Bu anlatılan bizim hikâyemiz: Bir Kadın Uyanıyor - SÖYLEŞİ

09:29
SÖYLEŞİ" class="social-twitter">

İSTANBUL- Kadınların erkekler tarafından anlatılmasından sıkıldıysanız ve acaba “Burada kadın ne düşünüyordu?” dediğiniz sahneler bir hayli fazlaysa bir kadının gerçek hayat hikayesini yine bir kadının yazdığı ve oynadığı “Bir Kadın Uyanıyor”da mutlaka izlemelisiniz.

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nda (BGST) tiyatro oyuncusu Aysel Yıldırım’ın oynadığı tek kişilik iki perdelik “Bir Kadın Uyanıyor”, bir kadının gerçek yaşam öyküsüne dayanıyor. Alev, Albay-hakim bir baba, öğretmen bir anne tarafından Kemalist formasyonda yetiştirilmiş üst orta sınıf bir ailenin kızı. Kemalist formasyonun, bir projenin çöküşü gibi bir hikaye de var oyunun arka planında. Çok sıradan görünebilecek bir yaşam hikayesi var. Bir kadının erkeklerle karşılaşması, yoğun psikolojik şiddet yaşaması, aldatılması, boşanması ve TCK ile yüzleşmesi, erken yaşta menopoz, kendisine yeniden hayat kurması, maddi sıkıntılarla boğuşması, toplum tarafından yalnız bırakılması ve uyanıyor olması. Hikaye tüm bunlardan nasıl uyanarak çıktığını anlatıyor. 'Bir Kadın Uyanıyor' oyununun nasıl ortaya çıktığını, konu itibariyle nelere dikkat çektiğini, seyircinin tepkilerini ve oyunla ilgili daha birçok konuyu Aysel Yıldırım'a sorduk.

*'Bir Kadın Uyanıyor' nasıl doğdu?

2005 yılında BGST çatısı altında feminist kadın çevresinin bir projesi olarak, 'Bir Kadın Uyanıyor' oyununu, sadece kadınlara açık bir formda oynamaya başladık. İki perdelik tek kişilik oyun, bir kadının ilk gençliğinden menopozuna kadar gerçek yaşam öyküsü üzerine kurulu. Oyun, feminist bir tiyatro örneği. Çalışmanın her noktasında kadınlar yer aldı. Onun da ötesinde feminist dramaturji ile yapıldı. 'Bir Kadın Uyanıyor', Halide Edip’in 'Bir millet uyanıyor'undan ironi yaparak devşirdiğimiz bir isim. Oyunu sıradanlıktan kurtaran şey kadının bütün zorluklarla mücadele etmesi ve yenilmeyip yeni bir şeye uyanmasıdır. Bu yüzden sıradan bir hikaye olmayıp, bir mücadele hikayesi.

*Müzik kutusu olduğunu düşündüğümüz sandığın kapağını açarak uyanıyor kadın, müzik eşliğinde. Sonra darbeler alıp sarsıldığını ve yeniden uyanmaya çabalamalarını görüyoruz. Oyunda sandık nasıl bir metafor?

Müzik kutusu gibi açılan sandığın çok fazla göndermesi var aslında. Kadının çeyiz sandığıdır. Hayat hikayesini içine sakladığı küçük bir kutu. Hatta oyunda kadının vajinası için kullanılan bir tabir olan 'elmas kutusuna' bile gönderme yapılabilir. Ben sahnede bir kutunun içerisindeyim. Seyircilerle birlikte daha da büyük bir kutunun içerisinde hep birlikte var oluyoruz. Kadının elmas kutusundan başlayıp büyüyerek sandığa, sandıktan sahneye, sahneden daha büyük bir tiyatro salonuna dönüşüyor. Ve belki bir araya geldiğimiz her ortama dönüşen ve içinden kadınların hikayelerinin çıktığı ve paylaşıldığı bir metafor.

*Tek kişilik iki perdelik bir oyunu oynamak risklidir. Ama oyunculuğunuzla başarılı bir şekilde bunun üstesinden geliyorsunuz. Ve sahnedeyken aslında başka bir kadının değil de sizin hikayenizmiş hissi uyandırıyor. Bunun nedeni oyunun 12 yıllık geçmişi mi yoksa kadını hissedebilmek ve aynı şeyleri yaşıyor olmaktan kaynaklı içselleştirmek mi?

