Yaşasın mı halkların kardeşliği Miray bebeğe Taybet anaya rağmen? - İZLENİM

09:08
İZLENİM" class="social-twitter">

Dilan Karamanoğlu/JINHA

ŞIRNEX - Eşitlik olmadan kardeşlik olur mu sahiden... Yaşasın mı halkların kardeşliği... Miray bebeğe, Taybet anaya rağmen? Tabutlar geçiyor önümüzden; bir, iki, üç, dört... Saymıyoruz tabutları, evlatlarını devlet saldırılarında kaybeden annelerle babalar bir ağızdan diyor: "Kürdistan'ın başı sağ olsun, Serok Apo'nun başı sağ olsun", anneler ekliyor yine: "Nasıl ki 90larda direniş kazandı, şimdi de direniş kazanacak, terk etmiyoruz topraklarımızı."

Ablukaların devam ettiği ilçelerin bağlı olduğu kent merkezi Şırnak'tayız. Buralar ablukaların arda kalanlarını görmek isteyenler için birebir bir kent. Katliamların son durağı burası oluyor. Devlet Hastanesinin yaraları iyileştirmek, hayat kurtarmak, tedavi etmekken görevi burada her gün yüreklerde yeni bir yara yeri açılıyor.

Bir tabut, iki tabut, üç tabut..., yedi tabut... yirmi tabut, bilmem kaç tabut gördük hastaneden haber geçebilmek için. Cizre'de, Silopi'de devlet güçlerinin saldırılarıyla katledilenler malum ki 'otopsi işlemleri' için Şırnak Devlet Hastanesi'ne gönderiliyor. Her gün tabutlar geldiğinde bir sürü şey düşünebilirsiniz. Ama en trajik olanı ise "neyse ki cenaze alınmış sokaktan..." sözleriniz olabilir. Çünkü Kürdistan'da cenazeler günlerce sokak ortasında kalabiliyor. Cenazeyi köpekler yemesin diye geceleri babasının cenazesinin başında nöbette kalan evlatlarla tanışabilir ve yinede ona sorabilirsiniz "Tüm bu olanlar karşısında bir çağrınız var mı?"

"İnşallah erken ölmüştür" diyen annesinin cenazesini 7 gün boyunca bir evin camından gözleyen bir evladın sözlerini okuyabilirsiniz yine. Kim annesi için bunu diyebilir diye düşündüğünüz olur mu olmaz mı pek bilmem, malum bu aralar kardeş halkımız buraları çok düşünmüyor.

Eşitlik olmadan kardeşlik olur muydu sahiden...?, Yaşasın mı halkların kardeşliği Miray bebeğe, Taybet anaya rağmen?

Tabutlar demiştik, uğurlayamadığım her arkadaşım için bu tabutlar benim can'ım oldu, dostlarım oldu hepsine "güle güle" dedim. Her birine hem kendi isimlerini veriyoruz, hem de bu toprakların katliamlarında kaybettiğimiz ama uğurlayamadığımız arkadaşlarımızın ismini verip vedasını ediyoruz.

Gel gelelim bu kadar cenazenin içinde birde bunları yazıp, çizmek haber etmek var. Abluka altında morg haberciliği yapmak, arşa değmenin diğer adı oluveriyor. Duygularını bir kenara bırakıp çok rahat haber yazabilen arkadaşlarımız da var tabi, ama onun rahatlığı daha önceki katliamlara şahitliğinden geliyor olsa gerek. Doğru ile yanlışı değil, gerçekle hayali düşünüyoruz her seferinde. Sonra birden "baharın gelişi"nin durdurulamayacağını duyuyoruz annelerin, gençlerin sözlerinde...

Bir cenaze haberine giderken, daha önceki cenazenin gözyaşlarını taşıyan bir amca görüyoruz mezarlıkta. 12 özyönetim şehidinin mezarlarının başında ellerini başına koymuş diz çökerek oturmuş. Ağıtı var amcanın sesli sessiz birde gözyaşları var... Gözünden akan damlanın toprağa düşüşüyle yeşerecek orada filizler diyor bir ses. Amcanın ağıtına cenazelerini uğurlamaya gelen annelerin zılgıtları karışıyor. Ne kadar çok duygu yaşıyor Kürtler bir anda. Tek olan onurları oluyor. Her bir annenin cenazesi için dediği ortaklık ise "Kürdistan'ın canı sağ olsun, Serok Apo'nun başı sağ olsun".

Özyönetimlerin ilanlarının ardından gelişen süreç işte böyle geçiyor Kürdistan'da. Şimdi sıkıyönetimin uygulandığı ilçelerin her biri bir Kobanê fotoğrafı gibi oldu. Şimdi her yer Kobanê her yer direniş alanı. Sur'da, Cizre'de, Silopi'de, Nusaybin'de katledilenlerle birlikte, Kürdistan'ın tarihsel boyutuna atılan topların geri dönüşümü de yine Kobanê direnişi gibi olsun deniliyor. Yıkıntıların benzerlikleri direnişin de benzerliğini gösteriyorsa bu da demektir ki Kobanê nasıl ki zafere dönüştüyse, özyönetimler de kendisini var etmiştir bu topraklarda.

Botan'da kadınların hikâyelerinin şimdi çocuklarından geçtiğini görüyoruz her seferinde. Nasıl ki 90'larda köy yakmaları-yıkmalarıyla birlikte boşaltmalar geldiyse şimdi de sıkıyönetimlerle birlikte zorla göç ettirilmeye çalışılanlardan dinliyoruz hikayelerini. Kızı anlatırken nasıl zorla çıktığını, annesi de anlatıyor 90'ları, anne, "Kızımı heybeye koydum çıktım köyümden" derken, kızı da "90'larda annemin bana yaptığı gibi bende kendimi çocuğumu heybeye koyup çıktım" diyor. Tarihin Kürdistan'da tekerrür ettiğini söylerlerken birde ekliyorlar, "Nasıl ki o zaman direniş kazandı şimdi de direniş kazanacak..."

(fk)