Leyla Birlik: Devlet Kürdistan'da tanktır, toptur, işkencedir

09:44

Aysel Işık / JINHA

ŞIRNEX - Cizre ve Silopi kuşatmasında katledilenlerin cenazelerini morg kapısında bekleyen HDP Şırnak Milletvekili Leyla Birlik ailelere yaşatılan akıl almaz acı ve işkencelere tanıklık etti. Bu süreçte çocukların, kadınların, gençlerin devlet tarafından en vahşi uygulamalarla katledildiğini, ifade eden Leyla,"Devlet Kürdistan'da tanktır, toptur, şiddettir, ölümdür, işkencedir" dedi.

Cizre ve Silopi ablukası başladığı günden bu yana devlet güçlerinin katlettiği sivillerin otopsisi yapılmak için Şırnak'a getirildiğinde Şırnak Devlet Hastanesi'nin morg kapısında cenazeleri bekleyen ve teşhis için morg odasına giren HDP Şırnak Milletvekili Leyla Birlik, süreç içerisinde yaşadıklarını anlatı. 100'ü aşkın cenazeyi karşıladığını belirten Leyla, "Daha önce de ablukalar gördük yaşanan çatışmalar gördük. Kürdistan'da böyle büyüyoruz. Ama şuan yaşanan vahşet diğerlerine benzemiyor. 100'ün üzerinde cenaze aldım ben Şırnak Devlet Hastanesi'nden. En çok acıtan ailelerin durumuydu. Aileler cenazeye gelemiyor, cenazesini alamıyor, ablukanın içinden çıkamıyor. Ailelerden aldığım telefonda 'cenazelerimize sahip çıkın bari cenazelerimizi almasınlar' oluyordu yani o acıyı bile yaşamaya fırsat bulamıyorlardı" diye konuştu.

'Halk cenazelerinin yasını tutamıyor'

Kürt halkına cenazelerini bile gömmelerine izin verilmediğini bunun yanında cenazelere bile işkence edildiğini belirten Leyla, "Yakının bu şekilde öldürüldüğü zaman orada olmak istersin, aile bir arada olmak ister, o cenazenin yasını, dini vecibelerini yerine getirmek ister. Bu halka buna bile izin verilmedi. Katledilmek yetmedi, bunun yanında cenazeler üzerinden işkence yine ablukada kalanlar ve işkencede kalanlara yapıldı" dedi.


'Çocuklar yavaş yavaş ölüyorlar'

Abluka altındaki halkı katlederek ve katledilenlerin yakınlarına da ölümden beter bir şekilde işkence edildiğini söyleyen Leyla, "Bir annenin gözünü önünde çocuğu vuruluyor biz, 45 gündür bunu yaşıyoruz. İnsanların gözünün önünde çocuklar vuruluyor. O çocuklar saatler sonra yavaş yavaş kan kaybederek gözler önünde ölüme terk ediliyorlar ve yaşamlarını kaybediyorlar. Bunu tarif edecek bir kelime yok. Öldürmek bir işkencedir, abluka bir işkencedir, bütün o hak ve hukukun yerle bir olmasıdır. Ama bu da yetmiyormuş gibi ablukanın dışında kalanlara da onursuzluğu dayatan bir yöntemdir. Cenazelerin bir yerden bir yere taşınması da o direnişi kırmak ve onursuzlaştırmaktır. Annelerin gözlerinin önünde çocuklarıyla aralarında bir kaç kilometre olmasına rağmen ve evlatlarının kan kaybettiğini bilmelerine gidememeleri durumu açıkça bir işkencedir. Bu vahşetin bir karşılığı yok" diye vurguladı.

'Acının tarifi yok'

Leyla, morgun önünde cenazeleri beklerken oluşan atmosferi anlatarak, "Morgun içi dışı bazen hep tabutla dolu oluyordu. İnsanların telefondaki yaşadıkları acının ve bir halka bunları yapmanın insani bir açıklaması yok. Aldığımız cenazelerin hepsi sivildi ve hepsi orada yaşayan insanlardı. İnsanlar resmen taranmış ve katledilmiş. Botan halkı kendi iradesini ortaya koydu. Aslında bu noktada devleti tartışmak lazım. Kürdistan'da devlet nedir? Halk bu devleti nasıl görüyor" diye sordu.
Kürdistan'da devlet kavramının farklı olduğundan söz eden Leyla, "Bizim görüşmelerimizde her yaptığımız tartışmada özel kuvvetlerin bize söylediği şey şudur: 'Devlet benim. Devlet Kürdistan'da tanktır, toptur, şiddettir, ölümdür, işkencedir."