Zaman geçtikçe kadınlık durumuyla kendi aramda keşfettiğim ortaklıklar çoğalıyor. Ya da oyunculuk deneyimi artıkça ve bizim deneyimimiz. Bu çok özel bir oyundu çünkü birlikte ürettiğimiz kolektif çalışma ortamının sonucuydu. Bir yazar bir oyuncu bir de anlatıcı vardı. Herkes işini severek ve çok iyi yapıyordu. Pınar’ın hikayesini dinlerken bazen gülüyorduk bazen ağlıyorduk. Daha çok gülüyorduk, çok komik bir anlatıcımız vardı. Saatlerce, günlerce, gecelerce bize hayat hikayesini anlattı. Ve biz kayıt cihazını açıp sadece dinliyorduk. Özdeşleşiyorduk, zaman zaman sorguluyorduk. Verdiği cevaplardan tatmin olmayıp yer yer eleştiriyorduk. Bütün bunları paylaşırken o ortak noktaları keşfettim. Bir oyuncu için büyük şans. Yine topluluktan bir arkadaşım, ustam ve çok iyi bir yazar olan Sevilay Saral’da sürecin içinde aynı şeyleri yaşayarak 'dil empatisi' ile oyunu yazdı. Kendisi bir feminist ve feminist dramaturji ile oyunu yazdı. Kendi hikayem gibi hissederek oynadığımı düşünüyorum.

*Karakterle bu kadar özdeşleşmişken sahnede çeliştiğiniz noktalar oldu mu?

Oynarken değil. Bir intikam sahnesi var. Kocası tarafından aldatılıyor. Ve bunu fark ettiğinde kocasından intikam almak istiyor. Ama bu intikamı kadın üzerinden yapıyor. Bir kadından intikam alıyor olmasını çok içselleştirmedik orda yabancılaştık. Ve sahnede eleştirel bir noktadan bakarak: 'Kusura bakmayın kahramanınız istediğiniz kadar masum değil' repliğiyle dile getirdik. Kadının hiç tanımadığı bir kadını taciz ettirdiği sahnede seyirciden alkış geliyor. Ama sahnenin sonunda bu cümleyi kurduğunda bir duvar çarpıyor galiba seyirci. 'Birde bu tarafından bakın isterseniz kahramanınız en azından bunun farkında. Çünkü artık uyandı.' Kadının böyle birçok dönüm noktası var. Duvara çarpıp yeni bir şeye uyandığı. Sahnede karakterle sürekli özdeşleşen bir oyuncu yok. Yazarda böyle yazmadı. Eleştirel de bakabilen ama hikayeyi çok sahiplenen ve onun içerisinde anlatan bir hikaye.

*Kadının uyanışın gerçekleştiği sahne tam olarak hangisi?

İşte, güzelliği orada. Oyun şunu söylüyor; tamamen uyandığın bir nokta yok. Hep uyanmaya devam edeceğim ve tekrar uyuyacağım ve tekrar uyanmam gerekecek. Sürekli uyanmak gibi bir motif var. Benim tamamen aydınlandığım bir nokta yok ve hayat devam ediyor. Hayat sürekli sizin karşınıza duvarlar örüyor ve sizin bu duvarları aşmanız, kafanızı çarpmanız, oradan atlamanız ya da kafanızı çarpmaktan vazgeçip başka yol bulmaya çalışmanız gerekiyor. O yüzden oyunun son tiradında, 'Ben tam olarak uyandım mı diye kardeşim sordu bana ve ben tam cevap veremedim. Ama şunu söyledim uyanmak kavga etmek, hiç durmadan kavga etmektir kardeşim. Dinlenmek hakkım olsa da uyumak haram. Yorulur da kavgadan vazgeçersem bir gün uyanışımda biter o zaman.' Karanlık günler içinde kabuslar görmeye ya da tatlı rüyalar görmeye ve kendinizi kandırmaya devam edebilirsiniz ama uyanın uyanalım gibi bir çağrısı var oyunun.

*Kadının hikayesi ve yine kadınların eseri olmasından kaynaklı bir cesareti var oyunun. Cinsellik, inanç, toplumsal ön yargılar, siyaset aslında yaşamımızda yer edinmiş birçok konuya cesaretle parmak basıyor. Sizce kadınlar olarak bu konuları daha fazla konuşmaya ihtiyacımız yok mu?

