüksekova ve Cizre halkının devletle olan temasının boyutunu değişebileceğini söyleyebiliriz. Sadece resmi binaların sayısındaki artış değil, gelen memurlar ve onların aileleri ile yerel halkın teması devletin fiziksel ve bedensel varlığının daha farklı bir biçimde hissedilmesi anlamına gelebilir” diye belirtti. Yine kurumların, binaların ve memurların taşınması ve inşaat, mekansal değişim faaliyetleri ile bu iki kentin siyasal ve sosyal cehresini tamamen değiştirmenin amaçlanabileceğini söyledi.
‘Dünyada yerel yönetimlerin özerk yapısı güçlendiriliyor’
Şehir Plancıları Odası Diyarbakır Şube yönetim üyesi Yıldız Tahtacı da, Türkiye’nin 1982 Anayasası 123. ve 127. Maddeleri kapsamında yerelin yerinde yönetim teşkilatı olan mahalli idarelerin yerel halkın mahalli müşterek, yani ortak ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulduğunu ve yerel yönetimlerin halka daha yakın olması, ihtiyaçların daha kolay ve erişilebilir bir şekilde karşılanmasının yine yasada belirtildiğini hatırlatarak, “Yerel yönetimler bu özerk yapısıyla halkın katılımcılığının etkin olduğu ve demokrasinin gerçekleştiği yerlerdir” diyor.
Avrupa’da yerelin özerk yapısının nüfusa ve coğrafi yapısına bakılmaksızın yasal güvence altına alındığı bir dönemde Türkiye’de bunun tersi uygulamaların yapılmasının evrensel ilkelere uygun olmadığını belirten Yıldız, dünyada yerel yönetimler ve özellikle belediyelerin özerk yapısının güçlendirilmeye ve yasal güvence altına alınmaya çalışıldığını hatırlatıyor.
Kentleri insansızlaştırma ve boşaltma
Demokrasinin ve katılımcılığın uygulandığı alanların yerel yönetimler ve özellikle belediyeler olduğunu söyleyen Yıldız, göç politikasına da dikkat çekerek, “Bu uygulama hükümetin yerel üzerinde askeri ve idari yapısını güçlendirecek merkezler oluşturmak amacı taşımaktadır. Diğer taraftan Hakkari ve Şırnak'ın hizmet yapısını azaltarak bu kentlerden göç etmeleri sağlamak ve ekonomik yapıyı zayıflatmayı bu merkezleri insansızlaştırmayı hedeflemektedir. Bu karar kentleri insansızlaştırmak ve boşaltmanın başka bir yolu olarak görülebilir” dedi.
Hitler Almayansı ve asimilasyon politikası
Devletler tarihine bakıldığında özellikle savaş ortamında bu tür uygulamaların görüldüğünü belirten Yıldız, “Hitler Almayansı’nda Yahudileri toplama kamplarına almak için öncelikle insanlar vatandaşlıktan çıkarıldı. Bütün bunlar insanları değersizleştirmek ve yok saymak olarak okunabilir. Bu yapılanlarında bu uygulamalardan bir farkı yoktur. Verilmiş bir hakkın, halkın elinden alınması bir itibarsızlaştırma ve değersizleştirmedir. Buradan bakıldığında farklı bir göç ve asimilasyon politikası olarak görülmektedir” diye belirtti. “1990’lı yılların köy boşaltmalarının artık kent boşaltmaları olarak görüldüğü bir dönemdeyiz” diyen Yıldız, son üç yıllık süreçte sağlanan barış ve müzakere ortamının çatışma ve savaş haline dönüştürüldüğünü ve bunun her alanda geriye gitmek anlamına geldiğini söyleyerek, evrensel hukuk ve yaşam ilkelerine dönülmesi gerektiğini dile getirdi.
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı
Şehir Plancısı Yıldız Tahtacı, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ile ilgili şunları aktardı: 1985 yılında Avrupa Konseyi üye ve üye devletler imzalamış, Türkiye ise bu şartı 9 Aralık 1992 tarihinde onaylanmıştır. Belli maddelere çekince koyan Türkiye, şartın 5. maddesini onaylamıştır. Şartın 5. Maddesinde, ‘Yerel yönetimlerin sınırlarında, mevzuatın elverdiği durumlarda ve mümkünse bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara önceden danışılmadan değişiklik yapılamaz' denilmektedir. Bu şarta göre, Hakkari ve Şırnak'ın il İdaresinden ve il belediyesinden düşme kararı; orada yaşayanların belirlemesi gereken bir karardır. Türkiye Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartını imzalayıp yerel yönetimlerin korunmasını ve güçlendirmesini taahhüt altına almıştır. Dolayısıyla imza altına aldığı ‘Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na uymalıdır. Hükümetin kendi amaçlarına uygun çıkardıkları yasalara ya da uygulamalara referandum seçeneğini gündemleştirmeleri bu şarta göre de yapılması gereklidir. Özellikle bu illerde yaşayanlara il ve il belediyesi düzeyinden çıkarılacakları referandum ile sorulmalıdır. Çünkü bundan sonraki süreçlerde hizmete erişimleri değişecek ya da olumsuz etkilenecek olanlar bu kentlerde yaşayanlardır.”
(fk)