'Kadınlarımızı katlediyorlar'


Leyla Silopi'de katledilen 3 Kürt kadın siyasetçinin ölümünden etkilendiğini şu şekilde ifade etti: "Cizre ve Silopi'de zaten aynı zamanda abluka başlatıldı. Evet kuşatmadan sonra ölümler bekleniyordu ama bu kadar yoğun bir şekilde beklemiyorduk. Morgun kapısında açtığım her yüzü tanıyordum. Bizim parti çalışanlarımızdı. Bizim çocuklarımızdı. Sêvêleri o şekilde almak inanılmaz bir duygu. Bu şekilde vahşice ve bütün gece bütün uğraşlarımıza rağmen arkadaşlarımız infaz edildi. O akşam morga gittiğimde gelenlerin kadın olduklarını söylediler ve hiç umudum kalmadı. Genel Merkez'den bir arkadaş aradığımda ise 'kadınları öldürüyorlar, kadınlarımızı katlediyorlar' dedim."

'Acının tarifi var mıdır?'

Uygulanan vahşetin katliamların hiçbir ahlaka dine sığmadığını belirten Leyla "Sêvê'nin annesinin gözlerine baktığım zaman o kurduğu cümleler, ya da Şırnak Devlet Hastanesi'ne cenazeler geldiği zaman telefonum çaldığında 'Benim kızım mı benim çocuğum mu' diye sorduklarında bunların izahı olmuyor. Düşünebiliyor musunuz bir abluka var ve insanlar biliyor o mahalleden 3-4 cenaze çıkmış. İnanılmaz bir dram bu yaşananlar. Bunun insanlıkla bir tarifi yok başka bir izahı var mıdır?" diye sorarak tepkisini dile getirdi.

'Telefondaki çaresiz feryatlar'

"Savaşları biz duyduk biz yaşadık, biz okuduk" diyen Leyla,"İki taraf savaşır insanlar ölür bunu anlarsın. Ama bu şekilde telefondaki insanların çıkamama hallerinin verdiği feryat, cenazelerini alamamalarının verdiği feryat bambaşka. Aileler aradığında 'Yüzünü gördün mü, o muydu', telefon tekrar geliyor, 'Emin misin o muydu?' diyordu. Biz günlerce morgun kapısında bunları yaşadık. Buda yetmiyormuş gibi insanlar bizden şunu rica etti 'cenazelerimiz kalsın biz defnedelim.' Ama bu da olmadı" diye vurguladı.


'Ne tabut yetti ne de morg'

Devletin Kürdistan'da uyguladığı insanlık dışı uygulamalara karşı öfkeli olduğunu söyleyen Leyla sözlerine devamında şunları söyledi: "Öfkeleniyoruz, öfkeliyiz, ben çok öfkeliyim çok kızgınım, unutmayacağım da. O morgun kapısında yaşadıklarımızı asla unutmayacağım. Ne tabut yetiyor, ne morg yetiyor, ne soğuk hava depoları yetiyor. Bu vahşet nasıl bir şeydir. Nasıl bu kadar sessiz kalınabiliyor. Herkes ne kadar normalleştirdi bunu. Mahallelerden bu kadar cenaze çıkması. Anne karnında, 5 yaşında, 13 yaşında çocukların cenazelerinin çıkması, bu ne kadar normalleşebiliyor. Silopi toparlandı mı bitti mi? Yaşananlar bitti mi? Yeni binalarla bu iş halledilecek mi?" dedi.
Süreç içinde ailelere inanılmaz acılar yaşatıldığını vurgulayan Leyla, "Anneye izin vermiyorsun çocuğunu koklasın öpsün son kez uğurlasın. Sonradan yetiştirdiğimiz ailelerin son kez nasıl koklayıp öptüklerine şahit olduk. Günlerce sokakta cenaze bekletiyorsun. Sen bu cenazeleri neye göre bekletiyorsun? Hangi dine, hukuka, ahlaka, insani değere göre bekletiyorsun?" diye sordu.

'Kanlarını damıta damıta öldürdüler'


Tanka, topa karşı Botan'ın her şeye rağmen mücadele edeceğini ve direneceğini belirten Leyla, "Vahşi hayatta bile belgesellerde izlerken, bir hayvan diğerini öldürürken canını acıtmadan öldürdüğünü görüyoruz. Cihan Karaman nasıl öldürüldü? Kanını damıta damıta öldürdüler. Cihan'ın, Mehmet'in annesinin hislerinin karşılığı var mı? Bir anne bir ilçenin dışında bekletiliyor oğlunun kanının aktığını biliyor. Bizim bu çocuklarımıza yapılanın kimsenin kabul etmemesi gerekiyor. Sen savaşabilirsin ama onunda bir onuru haysiyeti ve şerefi var. Kürtler bunu kabul etmiyor. Kabul etmeyecek de. Botan sonuna kadar direnecek" dedi.

(dk/gc)