Oyun sonrası söyleşide bir izleyici, 'Son zamanlarda cinselliği konuşmaz hale geldik, çok kapandık. Dekolteleri kapatmaya başladık. Sahne de daha rahat kostümle bir oyuncuyu görmek, objeleşmeden sahneden o çıplaklığı görmek ya da cinselliğini anlatması bunlar çok iyi geldi bize. Oyunun bunu yapıyor olması çok güzel buna ihtiyacımız var' dedi. Artık sanatçılarda kendilerini sansürlemeye başladığı için ya da medyada doğrudan sansür mekanizması işlediği için bunu konuşuyor olmanın kendisi bile ilerici bir şey gibi geldi. Size kapanmak dayatılıyor. Ve buna karşı başkaldırı bir direnişe dönüşüyor.

*Bu oyun bir kadının gerçek hayat hikayesi. Kaleme alan bir kadın, oynayan bir kadın. Bugüne kadar erkekler tarafından anlatılan kadınları görmek ve erkek hikayeler dinlemek yerine bu hikayelerin varlığı çok önemli. Bu anlamda bu işi yapacak genç kadınlara tavsiyeniz nedir?

Cevabı sorunun içinde aslında. Söylediğin gibi kadınların kendi hikayelerini anlatmaları, hatta mümkünse başkalarına da anlatmaları bu böyle sanatsal bir form içerisinde dans ederek, yazarak, çizerek ya da benim gibi oyunculuk yaparak çoğalması önemli. Sanatçıların bunu yapmaya çalışmaları bunu yapma azmini hiçbir zaman kaybetmemeleri gerekiyor. Hep erkekler anlattı bizim hikayelerimizi. Erkeklerin, ataerkilliğin bakış açısından fenalık geldi artık. Feminist bir bakış açısından hikayelerin anlatılmasına ihtiyacımız var. Kadınlar bu tür eserleri gördüklerinde 'Değersiz değilmiş benim hikayem' diye düşünüyorlar. Bu benim de hikayem deyip hikayeden güç alan kadınlar var.

*'Bir Kadın Uyanıyor' 4. Amed Tiyatro Festivali kapsamında Diyarbakır’da seyircisiyle buluşacaktı.
Ancak son zamanlarda yaşanan baskı, tutuklama, abluka en son olarak Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanması festivalin yapılma koşullarını ortadan kaldırdı. Bir sanatçı olarak böylesi süreçlerde sanatın üzerindeki baskıları nasıl değerlendiriyorsun? Ve bir sanatçı bakılara karşı nasıl cevap olmalı?

4. Amed Tiyatro Festivali’ne geçen sene 'Kim var orada' oyunu ile katılmıştık. Çok güzel geçmişti. Bu sene de 'Bir Kadın Uyanıyor' oyunumuzla davet edildik. Hazırlıklara başlamışken festivalin yapılma koşulları tamamen ortadan kalktı. İktidar tarafından orası bir savaş alanı haline getirildi. Festivalin yapılamaması çok büyük bir darbe aslında. Bunun karşısında dayanışma örgütleyebiliriz. Ve bence festivalin birçok sahnede yapılıyor olması buna bir cevaptır. Amed'te oynayamadık oyunumuzu ama festival kapsamında İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi Demir Demirgil Salonu’nda oynadık ve bunu duyurduk. Eğer bir baskı varsa karşısında direnişte var. Baskı her yerdeyse direnişte her yerde. Her yer sahne her Amed. Her yer Amed festivali için oynanabilecek bir sahne olabilir.

'Son olarak eklemek istediğiniz bir husus var mı?

OHAL sürecinde yaşanan gelişmeler sanatı da etkiliyor. İnsanları 'haklarınızı savunun, seçime katılın' diyerek siyasal arenaya davet ediyorsunuz sonra da o arenada halıyı altlarından çekiyorsunuz. Belediye başkanlarını, milletvekillerini seçilmiş insanları içeriye alıyorsunuz yerine başka birini atıyorsunuz. Boğaziçi Üniversitesi’nde de aynı şeyi yaşadık. Seçilmiş bir rektörümüz vardı ama o atanmadı bir başkası şuanda yönetimde. Hem ülkenin hem de üniversitenin özgürlükçü geleneklerine darbe anlamına geliyor. Umarız gelecek bize daha kötü senaryolar yaşatmaz. Bunun içinde gerçeklik için uğraşmak ve birlikte dayanışmak gerekiyor.